Advertisement
2000’ler sokak modasında Topshop ile sona yaklaşan bir devir
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Birkaç haftadır, “Moda endüstrisini değiştirdi ama geride kaldı” diyorlar Topshop için… İngiliz modasının da, sokak modasının da, 2000’lerin modasının da merkezi olmuş bu marka en büyük kalesi Oxford Circus mağazasını da kapatacağını duyurduğundan beri onunla büyüyenlerin de kalbi bir buruk. Sonuçta sevenlerinin kendine ait anıları var bu markayla ve mağazalarıyla. Kate Moss, Sienna Miller ve Alexa Chung tarzının şekillenmesinde de büyük rol oynadı diğer yandan. Geçmişten bugüne, Topshop modasında neler yaşandığına bakarken sokak modasının değişen kimliğine de değinmeden edemiyoruz.

Kimilerimiz ilk Topshop çiçekli mini elbisesini aldığında yetişkinliğin zirvesine ulaşmış gibi hissettiğini söylüyor o yıllara ithafen. (Böyle olmadığını pek tabii sonradan öğrendik.) Kimilerimiz de yarattığı mağaza kültürü ve alışveriş deneyimi sayesinde perakende sektöründe çalışmaya karar verdiğini söylüyor. (Ki bu daha da iddialı) Her ne olursa olsun, eskiden belli başlı markaların yaşadığımız bölgelere mağazalarını açması çok büyük bir olaydı. Hatta Londra’ya giden gençlerin ve 20’li yaşlarındaki pek çok kişinin Oxford Circus mağazasına gidiyor olması bir nevi hac ziyareti veyahut geçit töreniydi. Özellikle cumartesi günleri saat 15:00’te başlayan DJ performanslarıyla bilinen mağazacılık kültürünü yeniden yazıyordu deniliyor. Şimdi işler çok farklı görünebilir, ancak 2000’li yılların en parlak döneminde markanın yıldızı tüm ışıltısıyla parlıyordu. Gücünü hem gençlerden hem sokaktan, hem de dönemin ünlülerinden alıyordu çünkü. Birçok moda dergisinin sayfalarında yer alan kıyafetler ‘üst düzey, klasik ve Topshop’ terimleri ile anılıyordu. Sadece o zamanın büyüyen nesli onun en büyük destekçilerinden değildi, aynı zamanda Christopher Kane, Meadham Kirchoff, JW Anderson, Richard Nicoll ve Kate Moss gibi isimler kapsül koleksiyonlar yaratmıştı. Haftalarca mağaza dışında oluşan uzun kuyruklara tanık oldu markanın tarihi.

Modaya açılan bir kapı oldu ve olmak istediğimizi düşündüğümüz insanlara dönüşebilmemiz için bize pek çok koleksiyon sundu. Bu yüzden aslında Y kuşağından birçok kadın son zamanlarda Topshop’un vedasına bir başka üzülüyor. Mağazalarının kapanması da değil sanki tam burukluğun sebebi. Bir zamanlar temsil ettiği popüler kültür değerlerinin artık gerilerde kalmış olması.

2000’li yıllar boyunca, zincirin eski marka direktörü Jane Shepherdson, mağaza için uygun fiyatlı koleksiyonlarla her sezonun tasarımcı şovlarına yanıt veriyordu. Yeni tasarımcılarla yapılan iş birliklerinin eserleri olan kıyafetler de raflara çıktığı anda adeta uçup gidiyordu.

27 yaşındaki moda ve kültür yazarı Belle Hutton birçok kişinin de duygularına tercüman olarak “Modayı çok seven bir genç olarak, bu koleksiyonlar sahip olmak istediğim kıyafetleri giymek için ‘giriş yolu’ gibiydi. Tasarımcı iş birliklerini okuduğumda şok olmuştum, sayfaları süsleyen şeyleri gerçekten karşılayabilirdim!” açıklamasını yapıyor.

Sakın yüzeysel görmeyin bu sözleri, moda tarihçisi James Laver’in söylediği gibi, “Giysiler asla havailik değildir; çağlarının temel toplumsal ve ekonomik baskılarını ifade ederler.” (Dikkat edin baskılarını ifade eder…) Seda Yılmaz’ın ‘Giysiler Ne Anlatır?’ kitabında da yazdığı gibi “Hepimizin giydikleri görünür ve konuşur.” Aynı şekilde kitapta da Elizabeth Wilson’dan örneklendirdiği üzere; “Çoğu nesneden ve metadan daha üstü kapalı bir şekilde giyeni anlatırlar. Bedenlerimiz ve benliklerimizle olan yakın ilişkilerinden ötürü, genel hatlarıyla da olsa giysinin ‘lisanı’ ve ‘psikolojisi’nden bahsederiz.” Tam olarak bu sebeple 1964’te kurulan Topshop’un alametifarikası da muhtemelen son yirmi yılda, podyumu caddeye taşımasıydı.

