Advertisement
Baloda işler ne zaman karıştı: The Prom müzikali ve karikatürize temsilleri
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Gerçek bir hikayeye dayanan The Prom müzikali, aynı zamanda 2018 yılında Broadway’e taşınan oyunun Hollywood, hatta Netflix uyarlaması olarak karşımızda. Ryan Murphy’nin ellerinden payetler, simler ve ışıklar eşliğinde bir de önemli bir mesele taşındı gündeme. Murphy, televizyon alemine ihtişamı bol işler sunmanın formüllerini çok iyi bilse de bu sefer karşımızda kimlikler, haklar ve özgürlükler söz konusu olduğunda klişelere yenik düşen bir yapım var. Hem de genellemelere, klişelere ve eski usul yöntemlere…

Ryan Murphy, Netflix ile yaptığı o rekor sözleşme gereği, iddialı yapımlarını peş peşe patlatmaya devam ediyor. Bu yıl The Ratched‘ın ardından yine yıldızı bol The Prom’la çıktı karşımıza. Meryl Streep, Nicole Kidman… Sırf bunlar için bile sevebilirdik bu payetler eşliğinde pırıl pırıl müzikali. Ama bu sefer, akla takılan çok şey var.

The Prom’da anlatılan hikaye şöyle başlıyor:

Constance McMillen 2010 yılında Mississippi semalarında yaşarken, kız arkadaşıyla mezuniyet balosuna katılmak istiyor ama cinsel kimliği sebebiyle çok ağır yargılamalara maruz kalıyor. Hatta bu konu üzerine okul aleyhine dava açıldığı için balo da resmi olarak iptal ediliyor. Sonra tekrar onaylanıyor ve tekrar düzenleniyor vs. derken anlaşılıyor ki ailelerin organizasyonuyla McMillen’ın davetli olmadığı ”alternatif” bir balo daha düzenlenmiş… Hatırlatalım, bu yaşanmış, gerçek bir olay.

2018 yılında, Broadway tarafından bir müzikal haline getirilerek işlenen bu hikaye izleyicilerden övgüler topluyor bu arada. Geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlanan The Prom ise Chad Beguelin ve Bob Martin’in senaristliğinde epey de sağlam bir kadro ile ekranlarımızdan buluştu bizlerle. Merly Streep, James Corden, Nicole Kidman ve Andrew Rannells gibi isimlerden söz ediyoruz yani. Başlarda şöyle böyle ilerliyor sanki diye düşünürken Dee Dee Allen karakterine hayat veren Meryl Streep “It’s Not About Me” şarkısını seslendirmeye başladığında bir yükselmiyoruz dersek yalan olur şimdi. Veyahut Nicole Kidman “Zazz” yaptığında verilmek istenilen mesajın tatlı tatlı aktarıldığını da düşünüyoruz. Fakat genele baktığımızda film meramını, bazı talihsiz klişeler üzerinden kurguluyor. Bir müzikalden uyarlanması da daha farklı işlenemeyeceği anlamına gelmiyor hatta fırsat da sunuyor sanki. Ortalama bir Hollywood filmi olması da beğenmeyeceğimiz anlamına gelmiyor tabii. (Ne olsa izleriz!)

Ryan Murphy’e getirilen asıl eleştiri ise yıldız isimleri bir araya getirerek LGBTİQ+ topluluğunu temsil eden bir hikâyeyi ortaya koyuyor gibi gözükse de oyuncu seçimlerinde önemli bir noktayı atlıyor olması… Evet, özellikle LGBTİQ+ karakterler söz konusu olduğunda. Ariana Debose ve Andrew Rannells kadrodaki önemli isimlerden olsa da maalesef James Cordan’ın karikatürize rolü o kadar baskın ki… Gerçek anlamda doğru oluşturulmuş bir kadrodan söz edemiyoruz maalesef. Hatta dediğimiz gibi özellikle James Corden’ın performansı homofobik olmakla kınanıyor. “Agresif derecede gösterişli”, “homofobik”, “klişeleşmiş” ve “fena halde uygunsuz” gibi yorumlar izleyicilerin düşüncelerinden sadece birkaçı mesela.

The Prom’la birlikte LGBTİQ+ karakterler için heteroseksüel ve cisgender oyuncuların seçilmesi hakkında devam eden tartışma da yine yeniden gündeme taşınmış oldu böylece.

