Yazar: dadanist
30 Aralık 2021
10 maddede dadandık: 2021 yılında popüler kültür gündemini şekillendiren olaylar

Britney Spears’ın zaferine kadeh kaldırdığımız, daha tam ne olduğunu anlamamışken NFT’lere yatırım yaptığımız, ”Demek ex’ten next olabiliyormuş” diye ümitlendiğimiz (bkz. Bennifer 2.0), iklim krizinin tam orta yerinde geleceğimiz için endişelenirken buna eko-anksiyete dendiğini öğrendiğimiz, Jeff Bezos’un fallik imgelerle dolu uzay yolculuğuna güldüğümüz (hayır seninle değil, sana gülüyoruz), verilen ödüllere sinirlendiğimiz ve hatta tüm bu ödüllerin gerekliliğini sorguladığımız, Friends ve Sex and the City ile yeniden buluştuğumuz, koskoca Kimye’nin bitişine şahit olduğumuz, Metaverse ve Mark Zuckerberg’den fena bayıldığımız bir yıldı. Neyse ki Lil Nas X şeytana kucak dansı yaptı da havamızı bulduk.

Yılların son günlerinde şöyle uzaklara (ama çok uzaklara değil) bakıyor, 2021 yılında popüler kültür gündemini şekillendiren olaylara dadanıyoruz.

Hazırlayanlar: Zeynep Naz İnansal & Seden Mestan

Görsel Tasarım: Melisa Su Akar

#FreeBritney hareketinin zaferi

Britney Spears, ‘yalnızlığım beni öldürüyor’ diye haykıralı tam 23 sene olsa da, Spears’ın asla yalnız olmadığı ve tüm dünyadan destekçilere sahip olduğu bu yıl ortaya çıktı. #FreeBritney hareketi zafere ulaştı ve Britney Spears bunca yılın ardından özgürlüğüne kavuştu. Tüm dünyada dev partilerle kutlanan bu zafer dünyada bazen güzel şeyler de olduğunu bize hatırlattı.

Durumun buralara nasıl geldiğini hatırlayalım: 2007 yılında tüm dünyanın gözü önünde yaşadığı mental çöküşün ardından babası Jamie Spears tarafından Britney’e tuzak kuruluyor ve o günden beri özgür iradesiyle herhangi bir şey yapamaz hale geliyor. Kızının psikolojik durumunu öne sürerek kalıcı vasisi olan Jamie Spears, babaların yüz karası olduğunu kanıtlarcasına kızını zorla çalıştırıp ona fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayıp tüm mal varlığına el koyuyor. Yıllarca yaptıkları yanına kalsa da, Britney hayranları onun sosyal medya paylaşımlarından zor durumda olduğunu anlayıp bir hareket başlatıyorlar. Başta onlara deli muamelesi yapılıyor, ancak haklılıkları bu yılın Haziran ayında Britney’nin mahkemede tüm bu olayları doğrulamasıyla kanıtlanıyor. Kasım ayında da sonunda mahkeme kararıyla özgürlüğüne kavuşuyor.

Britney özgürlüğünün tescillendiği gün Twitter hesabında paylaştığı bir videoyla özgür bir kadın olarak yeni hayatı için çok heyecanlı olduğunu anlatıyor (Bir de belki Oprah ile daha detaylı konuşacağını). Ona şimdi ne yapacağını soranlara arabasının anahtarlarına sahip olmak, kendi banka kartını kullanabilmek, ilk kez kendisi için alışveriş yapabilmek gibi küçük anların tadını çıkaracağını söylüyor. Ayrıca Free Britney hareketine teşekkür edip kendisinin de aynı durumdaki insanlar için mücadele edeceğini belirtiyor. Britney ve koca yürekli hayranları bu yılın en güzel ilhamlarından oldu.

Kolaj: Melis Gökçen

Bizim büyük çaresizliğimiz, eko-anksiyetemiz

Marmara Denizi’ndeki müsilaj insan eliyle bir denizin sonunu getirdiğimizi gösterirken bize, hemen sonrasında yanı başımızdaki ormanların ev sahipliği yaptığı tüm canlılarla beraber yanışına şahit olduk bu yaz. Bu coğrafyada hiçbir canlının yaşama hakkına saygı duyulmazken, doğa da bundan payını alıyor elbette. Bir taraftan da iklim krizinin tam orta yerindeyiz; geleceğe dair biçilen senaryolar krizin bir sonucu olarak giderek daha da hızla yaklaşıyor. 

