Yazar: Gamze Akyol
14 Haziran 2021
Artık yaz resmi olarak başlayabilir: Lorde yeni albümüyle bizi karanlıklardan çıkarmaya hazırlanıyor

”Kıştan nefret ediyorum, soğuğa dayanamıyorum” diyerek, yaza methiyeler düzerek geri döndü Lorde aramıza. Şöyle bir silkelendik sayesinde. Sarı kıyafetiyle kumlar üzerinde saçları uçuşa uçuşa koştukça o, biz de bir havalara girdik. ”Akıttığın tüm o gözyaşlarını unut, artık bitti” diyordu ayrıca Solar Power adlı bu yeni şarkısında. Demek ki her şeyi arkada bırakabilir, yazla birlikte şöyle rahatça bir hafifleyebilirdik ha? Tam da aradığımız şey… Ah be Lorde, bu zamana kadar nerelerdeydin be sen?

Müzik piyasasına henüz 16 yaşındayken çıkardığı The Love Club isimli mini albümüyle hızlı bir giriş yapan ve David Bowie’den de “bu kız müziğin geleceği” şeklinde övgüler toplayan Lorde, verdiği dört yıllık aradan hepimize iyi gelecek bir temayla geri döndü diyebiliriz. Yeni Zelandalı şarkıcı geçtiğimiz hafta önce buram buram yaz kokan yeni teklisi Solar Power’ın kapak fotoğrafını paylaşarak dönüşünü haber verdi. Ardından da şarkının ismine çok yakışan bir zamanda yani güneş tutulmasının gerçekleştiği anlarda içimizi ısıtan klibiyle birlikte yeni şarkısını piyasaya sürdü. “Bu albümün sahile giderken size eşlik eden bir yaz arkadaşınız gibi olmasını ve havalar soğuduğunda bile teninizde bronzluk gibi kalmasını istiyorum” dediği yeni albümüyle, alışık olduğumuz melankolik havasından çıktığını anladığımız Lorde’a verdiği ara iyi gelmiş gibi duruyor. Olağanüstü şartlarda geçen birkaç senenin sonunda hepimizin böyle bir “yaz dostu”na ihtiyacı vardı zaten…

İlk dinleyişten itibaren melankoliye meyilli hallerine tutulduğumuz Lorde’un, kendisinden beklenmedik derecedeki bu enerjik dönüşü kimileri tarafından yılların özlemiyle havada kapılsa da eskisinden farklı bir tatla karşılaşan bazı hayranları için de ufaktan bir hayalkırıklığı yaratmış gibi gözüküyor. Ne olursa olsun, koskoca dört yılın ardından böyle ses getiren bir dönüş yapmak hiç kolay değil elbette. Aslında Lorde’un verdiği bu uzun ara, bir tatilden ziyade planlı bir inzivaydı. “Peki ama neden?” derseniz buyurun hep beraber Lorde’un kariyerinin başına gidelim…

Gerçek ismi Ella Marija Lani Yelich-O’Conner olan Yeni Zelandalı şarkıcı, daha henüz 13 yaşındayken bir plak şirketiyle anlaşma imzalıyor ve müzik tutkusunun peşine düşmeye başlıyor. Bu plak şirketinde kariyerinde büyük etkisi olacak olan şarkıcı, yazar ve yapımcı Joel Little ile tanışıyor. Zaten eğer bir Lorde hayranıysanız Little’ın ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Lorde, 16 yaşına geldiğinde Little’ın yapımcılığını üstlendiği The Love Club isimli bir mini albüm çıkarıyor ve o albümdeki Royals parçasıyla sadece Yeni Zelanda’nın değil tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarıyor. Çocuk denilebilecek bir yaşta iki tane Grammy ve de muazzam bir ün kazanan Lorde, elbette tüm magazin basının peşinde dolaştığı bir isim oluveriyor. Daha yıl bitmeden Pure Heroine isimli ikinci bir albüm daha yayınlıyor ve bu albümü de oldukça beğeniliyor. Kendisinin müziği dışında başka konularla gündeme gelmek istemeyen bir karakterde olduğunu şarkılarındaki o melankolik, içe dönük sözlerinden anlayabiliyoruz aslında (verdiği arada büyük bir payı var bu durumun, ilerde bahsedeceğiz). Zaten bu abartısız, sade, ne istediğini bilen tavırlarıyla ve elbette ki güzel sesiyle büyük kitlelere ulaşmayı ve bizimle bir bağ kurmayı başarıyor.

Neredeyse tüm şarkılarını yazıp besteleyen Lorde, bu yeteneği sebebiyle benzer bir yol izleyen başta Taylor Swift olmak üzere birçok isimle karşılaştırılıyor tabi. Ama basının Lorde ve Swift arasında bu tip karşılaştırmalarla yaratmaya çalıştığı gerginlik etkili olmuyor, müzik piyasasını kasıp kavuran bu iki genç kadın yakın arkadaş oluyorlar. Bu defa da, Lorde’u bu dostluk hakkında soru yağmuruna tutmaya ve dikkatleri başarılı giden kariyerinden dağıtmaya çalışıyor magazin basını. Hatta Lorde yine Swift’le ilgili bir soru soran muhabire “Bana neden sürekli Taylor’ı soruyorsunuz?” şeklinde bir çıkış da yapıyor ve sorularını yanıtsız bırakıyor.

