Aklımızı başımızdan alan inci küpeli çocuk: Sana doyamıyoruz Harry Styles
yazar: Zeynep Naz Inansal

Bazen kadife bir takımla karşımıza çıkıyor, bazen de viral olan örgü hırkasıyla. Bir bakıyoruz nefes kesen bluzu ve inci küpesiyle Met Gala’da ev sahipliği yapıyor, bir bakıyoruz 1940’lı yıllarda bir İngiliz askeri olarak oyunculuk hünerlerini sergiliyor. Bir gün Lizzo’nun şarkısını cover’lıyor, başka bir gün yakın dostu Stevie Nicks’e adadığı bir konuşma yapıyor. Harry Styles, ne yaparsa yapsın, günlerce konuşuluyor, tartışılıyor ve neredeyse herkes tarafından hayranlıkla bir sonraki hareketi bekleniyor. Bu aralar Styles’ı her yerde bol bol görür olduk. En son olarak da Amerikan Vogue’un aralık sayısında şahane bir elbiseyle balon şişirirken çıktı karşımıza. Lütfen yanlış anlamayın, bu durumdan hiçbir şekilde şikayet etmiyoruz tabii. Aksine, ondaki bu şeytan tüyünü, yaptığı her şeye kattığı ışığı biz de hissediyoruz.

Harry Styles’ın bu ay çokça konuşulmasının sebebi olan Vogue kapağına da açıklık getirmek gerekiyor. Olay kendisinin bir elbiseyle kapağı süslemesinden çok, derginin 127 yıllık tarihinde kapağına tek başına taşıdığı ilk erkek olmasından çıktı. Tabii beyaz bir erkeğin bir moda dergisi kapağında belirmesinin çok da radikal olmadığının ya da dünyayı değiştirmediğinin farkındayız. Bizim asıl ilgilendiğimiz konu Harry Styles’ın kendi dünyası, tarzı, duruşu ve tüm otantikliğiyle olmayı seçtiği kişi. Zaten ona atfedilen tüm rolleri reddedip herhangi bir öncü olmadığı ısrarla söylüyor. Kendisinin şu an olduğu kişi olmasına yol açan gerçek devrimcileri; Prince, David Bowie, Elton John ve Freddie Mercury’i sıralıyor alçakgönüllülüğüyle. Bu 26 yaşındaki çocukta hepimizin aklını başından alan bir şeyler var. Yani anlayacağınız mecburuz, dadanmaktan başka çare kalmıyor.

1994 yılında, İngiltere’nin Redditch adında küçük bir kasabasında doğan Styles’ın müzik kariyeri, 16 yaşındayken katıldığı müzik yarışması The X Factor’la başlıyor. Yarışmadan elense de, yeni kurulan müzik grubu One Direction’a katılması için geri çağırılıyor ve böylece Styles’ın tüm hayatı da değişmiş oluyor. 2011’den 2015’e kadar One Direction, kendi zamanının, hatta tüm zamanların en başarılı müzik gruplarından biri haline geliyor. Albümleri 70 milyon kopya satıyor, dört albümleri de Billboard albüm listesine bir numaradan giren ilk grup oluyorlar, tüm dünyayı birkaç kez turluyorlar ve bir sürü ödül kazanıyorlar. One Direction, ilk olarak grup üyelerinden Zayn Malik’in ayrılışıyla sarsılıyor. Sonra da 2015 yılında bir ara verdiklerini, ya da başka bir deyişle uzun bir süreliğine dağıldıklarını açıklıyorlar.

16 yaşından itibaren dünyayı sarsan bir müzik grubuna giren, tüm günlerini çalışarak geçiren, her kararı bir grupla demokratik olarak aldığını söyleyen Harry’nin de bu ayrılık sonrası kendini keşfetmesi, tanıması ve hayatta ne yapmak istediğini bulması gerekiyor. Arkasında bıraktığı bu dev grup sonrası, herkesi bambaşka, daha önce görme fırsatı bulmadığımız bir Harry’nin beklediği ortaya çıkıyor. Büyük başarısını nasıl takip edeceği stresiyle yanıp tutuştuğu için Styles solo albümü için grubuyla Jamaika’da bir ev kiralıyor ve zamanını orada geçiriyor. Albümde beraber çalıştığı arkadaşlarıyla geçirdiği zaman hep çalışarak geçmiyor tabii. Biraz da Harry’nin ısrarıyla bulabildikleri her romantik komediyi izliyorlar.

