Yazar: Eylül Bombacı
27 Kasım 2021
Bruno Mars’ın Anderson .Paak ile cezbedici geri dönüşü: An Evening with Silk Sonic

Bruno Mars yıllardır birçoğumuzun kalplerinin içini ısıtıyor. En son 2016’da bizi 24K Magic’leyerek terk etmişti bir süreliğine. 2021’de yanına ekürisini de alıp geri geleceğini pek hayal edemiyorduk o sıralar ama albümün içeriği ileride hangi türlere doğru yol alacağını az çok belli eder gibi olmuştu bize. Önceki albümlere göre daha az balladın olduğu ve kalp kırıklıklarının eskisi kadar yer edinemediği bir albümdü 24K Magic ve ‘‘sıradan’’ olmanın çok ötesindeydi kesinlikle. 2016 Bruno Mars’ın pop dünyasında zirve yaptığı yıldı diyebiliriz. Zira Super Bowl’da Beyoncé’yle birlikte sahnelediği efsanevi performansını unutmak da mümkün değil. Zaten 2016 -ki o zamanlar berbat bir yıl olduğuna emin olmuştuk- pandemiden sonra bize cennet gibi hissettiriyor. 2018’de Cardi B ile çıkardığı single’ı Finesse ile Grammy’lerde yine harika bir ikili performansa imza atmıştı Bruno. Vintage bir hava estirmişti Cardi B ile birlikte. İşte yılların Bruno’sundan aldığımız bu küçük parçalar 2021 yılında yapacaklarına dair göz kırpıp durmuş ama biz fark edememişiz. Bu sefer Anderson .Paak yanında ve ortak projeleri Silk Sonic adı altında ilk albümlerini yayınlıyorlar: An Evening with Silk Sonic. Yılbaşı süslerinin ışıltısı, şömine sıcaklığı ve tarçın tadında bir albüm bu. Sanki içimizi ısıtan bir kış akşamı geçiriyoruz… Ve bu albüm sanki Bruno’nun asıl benliğini yansıtıyor gibi.

An Evening with Silk Sonic albümünü Bruno severler epeydir beklemedeydi aslında. Albümün ilk single’ı Leave the Door Open’ı yayınladıklarında ileride bize sefa yaşatacaklarını çoktan anlamıştık zaten. Kasım ayına bomba gibi düşen bu soul ve R&B albümü Bruno ve Anderson .Paak ikilisinin gözbebeği belli ki. Bizim de 2021’i daha mutlu hatıralarla geride bırakmamızı sağlayacak bir albüm bu. Ama bu kadarı da olmazdı, müzik açısından kurak geçmiş bir sonbahardan sonra kalbimizi tereyağı gibi eritmeye hakları yoktu kesinlikle! Biraz R&B, biraz funk, biraz soul dersek belki de karşınıza nelerin çıkacağını az da olsa tarif edebiliriz ama arkasında dönen müzikal tınıları, melodileri ve hepsinin bir arada dizilmesini türlerle ifade edebileceğimizi zannetmiyoruz. Fakat Bruno her zaman kendisini bilindik pop dünyasından ayırmış; pop tınılarıyla az-çok oynasa, bazen tamamen poplaşsa da kendi çizgisinde kalmıştı. Diğer albümlerine de haksızlık etmek istemeyiz ama üstünde en düşünülmüş, en müzikalitesi yüksek albümü de An Evening with Silk Sonic olsa gerek…

Bu arada sık sık Bruno Mars’ın adını geçiriyoruz ama An Evening with Silk Sonic ortak bir projenin ürünü. İki sıra dışı müzisyenin kariyerlerindeki önemli bir dönemeci birlikte yaşadıklarını görüyoruz bu albümle beraber. Bruno bir popstar olma yolunda tatlı ilerleyişini sürdürürken o sıralarda kömürlü sesiyle Anderson da neo-soul ve R&B yapıyor ve funk’ın kapılarını çalıyordu. Andre 3000 gibi isimlerle düetlerini kendisini yakından takip edenler iyi bilir. Dediğimiz gibi, bu kesişim albümü ikisinin de zirve noktası oldu. Bu yüzden Bruno ve Anderson kelimelerini bir kenara bırakıp artık bu ikiliye Silk Sonic diyelim.

