15 yıl ve daha fazlası: Jensen Ackles Supernatural’ın ardından The Boys ile ekranlarda
yazar: Gamze Akyol

Cehennemden kopup gelmiş türlü iblislerle tam 15 sezon boyunca çetin bir mücadele sürdüren Winchester kardeşler… Talihsizlikleri onlar için hayatı çekilmez kılsa da her koşulda birbirlerine omuz verdiler, kah güldüler, kah ağladılar; her şeyi birlikte atlattılar. Evet, Supernatural 15. sezonuyla birlikte ekranlara veda etti ama bizim ne onların maceralarını ne de Dean ve Sam Winchester kardeşleri canlandıran Jensen Ackles ve Jared Padalecki’yi unutmaya niyetimiz yok. Bir kere daha söyleyelim: Tam 15 yıl… Beraber büyüdük, yaşlanmadık ama ‘yaş aldık’. Ve Jensen Ackles, The Boys dizisiyle ekranlara dönmeye hazırlanırken kendisine bir kez daha dadandık.

Evet, gerçekten de Jensen’ı Dean Winchester olarak izlemeye çok alıştık. Neyse ki Supernatural, fantastik bir korku dizisi olmaktan çok daha fazlasıydı. Ve cefakar karakterlerimiz Sam ve Dean Winchester kardeşler, her ne kadar “ciddi” bir iş yapsalar da güldürmekten de hiç geri kalmıyorlardı. Böylelikle Jensen’ın da, diğer başrolümüz Jared Padalecki’nin de hünerlerini sergilemeleri için geniş bir alanları vardı. İki oyuncu da kendilerini adadıkları bu dizide zorlu işler başardılar ve karakterlerini çok sevilen birer ikon haline getirdiler. Hatta zaman zaman bazı bölümlerin yönetmenliğini de üstlenerek kariyerlerinde yeni birer yol bile açtılar… Gördüğünüz gibi Supernatural’dan bahsetmeden Jensen’dan bahsetmek biraz zor.

Teksas doğumlu Ackles’ın bir şekilde şov dünyasında yer alacağı küçüklüğünden beri belliymiş aslında. Çünkü babası da, bir dönemin efsane dizisi Dallas’da da yer alan aktör Alan Ackles. (Şanslı genler…) Bu nedenle henüz dört yaşındayken modellik yapmaya başlayan, liseden mezun olur olmaz da oyunculuk kariyeri için seçmeler kovalayan genç bir yetenekmiş Jensen. 1965 yılından beri süren (evet, hâlâ) Amerikan pembe dizisi Days of Our Lives’ta yer almış kariyerinin başlarında (bu diziyi Friends hayranları iyi hatırlar, Joey de rol almıştı burada). Daha sonra ise kariyer dümenini, 2000’li yıllarda oldukça popüler olmaya başlayan süper kahramanlı/doğaüstü yaratıklarla dolu fantastik dizilere çevirmiş; Dark Angel, Smallville, Supernatural ve önümüzdeki sene yer alacağı The Boys. Tabii arada beş sezonluk romantik komedi dizisi Dawson’s Creek, babasıyla baba-oğlu canlandırdıkları korku filmi Devour ve Ten Inch Hero gibi farklı türlerdeki yapımlarda da yer almış. Ama Jensen’ın kariyeri genel olarak başta Supernatural olmak üzere, fantastik yapımların etrafında şekillenmiş.

Bu saydığımız işlerde, özellikle de Smallville’de dikkat çekmeyi başarmış tabii ama bir türlü istediği çıkışı yapamamış. Smallville’deki rolünden sonra ise Supernatural seçmelerine katılmış. Ama Dean için değil; Sam için. Daha sonra Jared Padalecki de Sam için katılmış seçmelere. Ve iki oyuncuyu da beğenen yapım ekibi, Jensen’a Dean rolünü önermişler. Dean’i Sam’e göre daha eğlenceli bulan Jensen da rolü kabul etmiş. Böylelikle uzun yıllar sürecek olan efsane bir dizinin çekimleri başlamış.

Jensen’ın hayatında oldukça geniş bir yer tutan Supernatural, doğaüstü yaratıkları avlayan bir avcı olan John Winchester’ın, bu “mesleği” devam ettiren oğulları Dean ve Sam’in hayatlarını anlatan bir dram/korku dizisi. Annelerini de, babalarını da bu yaratıklar yüzünden kaybeden kardeşler, diğer insanlar da benzer bir acı yaşamasınlar diye hayatlarını avlanmaya adıyorlar. Ne bir sevgili, ne de sıcak bir yuva; vuruyorlar kendilerini yollara. Güzeller güzeli 1967 model Chevrolet Impala’yla yaptıkları uzun yolculuklar sonunda vardıkları rahatsız otellerde konaklıyor fedakar kardeşlerimiz (bu arada dizinin finalinden sonra Impala, Jensen’a verilmiş).