İklim krizinin kıyametvari sonuçlarının doğurduğu korku, çaresizlik ve kaygı hissine APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) eko-anksiyete adını vermiş. Literatüre de giren bu kronik korku, 10 yıl öncesine kadar birkaç kişide görülürken, günümüzde çok fazla insanın, özellikle de genç nüfusun paylaştığı bir kaygı haline geldi. Eko-kaygıyla başa çıkma yöntemleri öneren birçok yazı, kişisel hayatımızı daha sürdürülebilir kılmak için yapabileceklerimizi listeliyor. Her ne kadar iyiye yönelik tüm değişimler etkili olsa da, kapitalizmin geldiği noktada, petrol şirketlerinin tek bir önlem almadığı şu dünyada aldığımız  her önlemin etkisini de sorgulamaya başlıyoruz. Ne olursa olsun değişime kendimizden başlamamız gerektiği kesin… Bu yüzden de bu kaygıyı azaltmak veya artırmaktan önce, bu konuda kendimizi bilgilendirmenin en mantıklı çözüm olacağını düşünüyoruz.

Tüm dünya bu korkuyla başa çıkmaya çalışıyor. 2020 yılında Yale ve George Mason Üniversitesi’nin ortak araştırmasına göre eko-anksiyete Amerika’da özellikle gençlerde yaygın bir kaygı tipi ve bunda küresel iklim kriziyle ilgili farkındalığın artmasının da çok büyük bir etkisi var. Bir yandan da dünyada artan farkındalık, bu krizi fırsata çevirmeye çalışan markaların elinde yeni bir endüstriye ve tüketim fırsatına da dönüşüyor. ”Greenwashing” yani ”yeşil pazarlama” veya ”yeşile boyama” adı altında sürdürülebilir tüketime özendiren ürünler için kullanılan bir terim. Gerçekten dünyayı değiştirmeye çalışan butik markaların yanında, oldukça tutarsız ve aslen sürdürülebilir olmayan ürünlerini bu furyada satabilmek amaçlı hareket eden büyük markalar da tüketicinin kafasını karıştırıyor. Yani dört bir yanımızı kıyamet, felaket tellalları ve çözümün bizde ve tüketmekte olduğunu söyleyen kişiler sarmış durumda.  

Peki bu denge nasıl kurulur? Vicdanımız nasıl rahat eder? Sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsemek, ihtiyacımız olmayan herhangi bir şeyi tüketmemek hala oldukça faydalı. Ancak bunun bir noktada tüm sorumluluk bizdeymiş gibi bir kaygı yaratması, bireyler olarak asıl sorumluları görmemizi önlüyor olabilir. Aslında ihtiyacımız olan ne kıyamete teslim olmak, ne de insanı hareketsiz kılan bir kaygı. Evet, değişim bizden başlıyor. Ancak belki de değişim kapasitemiz, kendimizi tek bir birey değil de bir toplumun parçası olarak gördüğümüzde artıyor. 

Kardashian Ailesi ve skandalları

Kardashian ailesinden bağımsız bir popüler kültür gündemi mümkün mü? Cevap tabii ki hayır. Bu yılın en büyük popüler kültür haberlerinden, tam tamına 20 sezon süren ve 15 yıla yayılan reality şovları Keeping Up with the Kardashians’ın haziran ayında ekranlara veda etmesi oldu. Başta azılı Kardashian hayranları olarak üzülsek de, ailenin bu kez Hulu’yla anlaştığını ve 2022’nin başında yepyeni bir formatla geri döneceklerini öğrenince bir oh çektik. Final sezonu, pandeminin de etkisiyle bize fazla malzeme vermedi açıkçası, herhalde asıl malzemeyi yeni programlarına saklıyorlar. 

