Yazar: Özge Akkaya
4 Mayıs 2021
Başka bir dünya mümkün değilse, çıldırmak mümkün: Kitle histerisi

Çıldırmanın eşiğinde hissettiğimiz şu günlerde -günler biraz iyimser oldu, şu yıllarda demek daha yerinde belki de- stresle mücadele etmek için hepimiz farklı yollar arıyoruz. Arıyoruz ama bulmak sanki her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Çünkü bulduğumuz yöntemlerin son kullanma tarihi çok çabuk geliyor.

Mesela sosyal medya akışımızdaki ‘‘Good vibes only’’ temalı (“sadece pozitif titreşimler” diyelim hatta biz, bu kadar sık kullanılan bir sloganın hâlâ Türkçeleşmemiş olması çok saçmaydı) gönderiler, gerçekliği bastırma kudretini artık yitirmiş durumda. Şimdi ise “içimizdeki karanlığı da kucaklama” devri başladı. Yeni dünya şu anda bu yeni sloganı bağrına basıyor.

Dünyayla baş etmede icat edeceğimiz bir sonraki sloganın ne olduğunu şimdiden öngörmek imkansız, ama söyleyebileceğimiz tek bir şey var: Dünyayla baş etmek için her zaman bir yönteme ihtiyacımız olduğu gerçeği.

İcat ettiğimiz bu yöntemler işe yaramadığında ise bazı değişik durumlar olabiliyor. Madem çıldırmanın eşiğinde olduğumuzu söyledik ve bu durumun neredeyse hepimizi kapsadığını düşünüyoruz, gelin gerçekten topluca çıldırırsak neler olabileceğine bakalım. Mecazi bir anlatım değil bu; başka bir dünya mümkün değilse, topluca çıldırmak mümkün.

Kitle histerisi, epidemik histeri, kitlesel psikojenik hastalık (MPI) gibi farklı farklı isimlerle karşımıza çıkabilen bir fenomen. Hem yakın hem uzak tarihteki şaşkınlık verici vakalara geçmeden önce kısa bir tanım yapalım. Bir veya daha fazla kişinin yaşadığı duygusal uyarılmanın aynı grup içindeki diğer insanlara da yayılması ve bunun sonucunda kişilerde fiziksel bir sebep olmaksızın bazı fiziksel belirtilerin ortaya çıkması şeklinde özetleyebiliriz kitle histerisini.

Şimdi hem farklı yüzyıllardan hem farklı coğrafyalardan geçeceğimiz histeri yolculuğumuza başlayalım…

– Bir kısmı absürtlüğünden ötürü biraz komik…

Dans vebası

Yıl 1518, günümüz Fransa’sında yer alan Strasbourg’da her zamanki gibi bir gün… Ta ki o kadın aniden sokakta büyük bir coşkuyla dans etmeye başlayana dek. O gün kadını dans ederken gören kimsenin aklına bunun bir salgına dönüşme ihtimali gelmemiştir elbette. Ama işler çok kısa sürede çığrından çıkıyor. Dans eden kadına başkaları da eşlik etmeye başlıyor. Farklı kaynaklardan edinilen bilgilere göre dans salgınına yakalanan insanların sayısı 50 ila 400 arasında değişiyor. Hiç durmadan dans eden insanlar bir süre sonra yetkililerin de dikkatini çekince Strasbourg valisi, piskopos ve doktorlar olaya el koyarak histeriye yakalananları hastaneye yatırıyor.

Bazı kaynaklar 1518’deki epidemi sırasında günde 15 insanın öldüğünü söylüyor ama bu konuda kesin bir bilgi yok.

Buna benzer dans vebalarının daha önce de yaşandığı anlatılıyor. 11. yüzyılda Saksonya’da yaşandığında bu insanların içine şeytan girdiği düşünülmüş (bir kez de şaşırt bizi Orta Çağ karanlığı). 15. yüzyılda İtalya, Apulia’da yaşanan örnekte ise dans eden kadının, bir tarantula tarafından ısırıldığı için vücudunda kasılmalarla dans ettiği düşünülmüş (aradan geçen 400 yılda biraz daha bilimselleşilmiş sanki).

Miyavlayan rahibeler

Bir başka Orta Çağ kitle histerisiyle yine dudağımız uçuklayacak. 1844’te kaleme alınan bir kitapta anlatılana göre Orta Çağ’da tam olarak bilinmeyen bir tarihte, Fransız manastırında yaşayan bir rahibe durup dururken miyavlamaya başlıyor. Kısa bir süre içinde ne olduğunu artık hepimiz tahmin edebiliriz: Evet, diğer rahibeler de miyavlamaya başlıyor. Ve hatta bu bir çeşit ritüele dönüşüyor: Her gün, belli bir saatte topluca miyavlıyor rahibeler, halk dehşet içinde tabii. Bu durumun, polis rahibeleri kırbaçlamakla tehdit edinceye dek sürdüğü söyleniyor.