Daha önce, lüks tasarımcıların podyum gösterilerinde sergilenen kıyafetleri artık ulaşılabilirdi. Böylelikle de tüketiciler kendilerini podyum modasının bir parçası görüyor, idealize ettikleri o görselliği Topshop sayesinde bedenlerinde taşıyabiliyorlardı. Ta ki Zara, Mango, H&M ve ASOS gibi markalar da düzene dahil olana dek. Gene Seda Yılmaz’ın kitabından örnek vermek gerekirse; “ASOS’un sitesine haftada eklenen ürün adedi ortalama beş bin.”

Var olan talebin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Tabii ki fiyat çok önemli bir yer tutuyor. Kalite algısı da bireylerin kendi görüşlerine göre şekilleniyor ama peki ya sokak modası ve popüler kültür bundan nasibini nasıl alıyor?

Kitaptaki paragrafın devamında da sürdürülebilirlik aktivisti Orsola de Castro’nun şu sözü pek çok şeyi açıklıyor aslında; “Topshop’un yüksek terzilik işi gibi kaldığı günleri göreceğime hayatta inanmazdım ama PrettyLittleThing benzeri ucuz markaların yükselişiyle öyle oldu gerçekten.” Ve tabii Topshop’un kazandırdığı bir ivmeyle hızlı moda daha da hızlandı.

Topshop birçok yönden kendi başarısının kurbanı da oldu gibi anlayabiliriz aslında. Bir zamanlar dengelemeye yardımcı olduğu modadaki bu oyun alanı gelişti, öncülüğünü yaptığı iş modeli yani fiziksel mağazalar sosyal medya meraklısı rakipleriyle birlikte eski moda görünmeye başladı. Ancak Topshop’u bitiren hızlı modaya olan doymak bilmez iştahı değil sadece.

Pek çok farklı sebep daha var. Shepherdson 2007’de istifa ettiğinde Topshop için işler yokuş aşağı gitmeye başladı diyenler de çoğunlukta. Onun ayrılmasının ardından markanın yaratıcılığı, mağaza içi deneyimi ve kıyafet kalitesi, Arcadia’nın CEO’su Philip Green’in itibarı gibi düşmeye başladı deniliyor. O zamanlar, perakendecilik kralı vergiden kaçmakla, çalışanların emeklilik yükümlülüklerini yerine getirmemekle, cinsel taciz ve ırkçı tacizlerden suçlanıyor çünkü. Bir de üstüne Rihanna, 2013 yılında Arcadia’ya, Topshop tişörtlerinde portresini yasadışı olarak kullandığı için dava açıyor. Ülkemizde de 2016 yılında beklenen ciroya ulaşamadığı için kapanmıştı Topshop mağazaları bu arada.

Tüketici güveni de algısı da epey yıpranıyor bu süreçte. Bir de aslında 2000’lerde neredeyse çoğu kişi sürdürülebilirlik sorunlarının bilincinde değildi. Son yıllarda artan ‘bilinçli tüketim’ sadece sürdürülebilirliği değil etik değerleri de sorguluyor. Kim tarafından, hangi koşullarda ve ne şartlarda yapıldığı araştırılıyor satın alınmadan önce. Moda markaları artık pek çok değişikliğe her zamankinden daha fazla uyum sağlamak zorunda kalıyor ve günümüz koşullarında başarısız olmayacak olanlar da bunlarla başa çıkabilenler gibi duruyor. Süper hızlı ve ulaşılabilir moda markaları bir yanda, olması beklenen sürdürülebilir ürünler diğer yanda artık.

Öte yandan Topshop eski tüketicilerini kaybetmesine rağmen, yeni hedef demografisinde yer alması gereken Gen Z’nin de kalbini yakalayamadı. Mintel tüketici araştırma grubundan kıdemli perakende analisti olan Baram; “Genç tüketiciler sosyal medya etkileşimi olan iş birliklerinden veya beden olumlama gibi vurgusu olan kampanyalardan etkileniyor. Topshop’un bu alanlara yatırım yapmaması zararlı oldu” diyor. Rakamlara baktığımızda da Topshop’un TikTok’ta 2.262 takipçisi varken, PrettyLittleThing’in 1,3 milyon takipçisi olduğunu görüyoruz. Kimileri de var ki “Topshop skinny jeans’ın öldüğü gün öldü” diyorlar…

O ünlü skinny jeans modellerinden olan Joni…

Öyle ya da böyle bir devrin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Güzel hatıralarıyla hala dolaplardaki yerini ve pek çok muadiline göre de kalitesini koruyan parçalar ise sevenleriyle. Topshop, kapılarını son kez kapatmış olsa da mirası yaşamaya devam edecek gibi duruyor.