Şubat ayında çağımızın en kafa karıştırıcı çiftlerinden KimYe’nin boşanma haberini aldık. Bunda Kanye’nin siyasete atılmasının, eşi ve ailesi hakkında Twitter’dan yaptığı garip açıklamaların da etkisi olduğunu düşünüyoruz. Kanye, Irina Shayk’la görüntülendi, ancak çok da uzun sürmedi bu birliktelik. Zaten manyak rapçi bu sene o kadar çok skandala imza attı ki, yaptığı her şey kısa bir süre sonra unutulmaya başlandı. Bir de tabii yılan hikayesine dönen albümü Donda’yı çıkardı ve eski eşi Kim, dinleme partisinde düğünlerinden bir sahneyi canlandırdı. Şimdilerde Kim, komedyen Pete Davidson’la bir ilişkiye başlamış durumda. Kanye ise birkaç farklı yerde barışmak istediğini haykırmasının ardından, şimdi de Kim’in tam karşısındaki evi satın almış. Tamam Gatsby, sakin ol. 

Kim için her zamanki gibi başarılı bir sene olduğunu da ekleyelim. Saturday Night Live’ı sunan ve hem sunucu olarak, hem de skeçlerde oldukça iyi bir iş çıkaran Kim, aynı zamanda bir süredir geçemediği baro sınavını da geçip avukatlığa bir adım daha yaklaştı. Tüm bu iş güçün arasında Met Gala’ya deccal olarak katılmayı da ihmal etmedi.

Ailenin diğer üyeleri de boş durmadı tabii. Khloe onu her fırsatta aldatan Tristan’la pandemide bolca zaman geçirip barışmaya karar verdi, ancak bir kez daha aldatılıp ilişkiyi bitirdi. Kourtney, bir süredir arkadaşı olan Blink 182 davulcusu Travis Barker’la dolu dizgin bir aşka yelken açtı. Birbirleri için dövmeler yaptıran, her hallerini internetle paylaşan ve her fırsatta birbirlerinin üzerine atlayan çift, ekim ayında nişanlandı. Kylie, Travis Scott’la ikinci çocuklarına hamile olduğunu açıkladı. Scott’ın Houston’daki konserinde izdihamdan dolayı 8 kişi hayatını kaybetti ve olaya sebep olan ihmaller yüzünden Scott’a dava açıldı.

Yeni yılda da bizi bolca skandal ve gariplik bekliyor anlayacağınız, her zaman takipteyiz, içiniz rahat olsun.  

Yatırım tavsiyesi vs. sanatsal üretim: NFT’ler, NFT’lerimiz

Galiba herkesin ‘‘bitcoin’e yatırım yapıp da köşeyi dönen’’ bir arkadaşı var artık değil mi? Şehir efsanesi gibi ama gerçek… Hatta belki de o arkadaş sizsinizdir; tebrik ederiz, yatırım tavsiyelerinizi bekleriz. İşte kripto paralara dair muhabbetlerin koyulaştığı bir dönemde NFT göz dolduran bir alternatif olarak çıktı karşımıza. Ama aslında kimilerinin yine birer yatırım aracı olarak gördüğü NFT’lerin alevlendirdiği başka tartışmalar var(dı). Özellikle de sanat alanında… Eserlerin ve yaratıcılarının artık daha özgür olabileceğine ve sanat dünyasında demokratikleşmenin başlayabileceğine dair umutlar coşmuştu kalplerde. 

NFT’nin 2021’deki popülerliğini artıran galiba o ilk büyük satış oldu: Geleneksel sanatın ve müzayedeciliğin temsilcilerinden diyebileceğimiz Christie’s’de, geçtiğimiz Mart ayında ilk kez bir NFT eseri satışa çıkarıldı ve tam tamına 69,3 milyon dolara satıldı. Beeple’ın Everydays: The First 5,000 Days adlı eserinden bahsediyoruz tabii. Sonra her şey çok hızlı gelişti… Grimes ve ardından Elon Musk da NFT macerasında yer alacağını gösterdi. NFT’ler hakkındaki bu şarkıyı, bir NFT olarak satışa çıkardı hatta Elon Musk. Sonra işler ilerledi, Jack Dorsey’nin ilk tweet’i, yani Twitter’daki ilk tweet de satışa çıkarıldı NFT olarak. En son NFT evi satıldı 515 bin dolara. The Weeknd de yeni bir NFT parça yayınlayacağını duyurdu. Saba Tümer bile kahkahasını NFT olarak çıkardı karşımıza, daha ne olsun?

