Yazar: İris Işık
5 Temmuz 2022
Sessiz kalınan konuların peşinde bir hikaye anlatıcısı: 10:AM markasını Seçil Alkış anlatıyor

Kendi meselesinin peşinde bir hikaye anlatıcısı 10:AM. Vermek istediği mesajları ince ince işlediği illüstratif baskılar ve grafik tasarımlara sanatsal bir formülle taşıyor. Hem giyen hem de gören işte bu hikayelerin birer parçası oluyor. Bildiğimiz, yaşadığımız ve gelecekte bizi etkileyecek olan toplumsal gerçeklerin hikayelerini kıyafetler aracılığıyla anlatan 10:AM’in kurucu ve tasarımcı koltuğunda ise Seçil Alkış var.

Uzun yıllar boyunca sanat dünyasındaki çalışmalarıyla New York ve İstanbul arası mekik dokuyan Seçil Alkış’ın sanatçı kimliği markaya farklı bir bakış açısı getiriyor. Görmezden gelinen sosyolojik meseleleri radarına alan 10:AM bir moda markasından öte, takipçileri için bir konsept sunuyor diyebiliriz. Yeni dünya, yeni etkileşim yöntemleri ve elbette sosyal medyanın gücünü arkasına alarak benimsediği fikirleri her ay çıkardığı farklı koleksiyonlar eşliğinde sunuyor. ”Sanat sanat için mi? Yoksa toplum için mi? Aslında ikisi için de; birinin eksik olması sanatın var olmasına engel oluyor ne yazık ki” diyor Seçil ve biz de Seçil ile sanat ve modanın kesiştiği o ince çizgiden ilerleyerek konuşmaya başlıyoruz.

Fotoğraf: Melisa Su Akar

Seni İstanbul ve New York’taki farklı sanat galerilerindeki direktör kimliğinle tanıyorduk; son birkaç senedir de 10:AM markasıyla detayları özenle düşünülmüş tasarımlara imza atıyorsun. Peki sanat dünyasında başlayan yolculuğunda seni 10:AM’e götüren ne oldu? Markanın arkasında nasıl bir çıkış hikayesi var?

Sanat dünyasının en eksik olan yönünü 10:AM’de buldum diyebilirim. New York Chelsea’de 2013 yılında karma bir sergi açmıştık. İçinde Andy Warhol’un da bir eseri vardı, büyük bir açılış planlamıştık ve o geceki ziyaretçi sayımız 200’ü geçmemişti. Dünyanın en çok tanınan bir sanatçısının eserini de sergileseniz sanat dünyasında ulaşabileceğiniz kitle ne yazık ki çok sınırlı kalabiliyor. Öte yandan yeni dünya, yeni etkileşim denklemleri ve sosyal medya gücü ile fikirlerinizi aktardığınız ürünler ürettiğinizde bir günde 1 milyon görüntülenme alabiliyorsunuz.

Artık klişe haline gelen bir soruya cevap vererek bunu daha iyi özetleyebilirim sanırım; Sanat sanat için mi? Yoksa toplum için mi? Aslında ikisi için de; birinin eksik olması sanatın var olmasına engel oluyor ne yazık ki. İlk şirketimin faturasının bile üzerinde ”If something is beautiful, everyone sees it” (Eğer bir şey güzelse, herkes tarafından farkedilir) yazıyordu. Buna çok inanıyorum. Her zaman yaptığınız şey çok iyi olmalı ve bunu kitlelere ulaştıracak bir tanıtım alanınız olmalı. 10:AM benim için bu iki dünyayı birleştiren ve nefes almamı sağlayan bir dünya yarattı.

10:AM koleksiyonlarındaki slogan ve illüstrasyonlara baktığımızda markanın sanat ile kurduğu ilişkiden izler taşıdığını görebiliyoruz. Bu iki farklı alan hangi noktada birleşerek birbirlerini beslemeye başlıyor? Fikrin oluşması, kağıda dökülüp askıda yerini almasına kadar uzanan bir süreç söz konusu. 10:AM’de bu süreç nasıl ilerliyor?