Bu inziva, Harry’e hem yaratıcılığını, hem de cesaretini toplaması için fırsat veriyor ve 2017’de kendi adını taşıyan ilk albümüyle hayranlarını sevindiriyor. Albümün en ses getiren teklisi Sign of the Times’la da herkese kalbinin nasıl da rock müzikten yana atıyor olabileceğini düşündürüyor.

One Direction’la beraberken her notayı mükemmel çıkarmak için uğraştığını, hata yapmaktan kaçındığını anlatan Styles, bugünlerde kendini çok daha rahatlamış hissettiğini söylüyor. Onu her haliyle benimseyen ve ona kendini güvende hissettiren hayran kitlesinin de etkisinin altını çiziyor.

Sonrası da çorap söküğü gibi geliyor. İkinci albümünde çok daha özgür ve mutlu biri olduğu müziğine yansıyor. Giderek rahatlayan, olduğu kişiyi benimseyen, hata yapmaktan çekinmeyen bir Harry Styles beliriyor artık. Her konserinde daha mutlu, kendinden emin, daha açık birine dönüşüyor.

Bu kendini bulma yolculuğunda ona yardımcı olan birçok yol arkadaşı var tabii. Arkadaşı Tom Hull’un onu David Lynch’in meditasyon enstitüsüne götürmesiyle hayatına giren transandantal meditasyona her gün zaman ayırıyor. Bu pratiğin onu, hayatın her anından keyif alabildiği ve anda kalabildiği bir hale soktuğunu söylüyor. Onun dışında pilates yapıyor ve arkadaşlarıyla bolca zaman geçiriyor. Arkadaşları demişken; zor zamanlarında yanına koşan ve her daim desteğini hissettiği dostlarından biri de Stevie Nicks. Anne ve babasının dev Fleetwod Mac hayranları olmasının da etkisiyle Nicks’e gönülden bağlı olan Styles, bir şekilde onunla yollarını kesiştirmiş. Şimdilerde birbirlerine ilham ve destek oldukları, müzikten ve hayattan konuştukları bir dostlukları var. Hatta bir konserinde Nicks; Harry’i ilham perisi olarak nitelendiriyor ve onu bu kadar iyi yetiştiren annesine teşekkür edip Landslide şarkısını onlara adıyor.

Stevie Nicks, Harry’i gerçek bir centilmen olarak nitelendiriyor. Biz de Nicks’e karşı çıkacak kadar aklımızı yitirmedik, ondan iyi bilecek değiliz ya. Zaten Harry’le tanışan herkes ne kadar kibar ve içten olduğunu anlata anlata bitiremiyor. Her çekime erken gittiği, herkese kibar davrandığı, hayatına giren herhangi birinin arkasından tek bir kötü söz söylerken duyulmadığını biliyoruz. Vogue editörü Hamish Bowles’u da bir önceki görüşmelerinde bahsettiği kitabı, ertesi gün ona hediye ederek şaşırtıyor. Bowles, Harry’nin eski zamanlardan kalma, kapı açan tarzda bir centilmen olduğunu söylüyor. Ama hepimiz biliyoruz ki, Harry eski zamanların erkeksi, maço ve soğuk centilmen imajına pek de uymuyor. Centilmen rolünü alıp kendince yorumluyor, çok daha renkli, kırılgan, eğlenceli bir hale getiriyor. Kırılganlığını göstermekten çekinmeyen bir centilmen, gülümsemekten de korkmayan bir rock star o.