Çıkışı ta 2017’ye Crypto Kitties yani kripto kedilere kadar dayanan (internetteki her şey gibi bunun da başlangıcında kediler var elbette) NFT’nin 2021’deki yükselişi ise beklenmedik değildi elbette ama bir taraftan da sanatçılar ve üreticiler için epeydir süregelen bazı tartışmalara cevap veriyor. Bir eserin sahibi kimdir: Üreticisi mi, onu satın alan kişi mi, onu izleyici ya da dinleyici ile buluşturan platformlar mı? İşte bu işin içinden çıkılamayan telif hakkı konusunda sanatçının yanında NFT. Aslında sadece sanatsal üretimlerde değil, tüm mesleklerde aracıyı ortadan kaldırmayı planlıyor bu kripto başlığıyla adlandırdığımız teknolojiler. Mesela, para transferinde, bankaları aradan çıkarıyor. Sanatta da galerileri, yüzdeleri, komisyonları… Yine de tüm bunlar sanatın özgürleşmesi ya da demokratikleşmesi konusunda neler sağlayacak; sonucu öngörebilmek şimdilik biraz güç, hele de her şey bu kadar yeniyken. 

Yeniden çevrimler, yıllar sonra gelen buluşmalar, hortlayanlar ve hortkuluklar

Nostalji hissimizden olabildiğince faydalanmak isteyen Hollywood, bu yılı yeniden çevrimleri ve dev buluşmaların yılı haline getirdi. West Side Story gibi yeniden çevrimleri The Conjuring, Saw, The Purge, The Fast and the Furious, Ghostbusters serilerinin yeni filmleri takip etti. Space Jam’in yıllar sonra gelen devam filmi, hayal kırıklığında 101 Dalmatians evreninin devam filmi Cruella’yla kapıştı. Tabii Marvel evrenini ve The Matrix’in yeni filmini de unutmayalım.

Sex and the City, And Just Like That adıyla yıllar sonra bize yepyeni bir sezon hediye ederken Friends, yeni bir bölüm veya sezonla uğraşmak istememiş olacak ki, dev bir ekip buluşması gerçekleştirdi. Yürek burkan bu buluşmada oyuncular, jeneriklerinden hatırladığımız o ikonik kanepede oturup anılarını yad ettiler ve bizi ne kadar yaşlandıklarıyla ilgili gerdiler. Jennifer Aniston ve David Schwimmer’ın bir zamanlar birbirlerinden hoşlandığını öğrendik ve güzel bir nostalji yaşadık. Ancak yine de kafa karıştırıcı ve üzücü bir buluşmaydı diyebiliriz. 

Yeni yılın ilk gününde de bizi bir Harry Potter buluşması bekliyor. Harry Potter 20Th Anniversary: Return To Hogwarts, 1 Ocak 2022’nin ilk dakikalarında HBO Max’te yayınlanacak. Başroller Daniel Radcliffe, Emma Watson ve Rupert Grint’in yanı sıra çoğu oyuncu, yönetmenler Chris Columbus ve Alfonso Cuaron da katılacak. Serinin yaratıcısı JK Rowling transfobik söylemleri sebebiyle buluşmaya dahil edilmese de 2019’dan bazı röportajlarıyla karşımıza çıkacakmış.

Her ne kadar bu yapımlar arasında bizi çok mutlu edenler olsa da, artık biraz da yeni hikayeler anlatmanın zamanı geldiğini düşünüyor ve yeni yılda bol bol yeni sesler ve anlatılar görmeyi umuyoruz. 