Lorde daha sonra, 2014 yılında Yellow Flicker Beat isimli parçasıyla The Hunger Games: Mockinggjay Part 1’in soundtrack’ine de imzasını atıyor. Geniş bir hayran kitlesi olan bu seriyle birlikte tabii ki ününe ün katarak yoluna devam ediyor kendisi. Ayrıca iki yıl üst üste (2013 ve 2014 yıllarında) Time dergisinin en etkili gençler listesinde yer almayı başarıyor. 2017 yılına geldiğimizde ise, Pure Heroine albümünün ulaştığı müzik sever kitlesini genişletmek amacıyla bu defa bir başka yapımcı Jack Antanoff (Taylor Swift’ten Lana Del Rey’e, son 10 yılda çıkan pek çok büyük albümde adını görebileceğiniz bir isim) ile birlikte çalışmaya karar veriyor. Ve yaşadığı bir ayrılığın ardından yazdığını söylediğini Melodrama albümüyle yine birçok listede zirveyi görüyor. Bu arada Lorde ile Antanoff’ın beraber olduğuyla ilgili sık sık haberler düşüyor gündeme ama önce Antanoff daha sonra da Lorde bu söylentileri yalanlıyor.

Lorde, bu defa tarzının biraz daha elektropopa kaydığı Melodrama albümünün adını önden yayınladığı Green Light teklisiyle duyuruyor. “Pure Heroine, benim ergenlik ihtişamımı kutsal bir sandığa koyup kaldırma yolumdu ve içine biraz da benden ışıltı koyunca asla ölmeyecek bir şey oldu, şimdi yeni gelecek olan albümüm ise başlattığım parti hakkında. Size yeni dünyayı göstereceğim” şeklinde (iddialı!) bir açıklama ile de beklentileri bir hayli yükseltiyor kendisi. Ve neyse ki, bu beklentilerin hakkını veren ve hayranlarını mest eden Melodrama albümü ABD’nin Billboard 200 listesine ve Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda’daki benzer listelere bir numaradan giriş yapıyor. Böylelikle Lorde, bu listelerdeki ilk rekorunu kırmış oluyor. Bu albümüyle de Grammy’nin Yılın Albümü kategorisinden adaylık kazanıyor ama ödülü kucaklayamıyor. Daha sonra albüm tanıtımları için ilk ayağı 2017’nin sonlarında Avrupa’da gerçekleşen uluslararası bir konser turuna çıkıyor. 2018 yılında da Run the Jewels, Mitski ve Toye Styrke’nin açılış grupları arasında yer aldığı Kuzey Amerika turuyla devam ediyor tanıtıma.

Ve gelelim Lorde’un inzivaya çekilmesinde büyük etkisi olan olaya… Lorde, bahsettiğimiz turnenin son konserlerinden birini İsrail’in Tel Aviv şehrinde vermeyi planlıyordu. Ama İsrail’in Filistinliler üzerindeki yaptırımlarını protesto eden ve bu nedenle İsrail üzerindeki baskıları artırmayı amaçlayan Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi (BDS) genç şarkıcıya konserini iptal etmesi yönünde bir çağrıda bulundu. Daha sonra çevresindeki birçok farklı görüşe sahip kişilerden fikir aldığını ve bu konser kararını almakla en başından yanlış bir karar verdiğini fark ettiğini söyledi Lorde. Ardından da Tel Aviv konserini iptal ettiğini duyurdu. Lorde bu kararının ardından başta BDS olmak üzere birçok gruptan destek aldı. İsrail’in Yeni Zelanda Büyükelçisi Itzhak Gerbeg ise Lorde’un İsrail’deki sevenlerini üzdüğünü söyledi ve de 21 yaşındaki genç şarkıcıya “vereceğin konserle, çözümün birlik ve anlaşmadan geçtiği mesajını verebilirdin. Ortadoğu’daki umut ve barışa katkıda bulunabilirdin” şeklinde bir mesaj iletti. Tabii Lorde’un bu hareketi tüm dünyada ses getirdi ve kimilerinden büyük bir alkış toplarken kimilerinden de ağır eleştiriler aldı. Hatta Roger Waters, John Cusack, Angela Davis, Mark Buffalo gibi isimlerinde arasında bulunduğu birçok ünlü isim The Guardian’da Lorde’u desteklediklerini açıklayan ortak bir mektup bile yayınladılar. Ama tüm bu desteklere rağmen Lorde üzerindeki artan ilgiden rahatsızlık duymaya başladı.

Bu olaydan sonra, zaten magazinin ortalığı karıştırmaya meyilli hallerinden de bir hayli dertli olan Lorde için tahmin edersiniz ki çok daha can sıkıcı günler başladı. Turnesini tamamladıktan sonrasını ise biliyorsunuz; neredeyse dört yıl süren bir sessizlik… Aslında ufukta görünen bu yeni albümün 2020 Haziran’ında çıkmasının planlandığını duymuştuk geçtiğimiz yıl. Ama 2019 Kasım’ında köpeği Pearl’ün ani ölümünün ardından albümün çıkışını “Bu acıyı tarif edemiyorum. Benim için yanan bir ışık söndü. Size iletmeyi amaçladığım parlak enerji şimdilik gitti” diyerek bir süre ertelediğini duyurdu. Geçtiğimiz günlerde çıkış parçası olan Solar Power’ı yayınladığı albümünü “doğal dünyanın bir kutlaması ve de dışarıdayken sahip olduğum derin, aşkın duyguları ölümsüzleştirme girişimi” şeklinde tanımlıyor Lorde. Albümün çıkış tarihi hakkında ise “takipte kalın” çağrısında bulundu. Solar Power’ın bir hayal kırıklığı olup olmadığı konusunda siz ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama albümün, yaz aylarına girerken ve de her bakımdan yıpratıcı geçen uzun bir kışın ardından tam da ihtiyacımız olan ruhu taşıdığını söyleyebiliriz.

editörün seçtikleri