Genel olarak albüm sinematik bir ambiyans veriyor. Adeta 70’lerde disko topunun her yeri ışıldattığı bir dans salonuna giriyoruz ve Silk Sonic parlak payetli ve rengarenk takımlarıyla bizi dansa çağırıyor. Groove’u bol arkadaşlarımız sahneye çıkarak bizi bir şeylere hazırlıyor sanki. Ve sonrasında istikamet belli, dosdoğru smooth soul havalarının, saten yastıklarının ortasında buluyoruz kendimizi. Bütün bunları yaparken albüm asla ve asla hikayesinden, tarzından ve tatlı karmaşasından ödün vermiyor. ‘‘Karmaşa’’ dendiğinde korkulmasın, ritimler ve melodiler zinde tutacak kadar canlı iken bir yandan da peşinden koşulabilecek bir kara tren kadar değişiyor. 70’lerin havasını soluturken sanki bir yandan da şakasını yapıyorlar: romantize edilmiş bir 70’ler fantezisi karşımıza çıkıyor. Sözler bazı yerlerde Türkçe olsa “Bebeğim cennetten mi düştün?” demeye yüz tutar gibi. Fakat bu hafif parodik 70’ler hissini sevmeyenler de var. Diyorlar ki, artık 70’lerde değiliz ve bu müzik de 70’lerdeki ustalarının eline su dökemez! Belki de haklılar, ama bu albümü 2021’in en iyi albümlerinden yapmayı engelleyecek yeni bir yorum da değil 😊

Lafı çok da uzatmadan bu albümde ne yapmışlar biraz daha baksak mı acaba?

Silk Sonic Intro ile bizi az önce bahsettiğimiz balo salonuna sokan ikili Leave the Door Open ile bu albümün kurallarını yazıyor. Yemeği zeytinyağıyla mı yapmalı, tereyağı mı? Ağzımızda eriyen yoğun tadıyla oyumuzu tereyağından kullanıyoruz. Zaten single olarak bir süredir hayatımızda olup kalpleri fetheden Leave the Door Open hakkında pek de bir söz söylemeye gerek yok. Kendisi halihazırda kendine çok güvenen bir parça; ‘‘Sevdim seni, kapımı açtım ama geldin mi yoksa gelmedin mi diye sürekli bakamam’’ diyor ve ekliyor ‘‘ama ne olursa olsun kapım sana her zaman açık, bunu bil’’. Yani, daha ne desin?!

Fly as Me albümün en haylaz çocuğu olabilir. Bruno’nun eski albümü 24K Magic’ten Perm’e benzeyen havasıyla omuzlarımızı hafif hafif hareket ettirmemize yardımcı oluyor. Minik başlayan dans sonrasında nasıl figürlere dönüşür onu bilmiyoruz fakat gitar yürüyüşü her atlayışında insanı yerinden hoplatıyor. Üstüne Anderson’ın rap verse’ünü koyduğumuzda inanılmaz bir şeye dönüşüyor. O bahsettiğimiz parodi duygusunu söz yazımında devam ettiren Anderson’ın yemekten bahsederken tam olarak neden bu kadar tutkulu konuştuğunu anlamıyoruz. İkilinin yegane isteği kendileri gibi cool ve eğlenceli birileriyle birlikte olmak. Yani zaten herkesin isteği bu ya, neyse… Kendini sevenler için çok da bencilce bir şey olmasa gerek, kendilerine benzeyen birilerini istemek…

Peşi sıra gelen çapkın ve biraz erotik şarkılardan sonra ikili biraz hüsrana uğruyor olsa gerek, cam kenarında birer sigara yakıp reddedilişlerine yanıyorlar Smoking out the Window ile birlikte. Bu şarkı, evet, Bruno’nun harika vokaliyle bir Bruno Show’a dönüşüyor diyebiliriz. Ama şarkıyı dillere takan kısmı nakaratı ve nakarat öncesi… Bu iki kısım birbirini o kadar iyi tamamlıyor ki! Bildiğiniz üzere dile bir kere takıldı mı kaçamıyor bazı şarkılar, melodileriyle beynimizde defalarca çalıyor.

Son olarak rengarenk akorları ve Bruno ve Anderson’ın bu sefer bize birlikte sunduğu vokal konfetileri gözlerimizin önünde patlayıp odanın tüm köşesine saçılıyor. Disko gecelerinin kapanış müziğini andıran uzaysı havasıyla ayaklarımızı yerden kesen bu parça o balo salonunu efsane bir gitar solosuyla göklere fırlattı bile. Biz de sahip olduğumuz tüm kalp kırıklarını yeryüzünde bırakarak uçmaya başlıyoruz. Ay’a bir selam çakıp başka diyarlara gidecek gibiyiz. Bu geminin kaptanları da Silk Sonic ikilisi. Aşktan meşkten bahsederken nerelere geldik diyenler vardır, belki de tasavvuf sanatçısı gibi sevgili de sadece yeryüzünü ve evreni sevmenin bahanesidir. Biraz abarttık sanki, aman, o halde Silk Sonic de bu albümü bu kadar şaşalı yapmasaymış…

 

editörün seçtikleri