Bence sanatçı; kendi hayatıyla ilgili meseleleri eşsiz ve estetik olarak ele alan kişiye denir. Ben de eski bir sanatçı olarak kendimi ”moda” demek istemediğim bir alanda var ederek fikirlerimi aktarmanın bir yolunu keşfettim diyebilirim. Kendimle ve dünyayla ilgili çokça mesele var ilgilendiğim. Bunları çoğu zaman tam aktaramadığımda sıkışma yaşıyorum. Fikirlerimi aktarabildiğim tasarımların hepsinde çıkış noktası benim zihnimde hazır oluyor zaten, biraz fikri yoğurup görsele döktüğümde ekiple paylaşıyorum. Alternatifler arasından karar verme süreci ise ekibimle çok fikir alışverişi yaparak ilerliyor, ben sürece herkesin dahil olmasını isteyen bir yönetici/tasarımcıyım. Tasarımlar dışındaki süreç ise bir yıl önceden ürün grupları zaten belirlendiği için tüm ekip hangi ay ne ürünün çıkacağını, kategori ve renk varyasyonlarını biliyorlar. Hatta çoğu zaman fikir birliği ile finalize edip pazarlama alanını tartışmaya başlıyoruz, sonrası size yansıyan taraf. Ayın konusu detaylandırılıyor, uygun çekim modu çıkarılıyor ve planlamalar başlıyor. En büyük artı değerimiz tabii ki Sude Alkış’ın gözü ve Instagram hakimiyeti. Yukarıda bahsettiğim büyük etkileşimleri almamız için her bir görsel ve video tüm detayıyla tek tek planlanıyor ve hayata geçiriliyor.

Dijital dünya çok yönlü düşünmeyi de gerektiriyor. Özellikle de hikaye anlatıcıları için… Peki sen 10:AM ile birlikte ulaştırmayı düşündüğün hikayeyi/mesajı ne tür formüllerle kurguluyorsun? Tasarımın ilk aşamasından sosyal medya iletişimine, stratejilerinizde neler belirleyici oluyor sizin için?

Hikaye anlatıcıları çok doğru bir tanım. Ama bizim için hâlâ hikayesini araştıran demek çok daha doğru olabilir. Bazen bir görsel ararken geçmiş paylaşımlarımızı tarıyorum ve ne kadar geliştiğimizi fark ediyorum. Teknik anlamda değil, derdimizi daha doğru ifade edebildiğimiz ve karşı tarafa geçirebildiğimiz için. Genel 10:AM dünyasındaki en önemli formülün kendimiz olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. 10:AM hep kendi yolundaydı ve öyle devam etti, hep kendi derdimiz vardı ve bunu aktarmaya çalıştık. Örneğin mayo ihtiyacımız, konforlu seksi formda bir mayo olmamasından çıktı. ”Riskli mayo trendini desteklemiyoruz ve konforumuzu geri istiyoruz!” diyerek bunun üzerine bir hikaye kurduk ve buna uygun haddinden fazla revize talep ederek mükemmel forma ulaştırdığımız bikini ve mayo kalıpları ürettik, çekimde bile herkesin doğal ve rahat olmasını istedik. Şu anki Instagram heabımıza bakarsanız, rötuşsuz, ham ve rahat kareler ile ne kadar sakin, ham ama bir o kadar da seksi olduğunu hissedebilirsiniz.

Tek bir profesyonel kimliğin yeterli olmadığı bir iş dünyası var. Tasarımcı kimliğinin yanı sıra bir markanın kurucusu ve direktörü olarak hangi alanlarda en çok bulunman gerekiyor? Ya da şöyle soralım: kurucu kimliğini bir kenara koyarsak hangi alanlarda üretmeyi seviyorsun? Senin için neler öncelikli?

Daha önce çok fazla proje ve ekip yönettiğim için aslında yönetim alanında bir hayli deneyimliydim, ancak iki yıldır aslında bir şirket yönetmeyi öğreniyorum ve bu oyunu tamamen değiştiren bir şeymiş.

Aslında her an her yerde olmam, her şeyi çok önceden planlamam, takip etmem gerekiyor ama bunun üzerine finansı yönetmek ve eş zamanlı olarak tasarım yapmak itiraf ediyorum çok yorucu 🙂 Örneğin; tek bir parça mayonun bile üzerinde onay verilmesi gereken 12 farklı detay bulunuyor ve bu sadece ürün üretimi için geçerli, diğer şeylerden bahsetmiyorum bile. Ama işin üretim tarafını çok seviyorum ve hatta sadece üretim tarafında olmak isterdim. Türkiye’deki şirketimizin altyapısı oturdu ve sorunsuz işliyor. New York’taki şirketimizin de sistemi tamamen oturduğunda yönetim kısmını devretmek ve sadece tasarım-üretim tarafında olmak istiyorum. Yoktan bir ürün tasarlamak, hayata geçirmek ve bunu insanların üzerinde görmek tarif edilemez bir his benim için.

Sokak kültürünün 1990’lardaki moda trendleri üzerindeki o mütevazı etkisi son birkaç senedir oldukça baskın bir hale geldi. Farklı kimliklerden beslenen, düşündüğünü dışa vurmaktan çekinmeyen cesur stilleri artık her yerde rahatça görebiliyoruz. Peki, 10:AM’in sokak stilinde nasıl bir söylemi var? Nasıl mesajlar vermek istiyor?