Öyle çok yorum var ki, en temelde sorgulanan konu ise şu soru etrafında toplanıyor: “LGBTQIA olmayan oyuncuların agresif bir şekilde gösterişli, basmakalıp eşcinsel tiplemeleri oynamasının doğru olduğunu hâlâ düşünüyor muyuz?” ABD’nin içinde bulunduğu siyasi ortamın bir uzantısı olarak “Ne kadar ‘beyaz’ bir saçmalıktı bu?” gibi yorumlar dahi yapılıyor hatta…

Özgün oyuncu seçiminin önemini savunanlar, bu tür roller için (özellikle öne çıkan rollerde) LGBTİQ+ oyunculara yer vermenin ekranda daha saygılı ve doğru bir temsile yol açtığı gibi, eğlence endüstrisinde var olmaya çalışan oyuncular için yeni fırsatlar ve kapılar açtığını da belirtiyorlar. James Corden’ın performansını uygunsuz bulanlar bu rolü oynamayı cesur bir davranış olarak da görmüyorlar. “Rolü LGBTİQ+ topluluğunun bir üyesinden çaldınız” diyorlar…

Film eleştirmeni Liam De Brún ise “#TheProm, Ryan Murphy’nin güçlü bir konuya odaklanmak yerine nefes nefese kalmayı seçtiği bir başka örnek” diyerek yapıyor yorumunu. Ryan Murphy’nin seri üretime geçerek tek atımlık işlere odaklanmaya başlaması son yıllarda giderek artan bir eleştiri.

Ryan Murphy ise geçtiğimiz günlerde Variety’e verdiği röportaj da filmin hazırlık sürecini anlatıyor.

Longacre Theatre’da Broadway prodüksiyonunu Ocak 2019’da izlediğini ve Netflix’ten çok hızlı bir şekilde yeşil ışığı aldığını belirtiyor. Altı Emmy ödüllü Murphy üçüncü uzun metrajlı filminin mesajı ile nasıl bir ilişki kurduğu sorulduğunda: “Bu bir vaaz filmi değil. Bu film, kendilerini yalnız hissedenleri tekrar topluluğun bir parçası yapabilme fikri taşıyor. Cinsel kimlikleri için öldürülen Rusya veya Ukrayna’daki insanlar, gençler bu filmde umut bulabilir” diye de ekliyor.

Bu iyi niyete rağmen James Corden’ı karakterini olabilecek en karikatürize şekilde canlandırırken gördüğümüzde (replikler de bunu pekiştiriyor) kafamız karışmaya başlıyor tabii. Kaldı ki muhafazakar topluluğunun baş sesi olarak gördüğümüz Bayan Greene kızının cinsel kimliğini öğrendiğinde homofobik kişiliğini rekor sürede değiştiriyor ve ‘herkesin’ davetli olduğu baloya katılıyor… Başka bir karikatürize ve abartılı bir an daha. Üstelik kızına “zor bir hayat” yaşamasını istemediğini söylemesinden, Alyssa’nın da “Zaten zor” demesinden epey kısa bir süre sonra. Evet bu sadece bir film ama madem vermek istenilen bir mesaj var ortada, toplumsal gerçekler bu işin neresinde kalıyor diye düşünmeden de edemiyoruz. Broadway versiyonunda ise Bayan Greene’in yalnızca selam vermek için son sahnede tekrar göründüğü biliniyor.

Filmdeki en gerçekçi an ise herhalde Emma’nın ​​bir Z kuşağı girişimi olarak kendi yazdığı şarkıyı söylediği videonun yayılması ve birçok LGBTİQ+ gencin kendi hikayeleri ve mücadeleleriyle bu büyük koroya katılmaları. Umut verici ve yüreklendirici.

Uzun lafın kısası, biz de pembe gözlüklerimizi takarsak filmi müzikal tiyatroya övgü olarak da görebiliriz pek tabii. Olay örgüsü ve müziği anlamında sahne enkarnasyonuna sadık kalınmış olsa da yönetmen Ryan Murphy ile The Prom hem orijinalin ruhundan hem de gerçeklikten epey uzakta sanki. Bu genel anlamda sorgulanması gereken bir durum da olabilir. Sahneden çıkarılmış her hikaye beyazperdede nefes alabilir mi gerçekten? Ya da bu büyük bir dans pistinde herkesin yeri olduğunu anlatmak istiyorsak gerçek karakterlere, gerçeklerle yer vermemek kabul edilebilir mi? Yoksa o dans pistinin buralarda değil de gökkuşağının üstündeki yerini hayal etmeye devam mı etmemiz gerekiyor?

 

the prom müzikali the prom müzikali