“Benim kafamda sadece güzel müzik var, türü yok”: Seda Erciyes ile yeni tekli öncesi bir röportaj
yazar: Seden Mestan

Daha ilk anda dinleyeni ele geçiren bir etkisi var Seda Erciyes’in. Şarkıları kendi kendini zihninizde loop’a alıyormuş gibi. ‘‘Saat 10:50, sebebi çok belli’’ ya da ‘‘Başa sarıp dur’’ cümleleriyle etrafta dolanırken kapıldığınız şeyin Seda’nın dingin ve yüksek enerjili vokalleri mi, hayata kendinden emin cevaplarla karşılık veren şarkı sözleri mi yoksa bu sözleri zirveye çıkaran R&B ritimleri mi karar vermeniz zor. Biz D-Hepsi diyerek açıklıyoruz bu kusursuz birleşimi. Hatta daha da fazlası. Karşımızda cazdan funk’a, pek çok farklı türü müziğinde kabul eden ve alışık olduğumuz tanımlamaların üstünde işler üreten bir isim var çünkü.

9 Nisan’da çıkacak ilk bağımsız single’ı Eylül Ekim Kasım ufukta gözükmeye başlamışken yine yeniden dadanırken bulduk kendimizi Seda Erciyes’e. Bu sefer sorularımızla elbette.

Portre fotoğrafı: Barbaros Cangürgel

Seda seninle en son pandemi alev alev hayatımızı sarmadan önce görüşmüştük. Sanki bambaşka bir hayata ait gibi geliyor o günler… Şu ara yine belirsizliklere doğru yola çıktık. Senin tarafında nasıl geçti/geçiyor lanetlerle dolu bu dönem?

Bir seneyi aşkın zamandır bu durumda olduğumuza bazen inanamıyorum. Bütün planların, alışkanlıklarımızın, mental durumumuzun alt üst olduğu bir zaman. Benim ve sevdiklerimin sağlığının yerinde olduğuna şükrediyorum. Bu yıl bu zamana ayak uydurmakla ve çalışmakla geçti. Yeni şarkılar üzerine çalıştık.

Alışkanlıklarımızı ters yüz eden bir yıl oldu tabii. Yine de dijital farklı imkanlar çıkardı karşımıza. Özellikle de konserler konusunda. Hem müzisyen hem de dinleyici olarak senin dijitalin bu ‘‘yeni’’ formülleriyle aran nasıl? Neleri özlüyorsun en çok?

Canlı konser, festival izlemeye bayılırım. Her yıl en çok beklediğim şey İKSV konserleri ve caz festivali. Fiziksel olarak oralarda bulunmayı, müziği direkt olarak hissetmeyi ve o anki ambiyansı paylaşmayı çok özlüyorum. Araya teknolojik bir araç girince aynı etkiyi alamadık ama olağanüstü bu hale adapte olmak da ileride işimize yarayacak gibi. Belki de bu zorunluluk canlı performansın başka yollarını gösterdi.

Daha önce kısa bir röportaj yapmıştık Dadanizm’de, biraz geçmişe gitmiştik ama elbette bir dolu başka sorularımız da var. Mesela kontrol ve otomasyon mühendisliği ile müziğin nasıl iç içe geçtiğine dair… Ya da şöyle soralım: Mühendislik okumaya nasıl karar verdin ve müzik hangi noktada devreye girdi? Ve tabii, ikisinin de yolları hangi açılardan kesişiyor senin için?

Mühendislik okumayı başta müziğin elektronik ve yazılım kısmıyla uğraşabilme ihtimalini düşünerek seçtim. Sonraları üniversitede sahne almaya devam edince de müzisyen olmak istediğime kesin karar verdim ve bunun için eğitim almaya başladım. Zaten müzisyen olamasam da ya bir müzik programı yazılımı ya da analog müzik aletleri üzerine çalışacaktım. Mühendislikten gelmem müzik teorisini anlarken veya bir program öğrenirken işime yarıyor, kurumsal hayatım da bana music business kısmında destek veriyor.

2000’lerde anladık ki, yine dijital sağ olsun, bir ömre birkaç kariyer birden sığdırmak mümkünmüş… Mühendislik ve müzik, ayrı ayrı çok kallavi iki kariyer olsa da bir gün bu ikisi dışında bir şey yapacak olsan, gönlün hangi meslekten yana olurdu sence?

Görsel dünyaya merak duyuyorum. Yönetmen veya grafik tasarımcı olmak isterdim. Kardeşim grafik tasarımcı ve onunla bir şeyler yapabilmeyi çok istiyorum.

Müzikal anlamda da bir değil, birkaç yol birden izliyorsun. Mesela caz vokalisti olarak başladın kariyerine ama şu aralar daha çok R&B sularında gezen sesler duyuyoruz senden. Hiçbir tür birbirinden bağımsız değil elbette fakat seni farklı sesleri keşfetmeye, denemeye ne motive ediyor?

