Yazar: Gamze Akyol
8 Eylül 2021
Agnès Varda’dan Cate Blanchett’a: Kadın yaratıcıların izinden giden bir fotoğraf kitabı

Bir sanatçının portresini çekmek için en iyi mekan neresi olabilir sahiden? Otel odalarına has tekdüze bir köşe mi seçmeli, yoksa evlerin neredeyse mahrem rahatlığının içine mi gömülmeli? Ya da bir sanatçıyı en sahici yansıtan yer çalışma alanı mıdır? Meksikalı fotoğrafçı Hugo Huerta Marin’in portreleri ise bizi bir mekandan diğerine götürürken aslında nerede olduğumuzun pek bir önemi olmadığını kanıtlıyor gibi. Portresi çekilen isimlerin karizmaları, yetenekleri ve ikonik kişiliklerine dalıp gidiyoruz çünkü. Agnès Varda’dan Cate Blanchett’a, Isabelle Huppert’den FKA Twigs’e sinema, müzik ve moda dünyasının kendine özgü yaratıcılarını fotoğraflayan Hugo Huerta Marin bir taraftan da o anların hikayelerini anlatıyor; orada olamasak da bizi de çekim anlarına bir şekilde ortak ediyor. Bu fotoğraflar ile hikayelerin hepsi Portrait of an Artist adlı kitabının sayfalarında artık.

Debbie Harry

Hugo Marin 1985 doğumlu, grafik tasarımcısı, sanat yönetmeni gibi unvanlara sahip çok yönlü genç bir sanatçı. 2012’de New York’a gelmesiyle beraber çeşitli müzelerde, sanat akademilerinde kısaca birçok kültürel kurumda çalışmaya, kendi sanatına şekil vermeye başlıyor. Hugo’nun bu keyifli kariyer yolculuğu onu hayranı olduğu, ilham bulduğu ve de bir şekilde yolunun kesiştiği kadın sanatçılarla dolu ilk kitabına taşıyor. Ve kitabının motivasyonunu da şöyle açıklıyor kendisi; ”Portrait of an Artist, yerleşik inanç sistemlerinin yapılarını sarsarak kültürü yönlendiren yedi olağanüstü kadın sanatçıdan ilham alan bir proje. Bu kadınların kuralları yok, bütün sınırları yıkıyorlar. Ve sesleri yeni nesil sanatçılar arasında yankı bulmalı.”

Huerta Marin’in toplumsal cinsiyet ve stüdyo pratiği konularını keşfetmek için aradığı ilhamı bulduğu bu yedi kadın sanatçı ise Marina Abramović, Tania Bruguera, Tracey Emin, Shirin Neshat, ORLAN, Yoko Ono ve Kiki Smith. Evet, bu isimlerden yola çıkmış olsa da 30’a yakın kadın sanatçı var kitabın sayfaları arasında. Annie Lennox ve Debbie Harry gibi çığır açan müzisyenlerden, Miuccia Prada ve Diane von Fürstenberg gibi moda devlerine, Fransız sinemasının gözbebeği Agnès Varda’dan modern sinemanın en yetenekli isimlerinden Cate Blanchett’a…

Isabelle Huppert

Kitabında hem her bir sanatçının hem de genel olarak kadınların yaratıcı endüstriler üzerindeki etkisinin güçlü bir portresini yaratan Hugo, her bir sanatçıyla farklı bir konuyu tartışıyor ve her birini ‘yakalayabildiği’ yerlerde olabildiğince doğal, samimi bir şekilde fotoğraflıyor. Örneğin Blanchett tiyatroda ve de sinemada oyunculuk yapmanın farklılıklarını, Carrie Mae Weems ırk ve fotoğrafçılık arasındaki ilişkiyi, Annie Lennox da 1970’ler Londra’sını anlatıyor.  Hugo’nın fotoğraf makinesiyle yakaladığı anlar ise her konuşmanın tonunu yansıtıyor, okuyucuya da sanatçılara karşı yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

Biz bırakalım fotoğraflar ‘konuşsun’. (Evet, Hugo Huerta Marin’in kitabından alıntıları paylaşıyoruz yani.)

Catherine Deneuve

‘‘Catherine Deneuve ile sıcak bir Eylül gününde, Paris’teki Hôtel de l’Abbaye Saint Germain’de tanıştım. Lobinin yanındaki bir kanepede oturuyordum ve bir anda etrafımdaki insanların donup kaldığını fark ettim. Otele kürk mantolu, Jackie O güneş gözlüklü ve parlayan Birkin çantasıyla Catherine Deneuve girdi. Şahsen bence, o her bir santimiyle bir yıldız. Samimi, eğlenceli ve son derece zeki. Catherine Deneuve’nin tanıtılmasına gerek yok, o Fransız duruşunun bir anıtı; yalnızca Fransız sinemasının değil, Fransa’nın kendisinin de bir simgesi.’’

