Advertisement
92. Oscar Ödül Töreni, Hollywood’un politikleşme çabası ve tüm kazananlar
yazar: dadanist

Parasite’in En İyi Yönetmen, En İyi Uluslararası Film, En İyi Film ve En İyi Özgün Senaryo olmak üzere tüm majör kategorilerde esip geçtiği, Joaquin Phoenix sahneye çıkana kadar tüm politik konuşmaların yüzeysellikleriyle can sıktığı, Billi Eilish’in Yesterday performansıyla tüyleri diken diken ettiği bir törenin daha ardından…

Akademi ve ABC tarafı bu sunucusuz tören konseptini yeniden düşünmeye başlasa belki de iyi olacak. Ödüller arasındaki coşkunun bu kadar düşük olmasını başka neye bağlayabiliriz ki? Yazılmış metinlere ayak uyduramayan ve komiklik konusunda sağlam çuvallayan o koca koca yıldızların morali feci bozuluyor sahiden. Bu yılki tören daha öncekilere göre daha müzikli geçti ama performansların geneli o kadar düşüktü ki her saniye içimiz ezilerek izledik. Hislerimizin tamamını Billie Eilish’in o yüz ifadesi özetliyor.

Screen Shot 2020-02-10 at 07.34.47

Janelle Monáe’nin açılış performansı mesela… Arkasında Midsommar, Joker gibi filmlere referans yapan kostümler içindeki dansçılarla beraber töreni başlatan Janelle Monáe birkaç prova daha yapsa iyi olurmuş sanki. Garip bir sahne heyecanı içerisindeydi sanki. Kathy Bates’e uzattığı mikrofonunu hızla çekip dans figürlerini yakalama çabası üzdü. Eminem ise… 2003’te kendisine En İyi Şarkı ödülünü getiren Lose Yourself’i seslendirmek için sürpriz bir şekilde çıktığında bünyeye aşırı bir heyecan yaymış olsa da nefes nefese kalan, bir sonraki dizeye yetişemeyen performans kalp sıkışması yarattı. Sahiden sen bu kadar yaşlandın mı ya Slim Shady? Bu noktada hakkını yememek istediğimiz biri var: Cynthia Erivo! En İyi Şarkı kategorisinde aday olan Stand Up’ı o kadar iyi söyledi ki, derhal biri çıksın ve kendisine tüm ödülleri teslim etsin istedik.

Peki Billie Eilish’e ne demeli… Yesterday’i Paul McCartney’den sonra en iyi söyleyen tek insan. Hem de şu yaşında. Yaşadın ve yaşattın, tüylerimizi diken diken ettin. Yolun açık olsun; daha çok slow şarkı yaz, söyle artık.

Son yıllarda ciddi bir politik kimlik üstlenmeye çalışan Hollywood’un bu anlamdaki ateşi giderek sönmeye başlamış gibi. Evet, gece boyunca kadın yönetmenlerin aday gösterilmemesi ve hep arka plana atılması ve çokkültürlülük manasında Akademi’nin nasıl çuvalladığına dair sürekli göndermeler yapılmış olsa da hepsi feci yüzeysel kaldı; şov gereği hazırlanmış replikler peş peşe sıralanmış gibiydi. “Aman şimdi söylemezsek olmaz” diye araya sıkıştırmışlar resmen. Yine de iyi niyeti bozmayalım, hiç konuşulmamasındansa böyle konuşulmasına da varız. Sadece biraz daha düşünün yahu üzerine, biraz daha sahici olun. O komik olmayan şakalarınızın orasına burasına serpiştirmeyin.

Mesela Joaquin Phoenix’ten örnek alın. Tokatladı geçti herkesi. Durun ben şov yapmayacağım dedi, alkışları susturdu, endişeli ve ciddi bir yüz ifadesiyle mikrofona geçti ve bugün bir parti kursa yarın milyonları peşine takacak bir konuşma yaptı. LGBTİ+ hakları, cinsiyet eşitsizliği, çevre, hayvan hakları ve dünyanın durup düşünmesi gereken tüm konular hakkında adeta töreni durdurup “Aslında hepsinin altında adalet arayışımız var” diyerek döktürdü gitti sahneden. Galiba Todd Phillips kendisine teşekkür etmediği için bozuldu ya da törenin o yüzeysel politikliği karşısında öylesine cesurca ve derinden bir konuşma dinlediği için herkes gibi o da sersemledi… Bilinmez.

Bu arada, her ne kadar “yönetmenlerin karşısında duygudan duyguya geçerek kendini kanıtlama” şakasını Friends’te görmüş olsak da (Joey, Ross’un düğününde konuklar arasında bir Broadway prodüktörü olduğunu duyunca kendini sahneye atıp duygudan duyguya atlayan akıl almaz bir konuşma yaparak oyunculuğunu kanıtlayacak bir performans sahneliyordu) ödül törenlerinin Maya Rudolph ve Kristin Wiig gibi gerçek komedyenlere ihtiyacı var. Aşırı sahici ve çok komiklerdi, televizyon karşısında sabahlayan biçarelere enerji verdiler.

Ödüllere gelince, En İyi Yönetmen veya En İyi Film gibi bazı kategorilerde tahminler başa baş gidiyordu ama çoğu kategoride büyük sürprizler yaşamadık. Bu zorlu kategorilerde ise zafer Parasite‘in oldu. En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Uluslararası Film ödülleriyle birlikte. Böylece Güney Kore de ilk Oscar’larını toplamış oldu. Ayrıca Bong Joon-ho sen ne yüce bir insanmışsın! Kocayürekli adam, yönetmen ödülünü alırken aynı kategorideki adaylar Martin Scorsese ve Quentin Tarantino’ya öyle tatlı bir şekilde selam çaktı ki… Hatta bir de Scorsese’yi tüm salonu ayağa kaldırıp alkışlattı. Mütevazılık günümüzde çoktan unutulmuş ama aslında her daim en ‘cool’ olan bir karakter özelliği; bize bunu yeniden hatırlattığın için teşekkürler Bong Joon-ho.

Ve işte kazananlar…

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Once Upon A Time in Hollywood – Brad Pitt

En İyi Animasyon

Toy Story 4

En İyi Kısa Animasyon

Hair Love

En İyi Prodüksiyon Tasarımı

Once Upon A Time in Hollywood

En İyi Özgün Senaryo

Parasite

En İyi Uyarlama Senaryo

Jojo Rabbit

En İyi Kostüm Tasarımı

Little Women

En İyi Belgesel

American Factory

En İyi Kısa Belgesel

Learning to Skateboard in A Warzone (If You’re a Girl) 

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Marriage Story – Laura Dern

En İyi Ses Kurgusu

Ford v. Ferrari

En İyi Ses Miksajı

1917

En İyi Sinematografi

1917

En İyi Kurgu

Ford v. Ferrari

En İyi Görsel Efekt

1917

En İyi Makyaj ve Saç

Bombshell

En İyi Uluslararası Film

Güney Kore – Parasite

En İyi Müzik

Joker – Hildur Guðnadóttir

En İyi Şarkı

(I’m Gonna) Love Me Again – Rocketman

En İyi Yönetmen

Parasite – Bong Joon-ho

En İyi Erkek Oyuncu

Joker – Joaquin Phoenix

En İyi Kadın Oyuncu

Judy – Renée Zellweger

En İyi Film

Parasite