Amy Poehler mi: Evet, lütfen!
yazar: Zeynep Naz Inansal

8 Mart coşkusu içimde, bir akşam ne izlesem diye düşünürken karşıma çıkan Moxie, beni hem çok eğlendirdi, hem de şaşırttı. Bu komik, umut dolu ve aktivizme giriş niteliğindeki gençlik filmi, türdaşlarına oranla çok daha kapsayıcıydı. Zaten filmin yönetmen koltuğunda Amy Poehler’in oturduğunu görünce tüm parçalar yerine oturdu ve dadanma fırsatı doğdu diyebilirim. Poehler yönetmenliğin yanı sıra filmde, çok çalışan ve kendine bir hayat kurmaya çalışan bekar ve orta yaşlı bir anneyi canlandırıyor. Lise çağındaki kızı Vivian, kadınlar için ayrımcı ve korkunç bir deneyim sunan okulunda varolmaya çalışan, mutsuz bir ergen. Çokça zıtlaştığı annesinin gençliğinden kalma feminist dergileri, kitapları ve punk şarkılarını keşfedince de bir anda okulunda feminist bir hareket başlatıyor. Birbirinden kopuk görünen bu anne-kız, yaşadıkları zorluklar, fikirleri ve mücadeleleri üzerinden bağ kuruyorlar.

Moxie, aslen oyuncu ve komedyen kimliğiyle tanıdığımız Amy Poehler’ın ilk yönetmenlik deneyimi değil. Yıldızı olduğu Parks and Recreation’ın birkaç bölümünün yanı sıra, 2019 yılında da orta yaşlı bir grup kadının tatil hikayesi Wine Country’i çekmişti kendisi. Burada da Poehler’ın yönetmenliğe atılmasının sanatsal bir kaygıdan çok, bazı hikayeleri anlatılır ve görünür kılmak istemesi olduğunu eklemeliyiz. Orta yaşlı kadın hikayelerinin gerçekçi bir şekilde anlatılmadığını düşündüğü için Wine Country’i çeken Amy Poehler, gençlik filmlerinin genç kadınlara haksızlık ettiğini düşündüğü için de Moxie’yi sinemaya taşımış gibi görünüyor. Hayatının ve kariyerinin bu noktasında tüm duruşu ve kararlarıyla kendine ait bir feminist varoluş sergileyen ve bunu komedi üzerinden yapan Poehler’ı oldukça ilham verici buluyoruz. O zaman hazır konusu açılmışken; komedyenliğini, kitabı Yes, Please’i, Parks and Recreation’ı, Tina Fey’le olan dostluğunu ve daha nicesini masaya yatırmak üzere boncuk gözlümüz Amy Poehler’a dadanıyoruz.

Amy Poehler, henüz çocukken hayatta ne yapmak istediğini anlayan şanslı insanlardan. Bir Wizard of Oz oyununda Dorothy’i canlandırırken, hayatı boyunca sahnede olmak istediğini anladığında on yaşındaymış. Ailesi de kızlarının sahnedeki rahatlığını, yaşadığı tersliklerle başa çıkma şeklinden fark etmişler. Bir kar tanesini canlandırdığı ve şiir okuması gereken rolünde çok yüksek gelen mikrofonu boyuna göre ayarladığında ilkokula bile gitmiyormuş. Bir diğerinde aslan kostümü içinde şarkı söylediği bir müzikalde bozulan kostümünü kimselere belli etmeden dansına entegre etmeyi başarmış. Poehler ise o yaşlarda, sahnede ona kendini iyi hissettiren ve vazgeçemeyeceği üç şeyi fark etmiş: ilgi, kontrol ve insanları güldürebilmek.

Tüm lise hayatını okulunun oyunlarında oynayarak geçiren Poehler, yeni bir şeyler yapmanın heyecanıyla Boston College’de üniversiteye başlıyor. Çok hevesli olduğunu ama ne tür bir oyuncu olmak istediğini bilmediğini anlatıyor. Bir planı ya da akıl hocası olmadığı için de ne istemediği üzerinden gitmeyi akıl ediyor. Sıkışmış, hareketsiz, bir yere bağlı olmayı, kimle evleneceğini ya da nerede yaşayacağını düşünmek istemeyen Poehler böylece oyunculuk ve komedyenlik yaparak hayatını geçirmeye karar veriyor. Chicago’ya taşınıp bir doğaçlama topluluğuna katılıyor ve bir burada ona bambaşka kapılar açılıyor. Doğaçlamayla tanışması onu bir oyuncu olarak çok yönlü ve cesur kıldığı gibi, bu toplulukta hayatına bir daha çıkmayacak iki önemli insan Tina Fey ve Seth Meyers da giriyor. Tina Fey’in ona her zaman ilham ve cesaret verdiğinden bahsediyor. Onunla her yola çıkacağını, sadece o olduğu için bir işe gözü kapalı evet diyebileceğini anlatıyor Poehler. İkilinin muhteşem uyumlarını beraber sundukları Altın Küre Ödülleri’nde de birebir görmüştük zaten.

