Beni adımla çağır: Thandiwe Newton ile birlikte ismini ve kendini sahiplenmek
yazar: Zeynep Naz Inansal

Ciğerimizi söken ve hâlâ aklımızdan çıkmayan Call Me By Your Name’e ismini veren sahneyi hatırlarsınız. Oliver, Elio’ya dönüp: ”Beni adınla çağır, ben de seni kendi adımla çağıracağım” diyordu. Bu çiftimiz romantik jestleriyle birbirlerine seslenirken çıtayı yükseltse de, biz çok daha temel bir talepten bahsedeceğiz: kendi adıyla çağırılmak. Hollywood ve gösteri dünyasından tanıdığımız birçok kişi kendi adını kullanmıyor, biliyorsunuz. Bazen imajlarını daha çekici kılmak için, bazen de daha havalı bir sahne ismi için isim değiştirmek yaygın bir durum. Mesela Nicolas Cage, Coppola olan soyadını ona haksız yere kapılar açmaması için değiştirmiş. Ama herkes Cage kadar şanslı ya da ayrıcalıklı değil.

Birçok göçmen, kolay anlaşılabilir olması için orijinal isimlerini uyarlıyor ya da tamamen değiştiriyor. Bunlardan biri de Westworld’den tanıdığımız oyuncu Thandiwe Newton. 30 yılı aşkın bir süredir adı Thandie Newton olarak yazılan ve resmi olarak Hollywood’da böyle kullanılan oyuncu, geçtiğimiz günlerde British Vogue’a verdiği bir röportajda adının orijinal yazılışını yeniden sahiplendiğini açıkladı. İlk oyunculuk işinde adı bir kez böyle yazılan ve kolaylık olması adına böyle kalan Newton, artık kendisine ait olanı sahiplenerek bir adım attı. Bir harfin neden bu kadar olay olduğunu düşünüyorsanız, bunun buzdağının tepesi olduğunu ve tüm ayrımcılığın bir isimle başladığını ekleyelim. Aslında küçük bir adım gibi görünse de Newton’un bu hareketi yıllarca maruz kaldığı ırkçılığa bir başkaldırı. Değişen ve dönüşen isimlere, Batı’ya fazla gelen kimliklere ve kendimizi ismimizden başlayarak sahiplenmeye dadanıyoruz bugün.

Her şey Thandiwe Newton’un bu hafta British Vogue’a verdiği röportajla başlıyor. Başlık tüm durumu şahane bir şekilde özetliyor zaten: ’Bana Ait Olanı Yeniden Sahipleniyorum’. 22 yıl önce de röportaj verdiği Diana Evans’la tekrar bir araya gelen Newton, bu kez çok daha cesur, özgür ve kendinden emin bir halde. Büyük bir aşktan doğan ve bu yüzden de Zulu dilinde ‘sevilen’ anlamına gelen Thandiwe ismi koyulan oyuncu, hayatı boyunca farklı şekillerde ırkçılığa maruz kalıyor. Sinema endüstrisi de durumu kolaylaştırmıyor tabii. Teninin fazla koyu renkli olması yüzünden de fazla açık renkli olması yüzünden de istenmediğini söylüyor. Hatta Flirting filmi için Avusturalyalı yönetmen John Duigan’ın ona pazartesiye kadar daha koyu tenli olmasını buyurduğunu ve bu yüzden tüm haftasonunu bronzlaşmaya çalışarak geçirdiğini anlatıyor. Daha sonra da yıllarca uğradığı psikolojik ve cinsel şiddetten ve bunu dillendirmek istediğinde basın danışmanından aldığı uyarılar onu rahat bırakmıyor.

Hem kendi olabilmek, hem de kendini koruyabilmek için yıllarca mücadele vermesi gerekiyor Newton’un. Hatta maruz kaldığı kötü muameleden dolayı Rogue’daki rolünden ayrılıyor ve oyunculuğu da bırakmaya karar veriyor. Ama 2014 yılında teklif edilen Westworld’deki rolüyle bu kararından vazgeçiyor. Cinsel şiddete uğramış kadınlarla çalışan oyuncu, artık her yaptığıyla çözümün bir parçası olmak istediğini anlatıyor. Bunu Westworld’deki beyaz oyuncuyla eşit ücret alabilmek için verdiği mücadeleyle de, kendi adını olduğu şekliyle sahiplenmekle de gerçekleştiriyor aslında. Oyunculuğun her seferinde ondan daha çok şey götürdüğü anlatan Newton, eskiden farklı rollere girmekten keyif aldığını, bunun da özgüveninin düşüklüğünden kaynaklandığını anlatıyor. Ama artık kontrol onda, kendinden uzaklaşmaktan keyif almıyor ve onu gerçekten görenler için minnettar. Burada da kendinden uzaklaşmamak için en önemli adım ismini benimsemekle atılıyor.