Öncelikle bizim hiçbir trendi takip etmediğimizi ve etmeyeceğimizi söylemek isterim çünkü kendimizi moda içinde konumlandırmıyoruz. Biz fikirlerimizi dağıtmayı tekstil ürünleriyle yapmayı tercih eden bir markayız. Tekstil sadece bir araç bizim için ve öyle de kalmasını umuyorum. Sokak kültürü ile olan bağımız ise sosyolojiye olan yakınlığımızdan kaynaklanıyor. 2009 yılında tüm eserlerimin aynı anda görüldüğü bir sergi açmıştım, yılın genç sanatçısı ödülü almıştım (Akbank Günümüz Sanatçıları) ve ilk defa bir işim çok iyi bir koleksiyona girmişti. Yaptığım işler sadece iyi boyadığım ve güzel olduğu için değil, hikayesi olduğu için almıştım bu ödülü. Verdiğim bir röportajdan çok kısa bir bölüm eklemek isterim;

”Bazen sadece fotoğraf çekiyorum. Etrafta yaşlanmış gibi görünen eski arabalar görüyorum. Bu arabalar, onları kullanan insanlar tarafından yeterince takdir edilmiyorlar. Şu ana kadar Anadol arabası almayı hayal eden biriyle karşılaşmadım. Ayrıntılı olarak resmettiğim şey bu. Arka planda bazen daha lüks arabalar, bir bakkal, mavi panjurlu ve ağaçlı bir ev var, aynı hayatımızdaki küçük tutarsızlıklar gibi. Araba resimlerini; arabaları sevdiğim için değil, onların yabancı durumları ve yalnızlıkları ilgimi çektiği için resmediyorum.”

Ben o zamanlar bile; bir ev, bir araba ya da kıyafetlere ürün olarak değil arkasındaki hikayesiyle ilişki kuruyordum. Ve bunun değişmediğini yarattığımız dünyada görebilirsiniz.

Henüz 10:AM yeterince şeffaf ve cesur değil, ya da benim anlayışıma göre değil diyebilirim. Ama sosyolojik okumalar ve yansımalar her daim devam edecek.

 

Sokak kültürünün yüksek moda tarafından bile sahiplenilmesindeki etkenlerden biri de sokaktan çıkan her şeyin özgün ve bireysel olması. Sokak kültürü en çok hangi özellikleriyle 10:AM’e yön veriyor? Buradan çıkan renkler ve sesler 10:AM koleksiyonlarına ne şekilde yansıyor?

Sokak yaşadığımız bir alan ve bundan etkilenmemek imkansız dediğim gibi. Ben ise tasarımlarımda renk ve seslerin haricinde sessizlikle daha çok ilgileniyorum. Fear of What? serisinde de bunu işledik ve bu seriyi devam ettirmek istiyorum. Bildiğimiz, yaşadığımız ve gelecekte bizi etkileyecek olan net gerçeklerin hiç konuşulmadığı ve herkesin buna sessiz kaldığını düşünüyorum. Mesela yoğun uyuşturucu kullanan dev bir jenerasyon yetişiyor ve bunu kimse konuşmuyor. Bununla ilgili bir tasarım üzerinde çalışıyorum şu an.

Trendler aslında günümüzü anlamak için bize çok şey söylese de kimi zaman ”anlık” ve ”geçici” olarak da görülebiliyor. Trendleri sen nasıl izliyorsun? Öne çıkan trendler söz konusu olduğunda neleri alıp nelerden hızla uzaklaşıyorsun tasarımlarda?

Trendlerin çok sıkıcı olduğunu ve öznel olmadıklarını düşünüyorum. Kitleleri aynılaştırarak yönetmek ve tüketime yön vermek, içinde olmak istediğimiz bir dünya değil. Bu yüzden takip etmiyorum. Trend yerine her zaman tarz öncelikli biriyim. İnanması zor ama alışveriş yapmayı seven biri hiç değilim. Hayalimiz bir gün sadece 10:AM giymek. Hatta küçükken hayalim, büyüyünce kendime özel bir terzimin olmasıydı, sadece kendi istediğim kıyafetleri dikmesi için.

Geçtiğimiz Nisan’da çıkardığınız sadece tişörtlerden oluşan dokuzuncu koleksiyonunuz Fear of What herkesi kendi doğasını bulmaya ve kendini olduğu gibi yaşamaya davet ediyor. Tabular tarafından yönetilmeye izin vermeyen ve korkuları geride bırakan bir gelecek vadediyor. Tabuları yıkmak, korkulardan uzaklaşmak ve gerçek anlamda özgürleşmek günümüz dünyasının dinamiklerinde ne şekilde mümkün sizce? Bu anlamda 10:AM’in yeni koleksiyonu bize neler söylüyor?