Kahkaha epidemisi

Tanzanya sınırlarında yer alan Kanshasa ve civarındaki köylerde vuku bulan kahkaha salgını da dans vebası kadar ilginç bir olay. 1962 yılının Ocak ayında, kız okulunda okuyan üç öğrenci kontrol edilemez bir şekilde gülmeye başlıyor ve duramıyor. Bu gülme krizi 90 öğrenciye daha yayılıyor. Kimilerinde birkaç saat süren kriz kimilerinde 15 güne kadar devam ediyor. Yetkililer bu tuhaf olayın nedenini bulmaya çalışsa da çareyi okulu kapatmakta buluyor. Bu sırada kahkaha epidemisi civardaki diğer köylere de yayılıyor. 14 farklı okulda ve 1000’den fazla insanda görülen gülme nöbetleri bir yıl boyunca aralıklarla kendini göstermeye devam ediyor ve sonra da başladığı gibi gizemli bir şekilde sona eriyor.

– Pek çoğu ise hem çıkış nedenleri hem de sonuçlarıyla oldukça trajik…

Salem Cadı Mahkemeleri

Kitle histerisi her zaman dans gibi “neşeli” bir salgın değil ne yazık ki. 1692’de Massachusetts’teki Salem köyünde patlak veren histeri, cadı mahkemelerinin kurulmasına, yüzlerce insanın yargılanmasına, 25 masum insanın ise (kadın, erkek ve çocuk) idam edilmesine neden oluyor.

Olaylar köyde iki genç kızın o dönem tıp tarafından açıklanamayan nöbetler geçirmesiyle başlıyor. Genç kızlar köydeki bazı kadınların doğaüstü güçler kullanarak bu nöbetleri geçirmelerine neden olduğunu iddia ediyor. Bu iddiaların ardından başka kızlar da bu nöbetleri geçirmeye başlıyor ve tabii başka insanlar da buna neden olmakla suçlanıyor.

Köydeki genç kızların geçirdiği nöbetlerin sona ermesiyle mahkemeler de sona eriyor.

Sabrina’nın kedisi Salem’in adının buradan geldiğini bir tek ben yeni keşfetmiyorumdur herhalde?

Rhode Island salgını

Kitle histerisi fiziksel hastalık belirtileri şeklinde de kendini gösterebiliyor. Yakın tarihte de pek çok örneği yaşanmış bir kitle histerisi türü bu.

1991’de Rhode Island’da bir lisede bir kız çocuğu midesindeki ağrı ve gözlerindeki yanma nedeniyle kendini ağlayarak yere attıktan hemen sonra diğer sınıf arkadaşları ve öğretmeni de aynı semptomları yaşamaya başlıyor. Havalandırma sisteminden zehirli duman geldiğini düşünen öğrenciler korkuyla koridora fırlayınca bunu gören bitişik sınıftakiler de aynı semptomları yaşamaya başlıyor. Yapılan araştırmalarda okulda toksik gaz olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamıyor.

Doktorlar, olayın Basra Körfezi Savaşı’nda kimyasal silah kullanılması korkusundan kaynaklandığını düşünüyor.

Vazgeçme sendromu

İsveç’in Stockholm Sendromu’ndan sonra literatüre kazandırdığı bir başka sendrom: Vazgeçme Sendromu (İsveççe uppgivenhetssyndrom). Sınır dışı edilme ihtarı alan mültecilerin çocukları koma benzeri bir durum yaşıyor. Çocuklar acıya, soğuk havaya veya dokunmaya karşı hiçbir tepki vermiyor, kendilerinden istenen hiçbir komutu yerine getirmiyor. Yapılan testlerde ise hiçbir beyin lezyonuna rastlanmıyor. Uzmanlar, ailelerin oturum izni almasıyla birlikte çocuklarda iyileşme görüldüğünü söylüyor.

El titremesi epidemisi

1892-1904 yılları arasında Basel ve Groß Tinz’de “el titremesi epidemisi” olarak anılan bir salgın yaşanıyor. Groß Tinz’de on yaşındaki bir kızın önce sağ eli titremeye başlıyor, sonra bu titremeler tüm vücuda yayılarak nöbet şeklini alıyor ve 19 öğrencide daha görülüyor. Benzer bir epidemi Basel’de 20 öğrenciyi etkisi altına alıyor. On iki yıl sonra aynı okulda yeniden patlak veren epidemiye bu defa 27 öğrenci yakalanıyor.

Tüm bunları öğrenince kitle histerisinin duyulduğu kadar ezoterik veya sadece Orta Çağ gibi karanlık dönemlere ait olmadığını görmek şaşırtıcı. Kitle histerisi olarak kayda geçen her olayın altında mutlaka bir stres kaynağı var. Bu kaynak ve buna verilen tepkiler değişse de, insanın hayret verici doğası sabit.

Kitle histerisi konusunu bir Roman Polanski saçmalığıyla noktalayalım. Yargılandığı ve suçlu bulunduğu tecavüz davasının ardından, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’ndeki 50 yıllık üyeliği ihraç edilmesiyle son bulan Polanski, #MeToo hareketini “kolektif histeri” olarak tanımlamıştı.

 

 

editörün seçtikleri