Yazar: Seden Mestan
23 Eylül 2021
“Ağaçları evlerinden yüksek olan semt”: Yeniköy Caz Günleri’ni organizatörlerinden dinliyoruz

Aşk-nefret ilişkisi kurduğumuz İstanbul’da sonbaharın gelişine sevinmek için bir sürü sebep var aslında. Yazın rehavetini yıkayan yağmurlar, binbir renge bürünen yapraklar ve garip bir motivasyonla hareketlenmeye başlayan sokaklar… Bu sene biraz daha farklı hislerle geldi sonbahar; pandeminin etkilerinden yavaş yavaş arınmaya başlayan, daha doğrusu pandemiyle nasıl başa çıkacağını bilen kültür sanat organizasyonları pek çok farklı alanda kendini göstermeye başladı. Biz seyirci/dinleyici tarafında da özlem iyice zirve yapmaya başlamıştı zaten.

Önümüzdeki üç gün boyunca bu özlemimizi tüm içtenliğiyle giderecek bir etkinlik var ajandalarda: Yeniköy Caz Günleri… Semtin kendine has mekanlarını cazın farklı sesleriyle buluşturacak olan Yeniköy Caz Günleri, bir festivalden ziyade, yılın farklı dönemlerinde de dinleyicisiyle buluşacak bir konserler bütünü. Günlük rutinimizde bizi müziğe daha da yakınlaştıracak bir organizasyon hatta. Yeniköy Kitapçısı‘nın adeta raflarından çıkan bu ‘konserler bütünü’nü organizatörleri Ahmet L. Şişman ve Başak Zorlu’dan dinledik.

Program duyurunuzla birlikte yayınladığınız manifestonuzda ‘Her semtte bir festival’ hayaliyle yola çıktığınızdan bahsediyorsunuz. Peki daha öncesine gidecek olursak: Bu ekip nasıl bir araya geldi de ortak hayallerde buluştu?

Ahmet: Yeniköy’de küçük bir kitap dükkanım var. 2017 yılında orayı açmıştım. Daha sonra Başak (Zorlu) ile burada dost olduk ve bir sene sonunda o da burada çalışmaya başladı. Yeniköy’de ise canlı müzik dinlenebilecek mekanların eksikliğini hissediyorduk. Yıllardır Yeniköy’de yaşayan basçı dostumuz Andreas Metzler ile yürüyerek gidebileceğimiz, güzel müzik dinleyip yemek yiyebileceğimiz yerlerin hayalini kuruyorduk. Bu hayale bir noktada Başak da dahil oldu. Çünkü hem İKSV geçmişi var hem de üniversitede bizzat bunun eğitimini almış; Bilgi Üniversitesi, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu. Tam da işi! Böylelikle bu macera da başlamış oldu.

Aslında Yeniköy Kitapçısı’nın müzikle hep yakın bir ilişkisi oldu. Levent Sevi, Canberk Ünsal ve Feryin Kaya ile birlikte gerçekleştirdiğiniz, YouTube’da yayınlanan KİTAPÇI serisiyle birlikte burada çalan isimlerin canlı performanslarını izleme, dinleme şansımız olmuştu. Yalnız KİTAPÇI serisi daha farklı bir hatta ilerliyordu; alternatif ve indie seslerin yer aldığı bir projeydi bu. Peki sizi caza götüren ne oldu?

Başak: Aslında o konuda Andreas’ın da biraz katkısı var. Çünkü Andreas bir caz müzisyeni, kontrbas çalıyor. Onun da bu yolu açmasıyla birlikte caza yöneldik biz de ve tüm fikri caz üzerinden kurguladık. Ayrıca bu sene konserleri yapacağımız ve ilerleyen dönemler için düşündüğümüz mekanlar cazı çok iyi taşıyan yerler. Biraz da bunu planlayarak bu yolda ilerledik.

Evet, bir sene öncesine göre belki durumlar daha iyiye gidiyor olabilir ama yine de birtakım belirsizlikler ve zorluklar hâlâ yanı başımızda. Haliyle sormadan olmaz: Bu ortamda böylesi bir organizasyona kalkışmaya nasıl cesaret ettiniz? Nasıl bir motivasyonla çıktınız yola?

Ahmet: Gözümüz kara biraz herhalde… Bir de şöyle bir durum var: Başak, Andreas ve ben gönüllü olarak girdik bu işe. Buradaki dostlarımızla birlikte 20, 25 hatta 30 kişilik bir gönüllüler topluluğu olduk. Bundan para kazanmıyoruz. Bu da işin sürdürülebilir olmasını sağlıyor. İki buçuk senedir pandemi ile uğraşıyoruz, farklı bir amaç ya da beklentiyle girişseydik bu iş muhtemelen maaşları ödeyemeyecektik ve bu iş gerçekleşemeyecekti.