Her sezon finalinde büyük, baş edilmesi zor bir doğaüstü varlık merkeze alınıyor ama her bölüm farklı farklı yaratıklar avlıyor Winchester’lar. 15 sezon boyunca avladıkları yaratıkların bir sonu gelmiyor mu diye düşünebiliriz. Ki haklısınız. Evet, bir yerden sonra hikayemiz birkaç doğaüstü varlık (melekler, şeytanlar) ve de Winchester kardeşlerin etrafında şekilleniyor. Ama her sezon aramıza katılan yeni karakterler, bazen de geçmişten gelen, sevilen eski bir dost ile kurguda akıcılık sağlanıyor. Zaman zaman da bazı bölümler eğlenceli, farklı bir konseptte oluyor (Impala’nın gözünden çekilen bölüm, Scooby Doo bölümü gibi…) İşte zaten tam da bu sebeple “Supernatural bağımlılığı” diye bir bağımlılık çeşidinden söz edebiliriz. Bir yerden sonra bırakamadığınız, olayların mantığını sorgulamadığınız ve bazen gülerek bazen de ağlayarak takip ettiğiniz bir alışkanlığa dönüşüyor.

15 yılın sonunda diziye hem oyuncuların hem de hayranların (bir noktadan sonra izlemeyi bırakanların bile) gözü yaşlı bir şekilde veda etmelerinin sebebi de bu müptelalık belki de. Özellikle de birlikte geçirdikleri uzun seneler sonrasında, nerdeyse gerçek birer kardeş olan Jared Padalecki ve Jensen Ackles ikilisi epey etkilendiler finalden. Sık sık bu dizinin hayatlarındaki yerinden, öneminden bahsettiler. Ve bu lafların hiçbiri boş değil gerçekten de.

Mesela Jensen Ackles, her fırsatta bir hayranı olduğunu belirttiği Supernatural uğruna birçok fedakarlık yapmış aslında. Bir süper kahramanı canlandırmayı kariyerinin başından beri dört gözle beklemiş Ackles. Hatta Supernatural’dan önce yer aldığı Smallville dizisinin seçmelerine Superman rolü için başvurmuş. Ama kendisine Superman’i değil onun düşmanını oynamak kısmet olmuş. Daha sonra da Batman’e hayat vermeyi çok istemiş (harika olmaz mıydı?) ama yine yoğun programı sebebiyle vazgeçmiş bu sevdasından da. Ve de Batman: Under the Red Hood animasyonunda sadece seslendirebilmiş Batman’i. Marvel ise, kendisine önce Captain America sonra da Hawkaye rollerini teklif etmiş ama Jensen gerçek bir Dean Winchester sadakatine sahip olduğu için, kendini sadece Supernatural’a adamak istediğini söyleyerek teklifleri reddetmiş.

Ve gelelim Dean Winchester karakterine. Jensen’ın yetenekli ellerinde ikonik bir hale gelen, tişörtlerinin üzerine giydiği renk renk oduncu gömlekleriyle bile hakkında uzun uzun konuşulmayı hak eden, çizburger yiyişiyle iştahımızı kamçılayan, sevdiklerine karşı gösterdiği sonsuz hassasiyetle içimizi ısıtan bir karakter Dean. İlk andan itibaren öyle bir işleniyor ki (Sam de aynı şekilde), bir yerden sonra karakterin ne yapacağını kestirebiliyorsunuz. “Dean bunu yapmaz”, “Dean burada şöyle der” diyebiliyorsunuz. Eleştirmek için söylemiyoruz bunu. Uzun yıllar boyunca var olan her karakterin sahip olması gereken bir “tanıdıklık” bu. Dizilerdenki karakter gelişiminin kusursuz bir örneği… Zaman zaman Dean üzerinde oynanan birtakım oyunlar (ah sen yok musun Crowley) bu istikrarı bozsa da, 15 yılın sonunda kendisini çok iyi tanıdığınızı iddia edebilirsiniz.

Şu sıralar ise yetişkin süper kahraman dizisi olarak nitelendirilen, Supernatural’ın da yazarlarından olan Eric Kripke’nin zihninden çıkan The Boys’un çekimlerinde Jensen. Kendisiyle bol bol kan, vahşet ve de ölüm içeren bu dizide bir kez daha buluşacağız. Supernatural da bu saydıklarımızı içerse de, tonu daha yumuşak ve de hep umut verici bir tarafı olan bir diziydi. The Boys ise çok daha karanlık, sansürsüz bir anti-hero dizisi. Bu dizinin üçüncü sezonunda Soldier Boy karakterine hayat verecek Ackles. Kripke, “Jensen’ın bu dizide Dean gibi bir iyi adam olmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak” diyerek bizi daha da heyecanlandırdı. Kötü adam görecek olmamızdan dolayı değil; Jensen Ackles’ın yeteneğinin farklı taraflarını izleyebileceğimiz için. Gerçi dizide “iyi” bir süper kahraman görmemeye alıştık ama Dean rolünden sonra Jensen’ı böyle acımasız bir rolde görmeyi yüreğimiz kaldırabilir mi, bilemiyoruz. Biz yine de bu rolü, alışılmadık karakterlerde yeteneklerini sergilemesi için bir fırsat olarak görüp iyi tarafından bakmaya çalışalım…

Attığı her adımın takipçisi olarak, kendisini uzun yıllar boyunca hayran hayran izlemeye devam edeceğimizden gayet eminiz. (Tüm bu methiyelerden sonra siz de emin oldunuz muhtemelen.) O meşhur Eye of the Tiger performansıyla kendisine bir kez daha selam ediyoruz.