Poehler gençliğinden beri, bir gün Saturday Night Live’da çalışacağını bildiğini anlatıyor. Bunu herhangi bir dayanaksız, yalnızca ona içinde fısıldayan bir ses söylüyor. Tine Fey’le beraber her şeyi bırakıp bir doğaçlama topluluğunda çalışmak için New York’a taşınıyorlar. Üç farklı toplulukla Amerika’yı turlarken geçimini de garsonluk yaparak sağlıyor Poehler. Garsonluk yaptığı, bisikletiyle Beastie Boy dinleyerek gösterilerine gittiği o zamanı hayatının en güzel anları olarak anlatıyor. Çünkü keyifle yaptığı ve hayat amacı olarak nitelendirdiği bu işi bulduğu için kendini çok şanslı hissediyor.

Tabii bu sevdiği işi yapmanın bambaşka bir versiyonunu 2001 yılının ağustos ayında Saturday Night Live kadrosuna girdiğinde yaşıyor Poehler. 30 yaşında, hayatının her gününü komedyenlerle ve yaratıcı insanlarla geçireceği için mutluluktan uçarak, SNL’in stüdyolarına adımını atıyor. Poehler’a göre yaşadığı zorlukları onun için katlanılabilir kılan cesaret, doğaçlamadan öğrendiği bir yeti. Doğaçlamanın ona kim olmak isterse olabileceğini öğrettiğini, tek ihtiyacı olanın bunu destekleyen insanlarla çevrili olmak olduğunu söylüyor. Deyim yerindeyse kendi kabilesini SNL’de bulan Poehler 2001-2008 yılları arasında Tina Fey, Seth Meyers, Maya Rudolph gibi isimlerin de yardımıyla şovun en efsanevi skeçlerine imza atıyor. 2009-2015 arası da yine SNL yazarlarından Michael Schur’un yazdığı Parks and Recreation’da Leslie Knope olarak unutulmaz bir performans sergiliyor. Sonrasında da bazı küçük roller, animasyon seslendirmeleri ve yönetmenliğe evriliyor kariyeri.

Poehler’ı birçok komedyenden ayıran, şaşırtıcı dürüstlüğü, kendini rezil etmekten kesinlikle korkmaması ve kıvrak zekası. Hiçbir zaman kendi olmaktan korkmuyor. Hatta bir kere Jimmy Fallon ona bir kadın için fazla edepsiz bir espiri yaptığını söylediğinde daha da edepsizleşerek ağzının payını vermeyi tercih etmiş. Başkalarının ne düşündüğünü pek umursamıyor, süreçten keyif aldığı da her haline yansıyor. Çok mutlu bir ailede büyüdüğü için sorunlarını hep kafasında yaratmak zorunda kaldığından bahşediyor dürüstçe. Ayrıcalığının her daim farkında, bunun için özür dilemek yerine kapsayıcı işler yapmaya kendini adamış.

Poehler’a göre hem kendisi hem de birçok kadın çok fazla özür diliyor. Günlük hayatında ne kadar sık ve gereksiz özür dilediğini fark ettiğinde bunun nasıl kadınların içselleştirdiği bir durum olduğunu anlamış. Bir kadının toplum tarafından suçlu hissetmek zorunda bırakıldığı şeylerden sıyrılmasının yıllar aldığını söylüyor. Bu yüzden de artık yalnızca gerçekten gerekli olduğunda özür diliyor. Tüm kariyerinden ve hayatından bahsettiği kitabı Yes, Please’in adı da böyle bir ilham sonucu konmuş. Evet, lütfen cevabının genelde doğru cevap olduğunu ama hep bu cevabı verirken zorlandığını anlatıyor. Ne yapmak istediğimizi bulup onu açıkça dile getirmek ve sonra susmanın, istediğimiz şeyi güçlü ve net bir şekilde dile getirmenin bu kadar kolay olduğunu göstermek istiyor: evet, lütfen!

Amy Poehler bir yandan da hiçbir şey bilmediğini bilecek kadar bilge olduğunu söylüyor. Komedyenin şimdiki kariyerinde kendini konumlandırmasına baktığımızda artık farklı bir şeyler sunmak istediğini fark ediyoruz. Aslında Moxie’de kendine çok da sözü olmayan, hatta kızına dolaylı yoldan ilham olmaktan başka bir şey yapamayan yorgun bir anne rolü vermesi de bu yüzden olabilir. Kendi hikayelerinin yalnızca bir ilham olabileceğinin, kendisinin de duruşuyla gençlere ve ondan ilham almak isteyen herkese destek olacağının bir kanıtı gibi. 2001 yılında kurduğu prodüksiyon şirketi Paper Kite Productions da kendi filmlerinden çok Broad City ve Difficult People gibi genç kadın komedyenlerin işlerinin yapımcılığını üstleniyor. Yani Poehler hem sektörün direttiği bir görünüşe sahip olmak zorunda hissetmiyor, kendi istediği rolleri yaratıyor, hikayeleri yazıyor, yol açıyor, kendi şartlarında var oluyor. Komedyen, varlığıyla, duruşuyla ve kendi olma cesaretiyle farklı ve aktif bir şekilde her hareketiyle bize ilham oluyor. Şimdilerde de komedyen Lucille Ball ve partneri Desi Arnaz’ın evliliği ve kariyerine odaklanan bir belgeseli yönetiyormuş. Daha çok Amy Poehler işi mi? Evet, lütfen!