Ex’ten next olabileceğine dair yeşeren umutlar: Bennifer 2.0

Yılın en önemli yeniden çevrimi ve asıl dev buluşması Hollywood’daki dizi ya da filmlerden değil, gerçek hayattan geldi. Aklını, müzik zevkini ve ruhunu 2000’lerde bırakmış bir koca neslin orijinal ünlü çifti Jennifer Lopez ve Ben Affleck yıllar sonra tekrar sevgili oldular. Ünlü çiftlerin isimlerinin birleşiminden oluşan bir kısaltmayla anılmasının öncüsü de Bennifer bu arada. Yani orijinal ünlü çift derken şaka yapmıyoruz. Hatta çiftin ilişkisi Lopez’in Jenny from the Block klibinde de tescillenmişti.

2002 yılında başrolü paylaştıkları Gigli setinde tanışan ve oldukça göz önünde bir ilişki yaşayan Bennifer çifti, 2004’te ayrıldıklarını açıklamıştı. İkilinin hayatına başkaları girdi, evlendiler, çocuk sahibi oldular, ancak kader ve tabii 2000’lerin enerjisi onları bir kez daha bir araya getirdi. Affleck, J.Lo’ya röportajlar üzerinden methiyeler düzerken bir yandan da özelden aşk mail’leri atıyormuş gerçi. Belli ki bir süredir bunu istiyormuş yorgun Batman. J.Lo da itici sevgilisi Arod’la ayrılınca ortada artık bir engel kalmamış. 

Birkaç kez paparazzi’ye yakalanan Bennifer 2.0, J.Lo’nun Instagram sayfasından ilişkilerini resmi olarak bu yaz duyurdu. J.Lo’nun boynundaki Ben kolyesi, Ben Affleck’in J.Lo’nun poposuna dokunduğu Jenny from the Block sahnesini canlandırması derken bize bolca malzeme verdiler. Birçokları bunun kısa sürecek bir heves olduğunu söylese de ikili hala beraber ve el el, diz dize pozlarıyla oldukça mutlu görünüyorlar

Meta ya da bir zamanların Facebook’u

2021 yılında hala Facebook konuşmamıza sinirlendiğimizi anlamış olacak ki, gezegenin en nefret edilen insanlarından biri olan Mark Zuckerberg komple bir imaj yeniliğine gitti. Kasım ayında şirketinin adını Meta olarak değiştirdiğini açıklayan Zuckerberg, aynı zamanda akıllara zarar bir lansmanla Metaverse’ü duyurdu. Yaratıcılıktan uzak bir dünya olan Metaverse, insanların sosyalleşebileceği, konserlere gidip NFT satın alabilecekleri bir sanal gerçeklik sunuyor. Bu devirde hala devrim diye önümüze sunulan şey yıllardır aşina olduğumuz kötü grafikli bir alternatif evren. Hatta alternatif bile değil, bu dünyanın birebir, sıkıcı bir kopyası.

Kişisel verilerimizi olabilecek her kötülüğe alet eden Zuckerberg’ün son dikkat kırıntımıza kadar ele geçirme isteği sinirimizi bozuyor gerçekten. Zaten Instagram ve WhatsApp gibi dev şirketleri alıp tekelleşmesi yetmemiş olacak ki, bu kez de sanal gerçeklikte tekel olmayı hedefliyor. Bir süredir bu plana sahip olduğunu da 2014 yılında VR gözlüğü şirketi Oculus’ü bünyesine katmasından anlıyoruz. 

Metaverse terimi giderek daha da çok konuşulmaya başlandı. Mesela Seul şehri, resmi olarak bu evrene katılan ilk şehir oldu. İlk Metaverse düğünü gerçekleşti. Paris Hilton da yılbaşı gecesi Metaverse’de DJ’lik yapacağını açıkladı. 

Facebook’un tüm usulsüzlüklerini, skandallarını ve verilerimizi kullanım şeklini sorgulayan herkesi geçmişe takılıp kalmakla suçlayan Zuckerberg, geleceğe odaklanmamız gerektiğini söylüyor. Ancak biz onsuz bir gelecek hayali kuruyoruz. Bıktık senden, düş yakamızdan artık!

Şeytanla kucaklar dolusu dans

Call me when you want, call me when you need
Call me in the morning, I’ll be on the way

Bütün bir yılı zihninde bu nakaratı döndürerek geçirenler burada mı? 