Agnès Varda

‘‘Agnès Varda hakkında yazmaya hareketin zirvesi sırasında Fransız yeni dalgasıyla ilişkilendirilen tek kadın olduğunu belirterek başlamak gerekir belki de. Bana sorarsanız, onun hakkında konuşmaya başlamak için en uygun yer onun Paris’teki küçük, mor duvarlı evi olabilir. Pazar günleri genellikle hiç kimseyle görüşmese de, geçmiş ve bugün hakkında konuşmamızın huzur verici olabileceğini düşündüğü için beni davet etti. Evi sakin ve sessizdi ama renkli birçok detay (bitkiler ve biri tüm bu konuşma boyunca yanımızda uyuklayan oyuncu kediler) içeriyordu.

Agnés 2019 yılında, bu kitap yayınlanmadan önce hayatını kaybetti. Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri olarak varlığını daha da pekiştiren şaşırtıcı bir çalışma bütününü geride bıraktı. Onunla tanıştığım ve harika hikayesini yakaladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Elveda Agnès.’’

FKA twigs

‘‘Geçen yaz FKA twigs ile ilk konuşmamızda müzik, dans, ırk ve spot ışıklarında bir azınlığın parçası olmanın getirdiği sorumluluğu tartıştık (onun için sıradan konulardı). twigs’in müziğini benzersiz kılan ise bizi iyice kendine çeken şaşırtıcılığı ve çok katmanlı göndermelere açılan o tekinsiz muğlaklığı. Politik, ekonomik ve toplumsal olgulara tepki olarak sanatçının vücudundaki izi, lekeyi açığa çıkarmak için kendi bedenini kullanmayı seçmiş biri o. twigs, sanatını tam anlamıyla ve cesurca kendi içinde yaşarken, yaratım yoluyla soru sormaya devam ediyor.’’

Julianne Moore

‘‘Julianne Moore’un West Village’daki kapısını çaldım ve iki neşeli köpeğinin yanında gösterişli çivit mavisi bir elbise içinde karşılandığıma şaşırdım. Moore gibi bir ekran efsanesinden gözlerimi almam mümkün değildi. Julianne, hayatında alışkanlık haline getirdiği aykırı doğasını evine yansıtmıştı; sanat koleksiyonu ona incelikli, yıkıcı bir dokunuş kazandıran güzel bir kumtaşına sahipti. Julianne dekorasyonda olduğu kadar aynı zamanda röportajlarında da risk almaktan hoşlanıyor. Sıcak, samimi bir tarafı olsa da aynı zamanda belirli sınırları da var. Julianne Moore, yanıp tutuşan ve sizi buna ilk elden tanık olmaya davet eden parlak bir oyuncu ve sohbeti de bir hayli etkileyici.’’

Miuccia Prada

‘‘Güneşli bir günde, Prada’nın Milano’daki genel merkezinde buluştuk. Girişin hemen ilerisinde sanatçı Carsten Höller’in yaptığı ve üçüncü kattaki ofisinin içinden aşağıdaki zemin kata giden ünlü kaydırağı görebiliyordum. El sıkıştığımız andan itibaren büyüleyiciydi. Bu olağanüstü moda tasarımcısının her şey bir yana bu kadar nazik olduğunu görmek gerçekten çok mutlu etti beni.’’

Shirin Neshat (Şirin Neşat)

‘‘Shirin Neshat ile ilk kez beş yıl önce Manhattan şehir merkezindeki dairesinde röportaj yaptım. Güçlü, meydan okuyan ve asi kavramları dile getiren yumuşak, melodik, neredeyse kırılgan sesi beni büyüledi. İşinin karmaşıklığı o zamandan beri beni etkisi altına aldı ve zamanla büyüyen bir dostluk geliştirdik.

Beş yıl sonra da Şirin aynı kalmıştı. Hem sanatçı hem de insan olarak kendisine meydan okuyan devasa ve karmaşık projelere imza attı. 1990’ların başından bu yana Shirin İran halkının, özellikle de kadınların hayatlarını araştıran fotoğrafları, filmleri ve videoları için övgüyle karşılandı. Sanatçı, özellikle günümüz dünyası içinde de çok şey anlatan işler yaratarak hep kendi yolunda ilerlemeye devam etti.’’

 

editörün seçtikleri