Advertisement
Bir çanta neler anlatabilir: Victoria & Albert Müzesi’ndeki Inside Out sergisi ile popüler kültürde bir yolculuk
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Victoria & Albert Müzesi’ndeki Lucia Savi küratörlüğünde gerçekleşen Inside Out sergisinde eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in o ünlü kırmızı kutusundan (The Crown’dan hatırlarsınız) Sarah Jessica Parker’ın Sex and the City filminde taşıdığı o ikonik Fendi çantaya uzanan pek çok sosyolojik ve kültürel yansımaları gözlemleyebileceğimiz tamı tamına 300 çanta var. Londra’daki Victoria & Albert Müzesi’ndeki Inside Out sergisi aslında 16. yüzyıldan günümüze çantaların evrimini izliyor, bizleri de bu yolculuğa davet ediyor. Pandemi sebebiyle sekiz ay gibi bir rötarla karşılamış olsa da bir sene boyunca ziyarete açık olacak. Gidenler, gidemeyenler, isteyenler ve ‘gideriz belki ya’ diyenler için dadanıyoruz bakalım.

 

Savi diyor ki: “Düşünürseniz, çantalar her yerde. Erkek, kadın, çocuk; kısacası herkes onları takıyor ve günlük olarak kullanıyor. Tarihte ilk çantanın ne zaman yapıldığını veya kullanıldığını bile belirleyemiyoruz, çünkü bu pek çok nedenden ötürü yararlı olan işlevsel bir nesne olmasının yanı sıra aynı zamanda statü sembolü de. Sergi, bu nesneyi bu kadar özel, bu kadar arzulanan ve bu kadar katmanlı yapan şeyin ne olduğunu araştırmak için yola çıkıyor.”

Gereklilik, ihtiyaç ve zorunluluk gibi sebepleri bir yana bırakırsak her kıyafet ve aksesuar kimliklerimizin birer yansıması ve bir tür iletişim kurma aracı. Bir aktivistin 19. yüzyıldan kalma çantası da lüks bir moda evinden çıkma ünlü bir model de birçok açıdan değerli hikayeler anlatıyor bizlere. Hatta her çantanın kendine has anlam ve hatıralar taşıdığını söylersek çok mu romantik olduğumuzu düşünürsünüz? Arayışınız işlev, statü ya da zanaatkarlık olabilir, tek bir çantanız ya da koleksiyonlarınız olabilir. Günün sonunda çantaları diğer tüm aksesuarlardan farklı kılan da en kişisel eşyalarımızı ve sırlarımızı yanımızda taşımamıza imkan sağlamaları. Inside Out sergisini de çekici kılan bu aslında.

Winston Churchill ya da Jane Birkin gibi ikonik karakterlerin o çantada neler taşıdığını düşlemek hayal kurmayı seven tarafımıza iyi geliyor. YouTube’da da yaygın olan “Çantamda Ne Var?” konseptli videoların milyonlarca kere görüntülemesi de biraz mahremiyete olan merakımızdan biraz da o nesnelere kendi yarattığımız hikayelerle eşlik etmeyi seviyor oluşumuzdan kaynaklanıyor.

Bu sergide de lüks moda evleri tarafından yapılan tasarımlar ile tarihi figürlere ait kişisel eşyaların, Pakistan’dan Burma’ya kadar farklı coğrafyalardan toplanmış eserlerle yol boyunca omuz omuza olduğunu görüyoruz. Galerinin bir bölümü de serginin temasına uygun bir şekilde astar görevi gören küçük cepler gibi ayrılarak bir çantanın içini andıracak şekilde tasarlanmış. Fendi, Prada ve Chanel gibi dünyanın en büyük tasarımcıları ve moda evleri tarafından bağışlanmış birçok eser. Hermès Jane Birkin’den ilham alarak tasarlanan ve muhtemelen Jane Birkin’den daha ünlü olan çantası Birkin Bag de, Alexa Chung ve Kate Moss gibi ünlü modellerin özel koleksiyonlarından ikonik eşyalar da bu sergi kapsamında izleyici karşısına çıkıyor.

Sex and the City’deki o meşhuuur Fendi Baguette…

Aynı zamanda gaz maskesi taşımak için özel olarak üretilmiş, 1940’lardan kalma bir el çantası da yer alıyormuş koleksiyonda. Yaşadığımız günleri, tüketim kültürünün yavaş da olsa değişimini ve çevre adına taşıdığımız birçok endişeye paralel olarak değişen satın alma tercihlerimizi düşünürsek, özellikle tarihsel değişim dönemlerinde günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan bu aksesuarın da her şey gibi bizimle birlikte değiştiğinin dokunaklı bir göstergesi sanki. Küratör Savi de ayrıca vurguluyor zaten; “Tarih boyunca, çantalar işlevlerini ve amaçlarını değiştirdi, zamana göre yanıt veriyor ve uyum sağlıyorlar.”