Şansımız bunun gönüllülük esası üzerine kurulmuş olması. İlerde tabii başka bir durum olur, bütçeler büyür, işte ancak o zaman herkes emeğinin karşılığını bir şekilde alır ama bu sene sadece sahne emekçilerinin, yani müzisyenlerin ve teknik ekibin parasını kazandığı bir organizasyon kurduk. Ekonomiden daha çok yapılabilirliği biraz gözümüzü korkuttu açıkçası. Onun da avantajı Yeniköy gibi bir mahallede yaşıyor olmamız. Apartman Yeniköy bize kapılarını açtı; orası öğlen çorbamızı, akşam da kokteylimizi içtiğimiz bir yer. Sedona zaten bisiklet mağazası; bisikletimizi, kaskımızı oradan alıp kiralıyoruz, kahvemizi yine orada içiyoruz. Onlar da bize kapılarını açtı… Kilise zaten kapıları her zaman açık olan bir yer. Çok da güzel bir avlusu var. Laki Bey ve Mikail Bey dünya tatlısılar, hemen evet dediler teklifimize. Mitza da bir çiçekçi; bizim mahalleden dostumuz ve müşterimiz, biz de onun müşterisiyiz. Anlayacağınız tüm bu bağlar organizasyonun ilerlemesinde kolaylık sağladı.

Başak: Semtte Caz Günleri’ni ilk duyurduğumuzda, ilk paylaştığımızda aldığımız geri bildirimler de bizi çok cesaretlendirdi aslında. Tamam, bunu 20 kişi gönüllü yapıyoruz ama Yeniköy’deki bir mekan ya da bir semt sakini de bunu bizim kadar sahipleniyor. O iyi bir yol açtı diyebiliriz… İki yıldır düşündüğümüz bir proje bu ve iki yıl aslında çok uzun bir sürece tekabül ediyor.

Ahmet: Üzüldük ve biraz umutsuzluğa da kapıldık açıkçası. Çünkü sürekli konuşup durduk, caz günleri yapacağız diye ama ortaya bir şey çıkamadı bu süreçte.

Doğru, aslında ilk geçen sene duyurmuştunuz ve yine 2020 için planlıyordunuz ama sonrasında pandemi çıktı yolunuza değil mi?

Başak: Evet, geçen sene tam Mart’ın ilk haftası duyurduk, biletleri de satışa çıkarıyorduk; aynı gün Bakan çıktı bizim yerimize, ‘Her yer kapalı, evinize gidin’ dedi ve tabii planlar değişti. Geçen sene için planlarımız da farklıydı, daha geniş bir line-up vardı, mekanlar da daha çeşitliydi.

Ahmet: Tabii, 15 isim vardı programda. Sait Halim Paşa’da büyük bir sahne olacaktı… Okay Temiz büyük bir grupla gelecekti… Şimdi öyle bir sahnemiz yok. Umarım gelecek sene ve devamında da büyük sahnelerimiz olacak.

Başak: Bu sene line-up’ta daha az isimle ilerliyoruz, mekanlar da değişti ama ilk defa gerçekleşecek bir organizasyon için bu daha sağlıklı oldu aslında. Kitlemizi, düzenimizi görmemiz açısından bizim için oldukça yararlı olacak. Yeniköy’ün mekanlarında da bugüne kadar hiç konser düzeni kurulmamış; herkes aynı anda benzer şeyleri deneyimliyor. O yüzden çok sayıda mekan dağılımından ziyade dört mekana yayılacak yedi-sekiz konserlik bir program daha iyi oldu diyebiliriz. Neler yapabildiğimizi görerek genişleteceğiz sınırlarımızı. Gelecek seneki programımızda mekanların da dışına çıkmayı planlıyoruz çünkü. Yeniköy sadece sahil hattından ibaret değil; tepeleri var, koruları ve bahçeleri var. Bağlar Mevkii diye bir yer var mesela. Tarabya’ya kadar sınırları olan bir yer burası. Biraz da oralara uzanmak istiyoruz.

Berke Can Özcan

İstanbul kentsel dönüşümle birlikte pek çok yerde hafızasını yitirdi. Kimliği de aynı şekilde. Bir taraftan da pandemi vurdu. Herkesin bu şehirle ilişkisi bambaşka bir hal aldı. Biraz toksik galiba bu şehirle aramızdakiler… Ama tüm bu hengamenin içerisinde dinginliğini, sükunetini, kendine has kimliğini korumayı başaran sayılı yerlerden biri Yeniköy. Bu nasıl oluyor; Yeniköy’deki yaşantıyı biz ‘dışarıdaki’lere nasıl anlatırsınız?