MONTERO (Call Me by Your Name)’in insanı teslim alan etkisi yetmezmiş gibi, Lil Nas X bir de bu parça için tüm dünyayı sallayan, pek çoklarını korku ve öfkeyle titreten ama aslında oldukça matrak bir videoyla geldi: Son derece erotik bakışlarla şeytana göz süzüyor, bir de aklını başından almak için kucak dansı yapıyordu. Evet, şeytana! Sonra da onu alt edip yerine geçiyordu. Vov, yoksa satanist miydi ya Lil Nas X?!

Tabii ki ABD’de muhafazakarlar dev şok geçirdi. ‘‘Çocuklarımız bu adamı severek izliyor, dinliyor, bu adam çocuklarımıza nasıl örnek olabilir’’ dediler. Lil Nas X de Twitter’ından ben sizin çocuklarınızı eylemek zorunda değilim diye cevap vermişti zaten. Ayrıca çocukların severek dinlediği diğer şarkılarının da çocuklara pek uygun olmadığını vurgulayarak.

Bu şok ve panik yeterli değilmiş gibi özel tasarım yeni bir spor ayakkabı çıkardı Lil Nas X. 666 adet ve her birinin içine birer damla insan kanı damlatılmış. Nike ayakkabılarla yapılan bu özel tasarım da büyük gürültü kopardı. Hatta Nike Lil Nas X’e dava açtı ve kazandı da. Ama Twitter’da yazdıklarına bakacak olursak, tüm bunlar Lil Nas X’i çok eğlendiriyor. 

Biz de öyle açıkçası. Çünkü tüm tantana satanizm imalarından dolayı değil, onu biliyoruz. 2019 yılında eşcinsel olduğunu açıklayan Lil Nas X, o zamandan bu yana türlü bahanelerle eleştirilerin odağında buluyor kendini. Toplumun tabularının ve homofobinin üzerine giderek onlarla dalga geçmesi, bazı şeyleri alaşağı etmek için iyi bir yöntem kesinlikle.

Bu arada, kim ne derse desin, parçanın klibinin izlenmesi YouTube’da 100 milyonları aştı. Billboard’un listesinde de bir numaraya ulaştı. 

Dr. Evil’ın uzay yolculuğu

Fallik objeler arasında gösterişli bir şekilde yerini alan uzay mekiği, Dr. Evil benzetmeleri, ‘‘dünyanın en zengin insanı” unvanını bir günlüğüne Elon Musk’a kaptırışı(!), can sıkan demeçleri ve tüm bu sırada atmosfere saçtığı milyarlarca dolar ve tonlarca karbondioksitle Jeff Bezos geçtiğimiz Temmuz ayında yaptığı uzay yolculuğuyla internet aleminin hayalgücünü fişekleyecek onlarca malzeme vermiş bulunuyor. Süper zenginlerin bu uzay yolculuğu sevdası iyice birer parodi halini almıştı zaten ama Jeff Bezos ile birlikte zirve yaptı. 

Hatırlarsanız Jeff Bezos, yeni uzay araştırmaları şirketi Blue Origin’e daha fazla vakit ayırabilmek için geçtiğimiz yıl Amazon şirketinin CEO’luk görevini bırakmıştı. Bezos’un bu hamlesi de tıpkı diğer ekonomik hamleleri gibi karşılığını buldu ve Bezos sahibi olduğu Blue Origin’in geliştirdiği roket ile 20 Temmuz günü kısa bir uzay yolculuğuna çıktı. Bezos’ın bu girişimi, tamamen sivil bir ekiple gerçekleşen ilk pilotsuz yörünge altı uçuş olarak tarihe geçti ayrıca. Bu başarılı uzay yolculuğundan sonra bir başka “uzaylı” milyoner Elon Musk da Bezos’u tebrik eden ve saygılarını ileten bir Tweet paylaşmıştı. Bu arada uzayla bu kadar ilgili olan milyarderler sadece Musk ve Bezos değil; İngiliz iş insanı Ricard Branson da Bezos’tan birkaç gün önce, Virgin Galactic isimli uzay aracıyla uzaya gidip gelmişti. Branson’ın bu yolculuğu Bezos’ınkine göre daha ticariydi aslında; kendisi bundan sonra gerçekleştirmeyi planladığı uzay turizmi için bir deneme turu yaptı. Bezos’ın da aklında muhtemelen benzer bir fikir var ama kendisinden henüz bu konuda bir açıklama gelmedi. 