Daha denemek istediğim bir sürü şey var. Lisede Led Zeppelin aşığıydım. Üniversitede çok fazla funk dinledim ve söyledim. Benim kafamda sadece güzel müzik var, türü yok; ama yazılırken formunu değişik yöntemlerden almış. Beslendiğim bütün metodları harmanlayıp kendi tarzımı yaratmak motivasyonum. Artık popüler müzikte de birden çok tür birbiri içerisine girdi. Bir albümde farklı tarzlar duyabiliyoruz. Bir caz parçasında house altyapısı ya da bir pop parçasında drum’n bass pattern’i duymanız çok mümkün ve güzel yapılınca çok hoşuma gidiyor.

Şarkı sözlerinde anlattıkların, senin deneyimlerinin birer uzantısı gibi. Bir şarkıyı yazma sürecin nasıl ilerliyor peki? Nasıl çıkıyorsun yola; önce melodi mi geliyor, yoksa sözler mi?

Önce melodiyle başladıklarım da oldu, sözle başladıklarım da. Benimki biraz ders çalışmak gibi. İlham gelmezse çalışarak çağırmak zorundayım. O yüzden masamın başına geçip ufaktan ısındıktan sonra bi konu veya melodi belirleyip çalışmaya başlıyorum.

Geçtiğimiz sene bir de Mert Demir’le bir parçanız yayınlandı: GEBEREBİLİRİM. O nasıl bir iş birliğinin ürünü?

Mert Demir’le aynı plak şirketindeyken o zamanki A&R’ımız Ali Çetinkaya bizi bir araya getirdi. Mert bana birkaç parça yolladı ve ben en çok Geberebilirim’i sevdim. Birkaç saat içinde sözlerle birlikte ona dinlettim. Aynı hafta kaydettik ve çok güzel bir düetimiz oldu. Beste ona, sözler ikimize ait. Mert’in, dünyasında bana da yer vermesi beni çok sevindirdi, 2020’nin güzel anlarından biriydi.

Başka müzisyenlerle çalışmak konusunda ne düşünüyorsun? İnsanı biraz konfor alanından çıkaran bir şey çünkü, özellikle yaratım açısından.

Tek başıma üretirken bir süre sonra kendi içimde kaybolabiliyorum. Başka müzisyenlerle çalışmak hem onlardan öğrenmek hem de daha hızlı olmak açısından güzel. Bazen hemen akla gelmeyecek bir yöntemi, bilen bir kişiden öğrenmek, kitapları ve interneti kurcalamaktan daha verimli. Konfor alanından çıkarken aslında kendini eğittiğin bi durum.

Popüler kültür içerisinde müzik görselliğiyle de var olan bir alan. Kliplerin ve imajınla senin müziğinin de güçlü bir görsel kimliği var. Bu görsel kimliği nasıl kurguluyorsun, neler senin için belirleyici oluyor?

Görsel dünyamda bana yardımcı çok yetenekli dostlarım var, devamlı vakit geçiriyoruz. Zevklerimiz ve isteklerimiz zaten aynı sayfada. Moda filmlerini, kısa filmleri ve editoryalleri yakından takip ediyoruz. Sevdiğimiz ve bizi etkileyen yakın veya uzak geçmişten görselleri analiz ediyoruz. Farklı disiplinlerden sanatçıların yaklaşımlarını okuyoruz. Kendi özümüzle bizi biz yapanları yorumluyoruz. Bir yandan da akımlara katılmayı seviyoruz, sevdiğimiz işlere bir tür saygı duruşunda bulunmak hoşuma gidiyor.

Bir şeyleri ön görmeye çalışmak çok zor artık. O yüzden çok uzaklara gitmeyeceğiz fakat yakın gelecek için neler var gündeminde?

Karantinada pişirdiğimiz ve sonunda yayınlanacak olan şarkılar var. İlk iki teklimi Epic İstanbul etiketi ile yayınlamıştım. İş birliğimiz sonlandı, bağımsız kariyerime başlamış oldum. 26 Mart’ta Düşün grubunun bestelediği, Petrichord tarafından prodüksiyonu yapılan Sesler adlı parçamız çıktı. Şarkıda Düşün, Şam, Se7en of 34 ve Min Taka gibi çok sevdiğim müzisyen dostlarım var. 9 Nisan’da da ilk bağımsız teklim Eylül Ekim Kasım çıkıyor, klibiyle birlikte. Dinlemeniz için sabırsızlanıyorum.

2020’de en çok neye dadandın peki?

Cilt bakımı. Yavaş yavaş başlamak gereken yaşlara girdim 🙂 Bir sürü içerik denedim ve yararını gördüm. Bir de Twitch yayınlarını izlemeye başladım; Brainfeeder ve Kenny Beats gibi yayınları takip ediyorum.