Ahmet: Yeniköy için şöyle bir söz var ama kim söylemiş gerçekten bulamadım: “Ağaçları evlerinden yüksek olan semt.” Bu çok güzel bir cümle bence Yeniköy’ü anlatmak için. Bu İstanbul’da çok karşılaşmadığımız bir durum ve Yeniköy’de ağaçlar binalardan daha yüksek gerçekten. Ve dejenere olmamış bir Boğaz semti. Şunu kastediyorum aslında: evden çıkarken hâlâ bakkala anahtar bırakabiliyorum, cüzdanımı evde unutmuş olsam da manavdan bir şeyler alıp, yemeğimi yiyip, kahvemi içip eve dönebiliyorum. Daha sonra gidip ödeyeceğinizi biliyor çünkü herkes. Birazcık İstanbul’un içinde sakin bir sayfiye yeri gibi ve burada her şeyden birer tane var aşağı yukarı. Kitapçı var; minicik ama var. Kuaför var, bakkal var, birkaç tane kokteyl içebileceğiniz mekan var. Kulüp yok ama mesela burada… Tam bir sayfiye yeri gibi.

Bahsettiğin dönüşümden önce gittiğimiz pek çok mekan vardı. Özellikle Taksim’de. 2000-2013 arası dönemde nerede hangi konsere gideceğimize bile karar veremezdik, o kadar çok konser vardı ki! Şimdi artık böyle buluşma alanları çok kalmadı. Herkes kendi adasında takılıyor. O yüzden bence mahallede, yürüme mesafesinde bir yerde konsere gitmek ayrıca keyifli olacak.

Kültür sanat alanındaki festivaller yaşadıkları şehirlerle özdeşleşiyor bir noktadan sonra. Bir süredir yüz ölçümü olarak daha küçük ölçekli festivaller de düzenlenmeye başladı. Mesela 2018 yılında Yeldeğirmeni Caz Baharı gerçekleşmişti. Yeniköy Caz Günleri de bu semtlere özgü festivaller arasında sayılabilir. Sizce bu ‘küçük ölçekli’ festivallerin şehrin kültür sanat yaşantısına nasıl bir katkısı oluyor?

Başak: Az önce Ahmet’in anlattıkları aslında çoğu şeyi özetliyor. Birkaç adım ötemizdeki; yemek yemeye, alışveriş yapıp sohbet etmeye gittiğimiz yerlerde konsere gidince günlük hayatımızdaki rutine bambaşka bir boyut daha katmış oluyoruz. Yani bir nevi büyük şehirdeki insanların rutinlerine katkı sağlıyor bu festivaller. Otobüs, vapur derken uzun mesafeler kat etmelerine gerek kalmadan, evlerinden çıkıp doğrudan konser dinleyebildiklerinde bu şehirlerde yaşayan insanların da günlük hayatı değişiyor. Yeldeğirmeni Caz Baharı ve Yeniköy Caz Günleri derken, yakın mesafede daha erişilebilir bir hal alıyor müzik de. Bence en büyük katkısı bu.

Ahmet: Başka bir konuda da açıklama yapmak isterim. Yeniköy Caz Günleri bir konserler bütünü ve hep de öyle olacak diye umut ediyoruz. Bir taraftan da hep altını çiziyoruz; bizim Yeniköy’ü kalkındıralım, semte sahip çıkalım gibilerinden micro milliyetçi bir yapımız, söylemimiz yok. İşte hasbelkader burada yaşıyoruz, yaşadığımız yerde de bir eksiklik hissedip onu gidermek için kolları sıvadık.

Başak: ‘‘Yeniköy Caz Günleri dediğimizde’’ neden ‘‘günleri’’ olduğu da tartışıldı…

Evet, onu ben de soracaktım 🙂 Neden özellikle ‘‘günleri’’ demeyi tercih ettiniz?

Başak: Festival olacağını düşünen bir sürü insan hatta bize arada bir mail atıyor; “Bu bir festival olacak değil mi?” diye sorarak. Ama ‘‘günleri’’ dememizin sebebi biraz da açık kapı bırakmak. Yani herhangi bir gün ya da zaman aralığıyla sınırlanmadan, duyurulan tarihler dışında da konserler yapabilelim diye.

Haklısın, günleri demek bir esneklik katıyor; ilerleyen günlerde Yeniköy Caz Günleri altında de konserler düzenlemeye devam edebilirsiniz, ‘festival’ planlaması içerisinde kalmadan.