Harry Styles’dan bahsedip, nev’i şahsına münhasır tarzından bahsetmemek olmaz tabii. Tüm bu popülerliğinin arkasında giyim tarzının da etkisi büyük. Kendisi Gucci’nin direktörü Alessandro Michele’nin ilham perisi ve aynı zamanda markanın cinsiyetsiz parfümü Mémoire d’une Odeur’ün de yüzü. Her giydiği kostüme renkli ve farklı bir şey ekliyor, çoğu zaman kadın kıyafetleri giyiyor. Yedi yıldır beraber çalıştığı stil danışmanı Harry Lambert’in de bu durumda büyük bir payı var. Styles’ın kıyafetleri çok da ciddiye almadığını ve ikilinin bu kostüm işine çok daha eğlenceli ve deneysel bir yerden baktığını anlatıyor Lambert. Kendi tarzına oldukça uygun bir temada ‘Notes on Camp’ teması altında düzenlenen 2019 Met Gala’da Serena Williams, Alessandro Michele, and Anna Wintour, Lady Gaga’yla beraber ev sahipliği yapması da bu yüzden.

Styles, artık moda dünyası için de ilham verici bir figür. Kıyafetlerle ilgili kadın-erkek ayrımının hoşuna gitmeğinden ve kendini sınırlamak istemediğinden bahsediyor. Onun için kıyafet seçimleri de yaratıcı olabileceği başka bir alan. Bir konserde giydiği JW Anderson marka örgü hırkası da bu yaratıcılığın örneklerinden. Hırka o kadar ses getirdi ki, Londra’daki Victoria and Albert Müzesi hırkayı kalıcı koleksiyonuna ekledi.

Harry’nin bu etkisi kendini en çok konserlerinde, hayranlarıyla göz göze olabildiği ve onlarla bağ kurabildiği anlarda gösteriyor. İnsanları, konserlerinde oldukları kişiyle huzurlu ve konforlu hissettirmek istiyor. Kendisi beyaz bir erkek olarak ayrıcalıklı olduğunun da farkında. Herhangi bir azınlığın yaşadığı zorlukları yaşamadığını, ya da nasıl olduğunu bildiğini iddia etmediğini anlatıyor. Sadece insanları görünür kılmak ve dahil hissettirmek istiyor. Asıl amacı, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, Harry olarak onları gördüğünü ve desteklediğini anlatmak. Harry’nin bir konserinde hayranlarından biriyle yaşadığı şahane bir olay bunun örneklerinden. Bir hayranının pankartından, o akşam annesine lezbiyen olduğunu açıklayacağını öğrenen Harry, olayları hızlandırmaya karar veriyor. Kızın annesinin adını sorduktan sonra haykırıyor: Tina, kızın eşcinsel! Tüm konserdekiler de birkaç kez ona eşlik ediyor. Sonrasında da hayranına What Makes You Beautiful şarkısını adıyor. Anne-kız, Harry’nin bir sonraki konserine beraber katılıyorlar ve her şey dakikalar içinde viral oluyor tabii.

Harry, bu yaptıklarının hiçbirini iyi bir çocuk olduğunu kanıtlamak ya da hayranlarını etkilemek için yapmadığını anlatıyor. Her daim kendini zorlamak, bir sonraki adıma geçmek ve hep konfor alanının dışına çıkmak istiyor. Son albümünü yaparken David Bowie’nin bir konuşmasını defalarca, hatta her gün birkaç kez izlemiş. Bowie, bir sanatçının hiçbir zaman ”galeriye” oynamamasını, her zaman risk almasını ve konforlu hissettiği her an yeni bir maceraya yelken açmasını öğütlüyor. Harry de her yaptığıyla bunu destekliyor aslında. Mayıs ayında mutsuz karantinamız, Harry’nin 70’ler havasında, dokunmaya adanmış videosu Watermelon Sugar’la aydınlanmıştı. Önümüzdeki yıl onu Oliva Wilde’ın yeni filmi Don’t Worry Darling’de göreceğiz. 1950’li yıllarda Kaliforniya’da geçen filmde Styles, Florence Pugh’nun kocasını canlandıracak. Ne yaparsa yapsın ilham veren Styles yaptığı her işe başka bir ışık katıyor. Sadece her yaptığıyla kendini yenilemeye çalıştığı için bile bir alkışı hakediyor. Biz de bu genç yıldızla aynı zamanda yaşadığımız için çok şanslı hissediyoruz! 

harry styles harry styles harry styles harry styles harry styles