Evet o tasarımımı 2013 yılında küratörlüğünü yaptığım ”Social Animals” sergisinden esinlenerek hazırladım. ”Sosyoloji iki basit unsur ile başlar: insan davranışı düzenli ve tekrar eden bir örgüye sahiptir ve insanoğlu aslında izole bir yaratık değil, sosyal bir hayvandır.” Ely Chinoy’un sözünü tişörtlere taşıdık. Tişörtlerde vermek istediğimiz hikayeyi daha iyi anlayabilmek için biraz sergiden bahsetmeliyim.

Social Animals; psikoloji ve sosyoloji arasındaki boşluğu dolduran disiplinlerarası bir alan olan sosyal psikoloji üzerinden, etik ve insani değerler arasındaki diyaloğa odaklanan bir sergiydi. Gerçek anlamda özgürleşmek tanımı çok geniş ve birçok yere çekilebilir ama kendini özgürleştirmek kesinlikle mümkün. Bunu söylemek kolay ama uygulaması zor diyebilirsiniz ama biz yaptık, çok çalıştık çok sorguladık ama yaptık. Ülkemizde diyemem çünkü tüm dünyada en zor olan şey psikoloji ve en zor soru sen aslında kimsin? Kendini tanımlamak ve kendini özgürleştirmek kavramları. Onun için biz trendleri değil insanları ve psikolojilerini takip ediyoruz, aklımızdan geçenleri ürünlerimize yansıtıp bizim gibi düşünenlerle bir komünite yaratarak güçlenip birbirimize destek olmak istiyoruz.

Bu koleksiyon aynı zamanda küratörlük kimliğinden de besleniyor ve 2013’te küratörlüğünü üstlendiğin Social Animals sergisinden yola çıkıyor. Sergide sanatçılar Mehmet Dere, Sibel Diker, süha Şahin, Merve Şendil, Halil Vurucuoğlu, Lara Ögel yaşadığımız hayatları sorgulanmanın ve denge arayışının uzağında yaşayabilen bir toplum resmediyor. Bu söz konusu toplumun izlerini Fear of What koleksiyonunda hangi detaylarda görüyoruz?

Sergideki her bir sanatçı, var olanı olduğu gibi bırakmak ya da sorgulayıp sorunları tespit etmek arasında bir müzakere sürecini ortaya koyuyordu. Sanatçılardan Merve Şendil (aynı zamanda yakın dostum), arzuların ve beklentilerin günlük hayat içerisinde nasıl oluştuğu ve nasıl sahnelendiği üzerine yansımalar ve gösterimler hazırlamıştı. Bu koleksiyondaki tişörtün en dikkat çekici başlığı sırttaki kabartmalı Fear of What yazısı ve ardından gelen ”Its 2022, you can live as you desire.” Gerçekten yılın 2022 olup hâlâ hayal ettiğimiz gibi yaşayamadığımızı sorgulamak ve hatırlatmak istedik. Ön bölümde logo altında ise bir taraf seçtik ve Right? Wrong? Neither? sözlerini ekledik. Burada da doğru ve yanlış kavramlarının değişken olduğunu ve her daim ”hiçbiri” seçeneği ile yan yana olduğumuzu belirttik. Çünkü herkesin kendi doğrularının olması gerektiğinin altını çizmek istedik. Tişörtün altında küçük bir Andy Warhol esinlenmesi de var. Yaptığı ilk grafik işlerinden birinden esinlenerek tasarladığım ufak bir çizim var tişörtün altında. Başka esinlendiğim tarafları ise Andy Warhol’un kurduğu kendisi ile benzer olan herkesi bir araya getirdiği The Factory. Şirket adımızın tamamı olan 10:AM FACTORY de oradan geliyor. Andy Warhol işleri ile değil, hayatı ile çok büyük ilham kaynağım. Ondan öğrendiklerimle ”You can live as you desire” yani dilediğin gibi yaşa diyebiliyorum.

Fear of What ve Raw&Sexy oldukça yeni koleksiyonlar ama 10:AM olarak ne kadar üretken olduğunuzu bildiğimiz için sormamız gerek: Yakın gelecek için gündeminizde başka ne gibi projeler var?

Elbette şimdiden 2023 sezonu için bir sürü tasarım ve ürün gruplarımız var ama bizi yakın gelecekte heyecanlandıran bir pop-up store projesi var. Biliyorsunuz ki biz Covid-19 salgınının ortaya çıktığı zamanlarda kurulan bir marka olduğumuz için sadece 10am.shop web sitesinden satışımız vardı. Şimdi ise ilk defa fiziki olarak ürünlerimize temas edebileceğiniz Alaçatı’da bir alan yaratıyoruz ve yaz boyunca devam etmesini planlıyoruz. Ama asıl bizi heyecanlandıran büyük haberimiz ise Sude ile New York’a taşınıyor olmamız. Artık 10:AM ekibini daha çok New York sokaklarında yeni projelerle göreceksiniz.

editörün seçtikleri