Ah yalan dünya…
yazar: dadanist

Günümüz dünyası öyle bir hal aldı ki neredeyse tüm varoluşumuz gösterdiğimizden ibaret. Güzelliğimiz Instagram hesabınızdaki görünümümüz ya da aklımız Twitter’daki şakalarımız kadar adeta. Her şey güzel, her şey muhteşem gidiyor orada. Bize ne veriliyorsa da aynı şekilde ona inanmaya meyilliyiz.

Yazı: Ezgi Bilgi
(Fotoğraf, vice.com üzerinden alınmıştır.)

Özellikle moda dünyasında bu durum daha ekstrem diyebiliriz. Jimmy Kimmel’ın 2014’te New York Fashion Week sırasında sokaktaki “moda insanları”na, aslında varolmayan tasarımcı, trend ve etkinlikleri sorduğu röportajı belki bazılarınız hatırlar. Başkası adına utanma duygumuzu tavan yaptıran bu röportajın üzerinden geçen dört yılda, blogger’lık yerini influencer’lığa bırakırken ve sosyal medya saniyelik hikaye paylaşımına dönmüşken, “Her şey bir illüzyon olabilir mi” sorusu akıllara daha çok gelir oldu.

Peki, bu “fake” dünyada insanları en fazla ne kadar kandırabilirsiniz hiç düşündünüz mü? Bunu merak eden çılgın bir İngiliz arkadaşımız bir süre önce herkesle bir güzel dalga geçti. Dijital dünyadaki birçok kurumu ve kişiyi utançla baş başa bıraktı. Vice UK editörü Oobah Butler ilk olarak, daha önce yaptığı bir freelance işten yola çıkarak TripAdvisor’ın foyasını açığa çıkardı.

Oobah’nın bahsettiğimiz bu freelance işi, hiç gitmediği restoranlar için para karşılığı pozitif yorumlar yazmakmış. Bundan yola çıkarak Londra Duleich’teki küçük kiralık evi ve bazı kimyasal ve tuhaf malzemelerle (ayağı da dahil) yarattığı yemeklerin fotoğraflarını çekip TripAdvisor’a The Shed at Dulwich ismiyle yükledi.

Mayıs 2017’de işe başladığında restoranı Londra’daki sıralamada en altlardayken (18.149’inci sırada hatta), arkadaşları ve ailesine jenerik yorumlar yazdırmaya başladı. 6 hafta içinde, “Evde hissettiriyor”, “Yer bulmak imkansız” gibi 20 yorumdan sonra “Sadece randevuyla” misafir kabul eden bistro ilk 2000 restoran arasına girmişti. Ağustos 2017’de ise 156. sıradaydı. Bu çılgınca yükselişte, arayanların “Tüm masalar dolu” denilerek geri çevrilmesi, insanların rezervasyon için yalvarması, PR’ını yapmak isteyen şirketlerin olumsuz yanıt almasının da payı vardı. Kasım 2017’de The Shed TripAdvisor’da 96 yorumla -ki bunlardan bazıları, olmayan restorana gitmiş gibi yorum yapan gerçek insanlardı- Londra’nın en iyi restoranıydı. Aralık ayında video olarak yayınladığı hikaye 40 milyon izlendi ve büyük bir viral etki yarattı. Bunun üzerine restoranı bir geceliğine açmaya karar verdi Oobah. Donmuş yiyecekleri mikrodalgada ısıtarak hazırladığı menüsü ve bahçesine koyduğu birkaç derme çatma masayı görenler arasında önceki gün Paris’in en iyi restoranında yemek yiyen iki Amerikalı da vardı: Bir gün sonra The Shed’te gözleri bağlı olarak gittikleri bahçede kupada çorba servisiyle karşılaşmışlardı.