Tekrar isim meselesine dönersek, aslında durumun ne kadar vahim olduğunu birkaç araştırma yardımıyla açıklayabiliriz. The Atlantic’in derlediği araştırmalara göre Amerika’da göçmenlerin kullandığı İngilizce takma isimler, hem iş bulma olasılığını artırıyor hem de insanların çok daha yardımsever olmasına sebep oluyor. Mesela üniversitedeki profesörlerin Çince isme sahip bir öğrenciye cevap verme olasılığı, İngilizce takma isim kullanan Çinli bir öğrenciye göre çok daha düşük. Daha kapsamlı araştırmalar takma isim kullanan göçmenlerin gelirinin de daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yabancı bir soyadına sahip olan ama İngilizce takma isim kullanan göçmenler de gösterdikleri asimilasyon çabasından puan topluyormuş. Bunun bir seçim olduğunu söyleyenlere de bu veri yardımcı olacaktır: 1900-1930 arasında Amerika’ya gelen göçmenlerin yüzde 77’si ilk yıllarında bir Amerikan ismi kullanmaya başlamış. Yani durum seçimden çok mahalle baskısı gibi görünüyor.

Dönüp dolaşıp yine kendimizi sahiplenmenin önemine ve kaçınılmazlığına geliyoruz aslında. Burada da büyük usta Ursula LeGuin’in Yerdeniz beşlemesinden ve bu evrende isimlerin öneminden bahsetmeden olmaz. Yerdeniz evreninde her varlığın bir gerçek ismi, bir de takma ismi var. Kimse kolay kolay gerçek ismini paylaşmıyor, çünkü gerçek isim; olduğumuz gibi görülmenin, tanınmanın ve kabul edilmenin sembolü. Yani insanların, hayvanların, bitkilerin ve hatta minerallerin özlerini tanımlayan gerçek isimleri var. Bu evrendeki büyücüler ancak gerçek ismini bildikleri bir şeyi çağırabiliyor, kontrol edebiliyor ve hatta ona zarar verebiliyor. Bu yüzden de gerçek ismini biriyle paylaşmak, aslında bir güven ve sevgi belirtisi. Karşındaki kişinin zarar verme olasılığını özüyle görülebilmek uğruna kabul etmek diyebiliriz. Yerdeniz evreninde herhangi bir sihir yapabilmek ancak o varlığın gerçek adı öğrenildiğinde mümkün. Yani güç, özü bilmekten ve de bunun sorumluluğunu almaktan geçiyor. Hatta ilk kitapta ana karakter Ged, tüm yolculuğunu kendi gölgesinin gerçek adını bulmaya çalışarak geçiriyor. Ancak kendini tüm karanlık yönleriyle ve gölgeleriyle kabul ettiğinde tamamlanıyor.

Newton’un da gerçek ismini sahiplenmesi ve dış dünyayla paylaşması Yerdeniz evreni gibi etkilere sahip. Evet, bu yüzden zarar görebilir, ama kabul edildiği durumda da kendi özü kabul edilmiş olur. Yıllarca yeme bozukluğuyla cebelleşen ve kendine zarar verme eğilimli gençlerle de çalışan Newton diyor ki: “Senden saklanan gerçekliği bulup sahiplendiğinde, kendine zarar vermek için harcadığın gücü, kendini beslemek için kullandığın bir güce dönüştürebilirsin”. Bu saklanan gerçeklik de hepimizin biricik olduğu ve buna hakkımız olduğu. Bu zamanlarda bizim de atabileceğimiz bir adım; kendi ismimizi öğrenmek, benimsemek ve duyurmak, ve tabii tüm öğrendiğimiz gerçek isimlerin de sorumluluğunu almak. Biraz fazla duygusallaştığımız için komik bir tweet’le bitirsek iyi olacak. (Çevirisi: Beyazlar Daenerys Targaryen demeyi becerebiliyorlarsa, senin adını da doğru bir şekilde telaffuz etmeyi öğrenebilirler.)