Benim tek dostum yine ben: Yalnızlık kokan şarkılar
yazar: Özge Akkaya

Şarkıların kokularının peşine düştüğümüz yazı dizimizde bu hafta buran buram yalnızlık kokan şarkıları ağırlıyoruz. Bu konu öyle bir konu ki hem Türkçe hem de yabancı külliyatı zihnimizde hızlıca tararken bir oturuşta elli tane şarkıyı anımsayıvermek işten bile değil. Neticede insanlığın en büyük korkularından biri yalnızlık. Hem sevdiği, övdüğü, öykündüğü, hem de ölesiye korktuğu bir garip hal.

Şarkılar da bu ezeli, ebedi ve edebi konuyu farklı şekillerde ele alıp yüreğimizi dağlamanın farklı formüllerini bulmuşlar elbette. Balzac’ın “Yalnızlık iyidir fakat yalnızlığın iyi olduğunu söylemek için birisine ihtiyacınız vardır” sözü, yalnızlığı ille de anlatmak isteyen şarkıları ne güzel anlatıyor, değil mi?

Hazırsanız yalnızlık kokan şarkılara doğru birlikte yol alalım yavaştan…

Yalnızlık Ömür Boyu – MFÖ

Bir üçlünün elinden çıkma bir yalnızlık parçasına da mı inanıp üzüleceğiz, a dostlar? Evet, hem de since 1984. Biraz karanlık bir bakış açısı olduğunu belirterek başlayalım. “Kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir insan” fikrine göz kırpan “Senle beraber olsam da sevgilim, yalnızlık ömür boyu” gibi dizeler dikkat çekiyor. “Hep yalnızlık var sonunda” derken aslında kıymetli üçlümüz hayattaki duruşlarını çok net bir şekilde ifade etmiş: İnsan yalnızdır, yalnız kalacaktır.


Yalnız Ölmek – Can Güngör

Yalnızlık ve yalnız ölmekten korkmak kardeş duygular olabilir. Biri kırmızıysa, diğeri bir ton koyu bir kırmızı gibi. Kırmızıyı laf olsun diye seçmedim tabii. Yalnızlık korkusu kanatıyorsa, yalnız ölmekten korkmak kan kaybından öldürebilir. Ama bu şarkı bizi öldürmeden paylaşıyor korkusunu. Bir şeyler anlatıp anlatıp bizi üzüyor, ama sonra ümitvar bir soru soruyor. “Yalnız ölmeyeceğim, değil mi?” diyor, “Solup gitmeyeceğim, değil mi?” diyor, “Ben kaybolmayacağım, değil mi?” diyor, “Bir gün bitmeyecek, değil mi?” diyor. Her defasında “Hayır tabii ki” diyerek teskin ediyoruz hem söyleyeni, hem kendimizi. Hayır tabii ki, bunların hiçbiri olmayacak.

 

Otel Odaları – Gülden Karaböcek

Yalnızlık deyince akla gelen ilk imgelerden biri belki de otel odaları. Kapıdan içeri adım atan herkese aynı mesafede duran, geçmişsiz, geleceksiz bu odalar, yalnız olmayan insanı bile karanlıklara sürükleme gücüne sahip bana göre. Otel odaları gibi kısa bir süre kalacağımızı bildiğimiz bir yerde bulunmak, belki de insana kendini köksüz hissettiriyor. O odadan gelip geçeceğimizi bilmek, zihnimizde ötelere ittiğimiz, bu dünyadan da gelip geçeceğimiz bilgisini anımsatıyordur belki de. Sözleri Murathan Mungan’a ait bu şarkı hiç otelde kalmamış veya ömrü hayatında bir kez bile yalnız hissetmemiş insanlara dahi yalnızlığın acısını yaşatmaya ant içmiş gibi. “Yalnızlığın mezarları, otel odaları” diyor şair ve Gülden Karaböcek bunu öyle içli dile getiriyor ki, “acının değişik tonları” doğrudan damardan zerk ediliyor bedeninize.

 

How to Fight Loneliness – Wilco

Şarkının ölümcül silahını söyleyeyim hemen: “Yalnızlıkla nasıl savaşılır?” sorusunu cevaplar gibi görünürken, hepimizin içine düştüğü “güçlü görünme” çabalarını anlatıyor. Gülerek savaşırsın diyor; üzüyor. İlk istediğini düşündüğün şey aslında en son ihtiyacın olan şeydir diyor; üzüyor. Üzüyor da üzüyor.

 

A Lady of a Certain Age – The Divine Comedy

“Yaşını almış bir İngiliz hanım”ın yaşam öyküsünü anlatıyor the Divine Comedy. Şarkının sonuna geldiğinizde bu hanımefendi artık yakınınız olmuş oluyor, öyle büyülü bir şarkı. Bir zamanlar çok hızlı bir hayat yaşamış, Avrupa’da oradan oraya gezmiş, en güzel otellerde tatiller yapmış, hayatın tadını doya doya çıkarmış biri o. Ama sonra rüzgar dönmüş. Kocası Marsilya’da yaşayan bir başka kadın için bir Noel günü onu terk etmiş. Borsa işleriyle uğraşan oğlu kırk yılda bir yanına uğruyor, kızı ise hiç onaylamadığı, yabancı bir adamla evlenmiş. Yaşını almış hanımefendimiz ise şimdi bir barda oturmuş, genç bir adamın içki kadehini doldurmasını umuyor. Olur da biri gelirse, ona göz kırpıp “Yetmiş yaşımda olduğuma inanmazsın, değil mi?” diye soracak ve hayat hikayesini anlatacak. Üzdün bizi İngiliz hanımefendi. Eski eşinizden nefret ediyoruz, hayırsız evlatlarınıza kızgınız.

 

English Man in New York – Sting

Sting’in bu ikonik şarkısı bildiğimiz anlamda bir gurbet şarkısı. İçinde bulunduğu Amerikan toplumuna öfke desen var, kendi milletini övmek desen var, daha ne olsun? “Biz kahve içmeyiz, çay içeriz”le övünmesi hakkında biraz konuşmalıyız ama bence. Sting de olsan böyle şeyler düşünüyorsun demek…

 

Eleanor Rigby – The Beatles

Peder McKenzie ve Eleanor Rigby’nin yalnızlığının hikayesini anlatıyor The Beatles. Eleanor Rigby’yi ilk kez bir gün kilisede, birilerinin düğününde uğur getirmesi için saçılmış pirinçleri yerden toplarken görüyoruz. Onunla böyle dramatik bir sahneyle tanışıyoruz. Sonra bir başka yalnız giriyor hikayeye: Peder McKenzie. Pederin geceleri yalnız başına çoraplarını yamadığını, kimsenin dinlemeyeceği bir vaaz yazdığını öğreniyoruz. Onları izlerken “Tüm bu yalnız insanlar nereden geliyor?” sorusunu duyuyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki Eleanor Rigby ölüyor, cenazesine kimse gelmiyor. Kimsenin dinlemeyeceği vaazı yazan pederden başka.