Ahmet: Başak ile de düşünüyoruz bunu. Kasım’da, Aralık’ta, Ocak’ta, Şubat’ta; her ay yine bir yerlerde tek atımlık konserler gerçekleştirelim diyoruz. Yine aynı line-up’taki isimlerle ya da geçen sene ağırlamayı düşündüğümüz müzisyenlerle.

Gelelim ‘o’ konuya: Pandemi şartları gereği değişiklik yapmanız gerekti mi? Ne gibi önlemler söz konusu sizin tarafta?

Başak: İçişleri Bakanlığı’nın son genelgesi ile bazı kurallar geldi birkaç hafta önce. Konser, tiyatro veya spor müsabakası gibi toplu organizasyonlara katılabilmek için iki aşı yaptırmış olmanız gerekiyor ya da 72 saat içerisinde yapılmış, negatif sonuçlu PCR testinizi göstermeniz lazım. Maske zaten zorunlu. Onun dışında mekanların asıl kapasitesinden çok daha az kişi kabul ediyoruz ki gerekli mesafeyi sağlayabilelim.

Kontrbasta Andreas Metzler, davulda Ricardo Marenghi ve piyanoda Evrim Demirel’den oluşan Stanpolites, 25 Eylül’de Yeniköy Caz Günleri’nde

Programdaki isimler ortak olarak cazın ana hatları üzerinden ilerleseler de hepsi farklı sesler üzerinden şekillendiriyorlar müziklerini. Çalacak isimler programa nasıl dahil oldu?

Başak: Önce aslında Ahmet, ben ve Andreas kendi çevremizdekilerle haberleştik. İlk olarak yakınımızdakilerle bir araya geldik. İmer (Demirer) Bey ile de bir konserinin sonrasında tanıştım. Yanına gittim ve Yeniköy Caz Günleri’nden bahsettim. Hemen kabul etti. Bu seneki müzisyenler de geçen seneden beri iletişimde olduğumuz isimler. Evet, bazı konserleri mekan ve kapasite gibi durumlardan ötürü gelecek seneye aktarmamız gerekti ama hepsiyle bir şekilde gönül bağımız devam ediyor.

Biraz da bu seneki programdaki isimleri belirlerken konser-mekan eşleşmesi üzerinden gittik diyebiliriz. Mesela Yahya Dai Sedona’da çalıyor. Yahya Dai bisiklet sevdalısı bir müzisyen ve buna çok heyecanlandı.

Ahmet: Yahya Bey, Levent-Etiler civarında oturuyor. Bisikleti ve sırtında saksafonuyla gelecek konsere…

Diğer taraftan Berke Can Özcan benim çok eski arkadaşım. Ne yapsa zaten çok severek dinliyorum. Arkadaşlıktan ziyade onun sanatçı tarafına hep hayran oldum. Son olarak Mountains Are Mountains isimli bir albüm çıkardı, farklı enstrümanlarla çok özel bir iş yapıyor. Onun müziğini düşünürken de aklımıza Mitza’nın bahçesi geldi. O müzikler ile çiçekler bağdaştı aklımızda. Apartıman da caz tınılarının çok yakıştığı bir yer… Kilise de öyle. Avlusu muhteşem! Orada da Jef Giansily, Andreas Metzler ve Engin Recepoğulları’ndan Erik Satie dinleyeceğiz. Yani kısacası Başak’ın dediği gibi dinlemek istediğimiz müzisyenler ile mekanlar eşleşti ve böyle bir program ortaya çıktı.

Konserlere günler kaldı! Heyecanla bekliyoruz. Ayrıca sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ahmet: Birlikte muhabbetimizin üzerine Dadanizm bizim basın ve içerik destekçimiz oldu. Bu da tam aslında bizim nasıl bir şey yapmak istediğimizi anlatıyor. Çünkü biz Dadanizm’e de bayılıyoruz. Birçok şey görüyoruz, öğreniyoruz. Tam olmak istediğimiz bir yer ve siz de kapılarınızı açtınız bize. Bu bütün ortaklıklarımızda geçerli. Akbank Caz yine aynı şekilde bize destek oldu. Kendine Has da katıldı. Lindos ve Ecco da ürünleriyle konserlere eşlik edecek. Almanya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu yine destekçilerimizden biri… Şu an dijital bir yerden konuşsak da gene bir mahallelik yakınlığı içinde hissettiğim için bunu söylüyorum, o yüzden çok teşekkür ederim.

Esas biz teşekkür ederiz! İyi ki varsınız.

editörün seçtikleri