Tüm bu olay kullanıcı yorumu üzerine temellenmiş her şeyin nasıl manipüle edilebileceğini, hatta tamamen uydurulabileceğini ve online etkinin varabileceği boyutu gösteriyor. Yeni dijital çağda yapılmış en büyük şakayı yaptığı için başarılı kabul edilen Oobah’ı The Washington Post “TripAdvisor’ın Donald Trump’ı” olarak adlandırırken Japonya’da hakkında bir saatlik bir belgesel yayınlandı ve o sırada ülkede #LacksHonour hashtag’iyle trending topic oldu.

Oobah bu ilginin üzerine deneylerini bir adım öteye taşıdı. Bu defa- beklenebileceği gibi- belki de en “fake” karakterlerin bulunduğu moda dünyasını trolledi. Daha cüretkar davrandı ve kendini de fiziken oyuna dahil etti. Ekim 2017’de yayınladığı yeni macerasında Pazar tezgahlarında bulunan ve Londra’da büyük ilgi gören bir imitasyon jean markasını, Georgio Peviani’yi Paris Fashion Week’e taşıdı. İtalyan bir tasarımcıdan çıkma gibi görünen markayı Google’ladığında kimseye rastlayamadı. Herkesin jean’lerini giydiği bu adama yardımcı olmak ve onun potansiyelini ortaya çıkarmak (!) için “Peviani neden ben olmuyorum ki” diyerek Paris’in yolunu tuttu.

Öncelikle www.georgiopeviani.com adresini satın almak ve “Pazar Lideri” yazan kartvizitlerini bastırmakla işe başladı. Daha sonra Brixton Market’ten hatırı sayılır bir miktar ürün satın aldı ve uçağa bindi. Paris’e hiç gitmemiş olan Oobah şehirde Fashion Week defilelerinin nerede olduğunu bile bilmiyordu. Planı Balenciaga sneaker giyen birilerini görüp takip etmekti.

Sonunda rengarenk giyinmiş bir grup insanı bir otelden çıkarken görüp yeni bitmiş bir şovdan çıkan kalabalığa karışır ve olaylar gelişir. Orada defileleri uzaktan izleyen bir adamdan Vivienne Westwood defile lokasyonu öğrenip kartvizitiyle akreditasyonu alır. Etraftaki herkese Peviani’yi tanıyıp tanımadıklarını sorar ve yanındaki fotoğrafçı için de Vice’ın onun hakkında bir hikaye üzerine çalıştığını söyler. Kartvizitler değiştirilir ve birkaç partiye davet edilir. Modeller ve önemli buyer’larla tanıştığı bu partilerde Oobah insanlara jean’lerini giydirir ve bazı buyer’ları ürünlerini satın almaya da ikna eder. Hatta girdiği defilelerde sinsice koltuklara Georgio Peviani kartvizitlerini bırakır. Sonuçta bu genç İtalyan tasarımcı (!) Paris FashionWeek’in üç gününde Alexa Chung gibi ünlülerle tanışıp, influencer’larla partileyip tasarımcı ve satın almacılara Georgio Peviani jean’lerini tanıtır.

Oobah daha sonra Londra’ya dönüp markanın başındaki Adam’la tanıştı. Aslında Zambiyalı bir göçmen olan Adam’ın markası dünyaya üretim yapan bir işletme. Birlikte güzelce güldükleri Paris macerası da markanın 90’lardaki zirvesine dönmesine neden olmuş mudur bilemeyiz ancak hakkında konuşulduğu kesin.

Sonuç olarak bu deli oğlanın serüvenleri ne kadar yalan bir dijital dünyada yaşadığımızı, olmadığımız biri gibi görünmenin aşırı kolay olduğunun birer kanıtı. İnsan gülse mi ağlasa mı bilemiyor açıkcası… Daha neler göreceğiz demekten başka çare yok.

Son bir not: Oobah arkadaşımız face swap aplikasyonuyla Instagram story’lerine Russell Brand’i yakın arkadaşıymış gibi yapıştırıp markalardan bedava ürün almak, kendi gibi saçlarını sarıya boyadığı fake Oobah’ları TV programlarına yollamak gibi daha birçok troll etkinliğe daha imza attı. Meraklısına söyleyelim.