“Gezegenimiz batmakta olan bir gemiyse, bu gemiyi ilk kim terk edecek?” sorusunun cevabını hepimiz biliyoruz aslında. Elon Musk, Jeff Bezos, Richard Branson ve uzay fantezisine sahip daha niceleri… Bu sayılan isimlere ve kaçış planlarına bakılırsa her şey gibi dünyanın yok oluşunun da sınıfsal olduğunu görüyoruz.

Bezos uzay sevdasını “Dünya’daki sorunları çözecek bir girişim” olarak tanımlıyor. Kendisiyle Musk arasında büyük benzerlikler olsa da onun Musk gibi Mars’ı kolonileştirmeye odaklanmadığını, asıl amacının “dünyayı kurtarmak” olduğunu söylüyor. Nasıl mı? Dünya’daki ağır sanayi fabrikalarını uzaya kurarak. Böylece Dünya sadece yerleşim ve hafif endüstriler için kullanılacak. “Dünyayı korumalıyız ve bunun tek yolu uzaya gitmek. Kimse geriye giden bir dünyada yaşamak istemez. Kimse nüfus artışının, enerji kullanımının sınırlandırıldığı bir dünyada yaşamak istemez. … Kişi başına daha fazla enerji tüketme hakkına sahip olmayı sürdürmek istiyoruz hepimiz.”

Gelelim Elon Musk’a… Bezos’un da belirttiği gibi Musk’ın amacı biraz daha farklı. Öncelikle saplantılı olduğu bir gezegen var. Mars, ille de Mars. İkinci saplantısı ise insanlığı “çok gezegenli bir tür” hâline getirmek çünkü o da Bezos gibi dünyanın bizleri çok uzun süreler idare edemeyeceğinin farkında. Gelecek öngörülerini “Önümüzde iki yol olduğunu düşünüyorum: Birinci yıl sonsuza dek Dünya’da kalmak ve sonunda gezegenin yok oluşuna tanık olmak. Yakında bir kıyamet beklediğimden değil tabii ama tarih bu kıyametin bir gün mutlaka yaşanacağını söylüyor. İkinci yol ise çok gezegenli bir tür olmak. Umarım siz de seçmemiz gereken yolun bu olduğu konusunda benimle hemfikirsinizdir,” diyerek açıklayan Musk’ın kurucusu olduğu Space X, NASA ile ortak çalışmalar yürütüyor. Yani iş epey ciddi. Musk 2050 yılına dek Mars’ta bir milyon insanlık bir şehir kurmayı hedefliyor. 

Anlayacağınız uzayda da zenginler daha zengin, fakirler daha fakir olacak. Yani planlanan o… İnsanlık adına söylenen tüm o süslü sözler ise inandırıcılıktan çok uzakta. Bari gitseler de hiç dönmeseler oradan. 

Suça ortak olan ödüller

‘‘Zamanla nasılsa unutulur.” Güçlü ve itibar sahibi olanların uyguladığı şiddet veya sömürü daha duyulur ve bilinir olduğunda genellikle şu cümle savruluverir etrafta. Sebep yılgınlık mı? Belki de… Ama uygulanan şiddete bir şekilde katkı sağladığı da ortada. Ama son dönemlerde gördük ki bazı şeyler de o kadar kolay unutulmuyor ya da göz ardı edilemiyor. Pantene Altın Kelebek Ödülleri’nde kadınlara uyguladığı şiddet haberleriyle sıkça gündemimize düşen İbrahim Tatlıses’e Onur Ödülü verilmesi ve bunun üzerine yükselen tepkiler bunu bir kere daha gösterdi bize. Bunlar bizim coğrafyada olanlar ama farklı coğrafyalarda da durum pek farklı değil. Grammy’ler cephesinde işler epey karışık çünkü bu seneki adaylar arasında taciz (hem de pek çok farklı kadın tarafından), teşhircilik (hem de pek çok farklı kadın tarafından) ve transfobi ile suçlanan isimler var. Marilyn Manson, Louis CK ile Dave Chapelle… Ödülün arkasındaki heyet ise pek rahat. Tepkileri hiç umursamadıklarını söyleyecek kadar. 