Grafitti ile tasarlanmış Louis Vuitton x Stephen Sprouse koleksiyonunun 20 yıl önce piyasaya sürüldüğünü fark etmek de şaşırtıyor mesela. Tabii bu sadece tasarımcı ve sanatçı iş birliklerinin başlangıcını işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda lüks ve sokak giyimi diye ayrılan iki farklı estetik anlayışının epey eskiden beri birbiriyle harmanlanmaya çalışıldığını gösteriyor.

Ya da Anya Hindmarch’ın “Ben Bir Plastik Çantayım” tasarımı tek kullanımlık plastiklere karşı açtığımız savaşı, dünyayı ne hale getirdiğimizi ve tüketimin her alanında neler yapmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Jane Birkin’in kendisinden de meşhur olan Birkin Bag…

Diğer önemli olabilecek bir çıktı da statü konusuna kafa yorulduğunda; kendi adınızı taşıyan bir çantaya sahip olmanın bir stil ikonu olarak statünüzü sonsuza dek pekiştirebileceği gerçeği. İlk Birkin çanta mesela… Anlatılanlara göre Jane Birkin, 1983’te Paris’ten Londra’ya giderken uçakta yanında oturan adama tam istediği gibi bir deri çantayı bir türlü bulamadığından yakınmaya başlıyor. Adam da dinleyip kafa sallıyor. Peki aklınızdaki deri çanta tam olarak nasıl diye soruyor. Jane Birkin de anlattıkça anlatıyor. İşte Jane Birkin’in yanındaki adam, o sıralar Hermès’in CEO’su olan Jean-Louis Dumas ve Jane Birkin’in anlattıklarından ilhamla yeni bir çanta tasarlamak için işe koyuluyor. Sonuç olarak ilk çizimler böylece başlıyor, kimi kesimlerce de Birkin en çok tanınan ve beğenilen el çantası. Günümüzde bile… Hatta eğer şimdilere değineceksek birçok ünlü şarkıcının, oyuncunun ve modelin kendi adlarını taşıyan koleksiyonlar çıkarmasının da yolunu açmış olabilir belki.

Tarih boyunca bir çantanın birincil işlevi değerli eşyaları taşımaktı ve bu durumda çanta kendi başına değerli bir nesne haline geldi. Elbette zamanla işçilik ve kalite nedeniyle farklı anlamlar da yüklendi. Sex and the City ile uçuşa geçen payetli Fendi Baguette de bunun bir kanıtı niteliğinde. Popüler kültürün it bag’lerinden olan bu Fendi Baguette modeli, diziyle birlikte tabiri caizse ”kapış kapış” satılmıştı. Odak noktası zanaat olan 1740’lardan kalma eserlere geçildiğinde ise farklı düşünceler uyanıyor. Sahibinin kombinezonunun altına saklanması için bir bağ cebi olan 1863-85 tarihli bir çanta ya da zincirli bele takılan bir çanta… 20. yüzyıla geçildiğinde fermuarlar, tokalar ve çantaların değişen boyutları sanki kullanan kişilerin toplumda değişen ihtiyaçlarını, dolayısıyla toplum içinde yer aldıkları konumları ve statülerindeki değişimi de gösteriyor.

Bu çanta mesela İngiliz İmparatorluğu’ndaki köleliği ortadan kaldırma kampanyalarının bir parçası olarak Birmingham Kadın Derneği’nden kadınlar tarafından 1828 yılında yapılmış.

Garip bir şekilde (belki biraz abartıyoruz ama) moda tarihinin ve kültürel evrimimizin sadece çantalar aracılığıyla anlatılabileceği düşüncesini de doğuran bir sergi gibi. “Tarihe bir saygı” ve “gerçek işçiliğe bir aşk mektubu” gibi yorumlar da yapılıyor bu arada. Her ne kadar öne çıkan belli başlı eserlerin hikayelerine değinmiş olsak da 300’den fazla ürün yer alıyor burada… Sembolizmden statüye, işlevsellikten stil ikonluğuna kadar çantanın her yönü sorgulanıyor. Değişimleri ve hâlâ değişmeyenleri görüyoruz. Modaya, tarihe ve insanlığın gelişimine bir de bu açıdan bakmak daha naif hislerle sorgulamamıza da yol açıyor tabii.

Victoria & Albert Müzesi’ndeki Inside Out sergisi