Altın Küre Ödülleri de artık eskisi kadar parlak değil çünkü Hollywood Yabancı Basın Birliği (HFPA) sinema-televizyon sektöründe yoğun bir şekilde “cancel’’lanmaya devam ediliyor. Geçtiğimiz yılın Altın Küre töreninde ödüller kadar hatta belki de daha fazla konuşulan bir mesele vardı: HFPA ve temsil sorunu. Ödülün sunucuları Amy Poehler ve Tina Fey bile Altın Küreler’in kazananlarını seçen, 87 kişiden oluşan HFPA’da hiç siyahi üyenin olmadığına dikkat çekerek konuşmalarına başlamışlardı. Ödül töreninin ardından kazananlar çabucak unutuldu ama HFPA’nın yıllardır sergilediği yanlı tutum Scarlett Johansson, Tom Cruise, Mark Ruffalo gibi birçok ünlü isim ve Netflix, Amazon gibi dijital platformların temsilcileri tarafından eleştirilmeye devam etti ve nihayetinde NBC artık Altın Küre Ödülleri’ni yayınlamayacağını açıkladı.

Her şey son Altın Küre ödül töreninden bir hafta önce, Los Angeles Times’ın HFPA hakkında yaptığı araştırmada birtakım etik sorunları ortaya çıkarmasıyla başladı diyebiliriz. Ama Los Angeles Times’ın bu araştırması da aslında Norveçli gazeteci Kjersti Flaa’nın HFPA’ya karşı açtığı yolsuzluk davasına dayanıyor. Flaa’nın iddiasına göre “vergiden muaf olan bu dernek bir tür kartel gibi hareket ederek, nitelikli başvuru sahiplerini engelledi ve üyelerinin gelirlerini uygunsuz bir şekilde desteklerken tüm önemli basın erişimini tekelleştirmişti”. Los Angeles Times da, I May Destroy You gibi yılın en beğenilen yapımlarından birini ve yaratıcısı Michaela Coel’i görmezden geldiği için eleştirilen HFPA’nın hiç siyahi üyesi olmadığını ortaya çıkararak (ya da görünür kılarak diyelim) bu iddiaları yeniden gündeme taşıdı.  Ödül törenine iki gün kala yani 26 Şubat’ta ise Time’s Up; Kerry Washington, Sterling K. Brown, Amber Tamblyn, Ellen Pompeo, Amy Schumer, Mark Duplass, Busy Phillips, Dakota Johnson ve Laura Dern gibi isimlerin de desteklediği bir protesto metni yayınladı. Ve tören günü gelip çattığında HFPA başka yardımcısı Helen Hoehne eleştirileri duyduklarını ve siyahi temsilin ne kadar önemli olduğunun bilincinde olduklarını söyledi. Törenden sonra NBC’nin yayınladığı istatistiklerinde ise gördük ki Altın Küre tarihindeki reytingi en düşük tören olmuştu bu.

Altın Küre Ödülleri’nin yaşadığı bu kan kaybından sonra üyelerinin çeşitliliğini artırmak üzere göstermelik olduğu çok belli bir hamle geldi HFPA’dan; çeşitlilik danışmanları işe alarak istenilen standartlara daha uyumlu hale gelmeye çalıştıklarını açıkladılar. Ama elbette hepsinin takkesi düşmüştü artık… 

Ödüllerin prestiji ve onlara yüklenen anlam epeydir sorgulanıyor aslında. Ama hâlâ ve ısrarla fobik, tacizci, ırkçı ve ayrımcı isimleri öne çıkarmaları ödülleri de bazı suçlara ortak ediyor. Sonrasında yayınlanan özür metinlerinin ya da göstermelik hamlelerin ise artık hiçbir inandırıcılığı veya kıymeti yok. Şov yapmayı bırakın be artık yahu. 

editörün seçtikleri