Bu bir aşk hikayesi: Nükhet Duru belgeseli Duru Olmak Netflix’te
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Nükhet Duru’nun son albümü Hikayesi Var’ın hazırlık aşamasına odaklanan Duru Olmak belgeseli bugün itibariyle Netflix semalarında. Belgeselin bir albüm hikayesinden çok daha fazlası olduğunu söylememize gerek yok, tahmin ettiğiniz üzere ama bizim de işimiz bu sonuçta. İzledikten sonra hissettiklerimizi bir şekilde kelimelere dökmemiz gerek. Nükhet Duru da belgeselin bir bölümünde “kelimeler yaşamın da, ölümün de gücüne sahip” diyor ve kalbimizi tam on ikiden vuruyor zaten. Daha neler neler diyor da… Hangi biri üstünde düşünmeye başlasam diye afallıyor insan biraz. Bu sefer dadanmaktan ötesini yaptığımızı umarak başlıyoruz yazıya.

Belgesel, Nükhet Duru’nun günümüz çağdaş Türkiye müziğinin kendine has genç isimleriyle yaptığı düetlerden oluşan son albümünün üretim sürecini anlatıyor. Albümün yaratım süreci iki yıl kadar sürmüş bu arada. Fakat dediğimiz gibi bu bir albümün hikayesi olmaktan çok daha fazlası, izleyince göreceksiniz zaten. Duru’nun kendi yaşamından anlattığı küçük kesitler hepimize birer hayat dersi niteliğinde. Biraz özeleştiri yapmak gerekirse, nesil olarak kafamız biraz karışık. Elbet kültürel ve ekonomik faktörler de bunun sorumlusu ama sadece kendimiz olma konusunda epey zorlanıyoruz. Çeşitli teknikler öğrenmeye çalışıyor, stratejiler kovalıyor, kişisel gelişimden ziyade metotlarına odaklanmaya bayılıyoruz. Sonra bir diva çıkıyor ve 11 yaşından beri aynı şeyleri düşündüğünü ve aynı şeyleri sevdiğini söylüyor… Bolca saygıyla harmanlanan hayranlık katsayımız da artıkça artıyor. (Daha ne kadar yükselebilirse…)

En ”duru” haliyle sadece olabilmenin, herkes tarafından tuhaf görünmek uğruna da olsa ne kadar mühim olduğunu hatırlatıyor. Farklı olmak kolay bir yol değildir, bilen bilir. Ayrıca o bunu yıllardır göstermeye çalışıyordu. Kimi zaman şarkılarıyla, sahneleriyle ya da sadece duruşuyla.

 

Bir de özellikle belirtmek gerek Netflix’te yayına giren bu proje Türkiye yapımı ilk belgesel. Yapımcılığını Evren Ercan, yönetmenliğini ise Mu Tunç üstleniyor. Bir de izlerken fark ediyoruz ki, şarkıların melodilerine fazlasıyla aşina olmanın yanı sıra tüm sözler nasıl da farkında olmadan yer etmiş zihinlerimize. Şarkılarını yeni seslerden dinlerken biraz nostalji biraz da tüm bu zamansızlık büyülüyor iyice. Bu arada belgeselin orijinal film müziği ise Orkun Tunç’a ait.

Duru ile düet yapan isimler ise Sıla, Kenan Doğulu, Teoman, Mabel Matiz, Funda Arar, Rubato, Ceylan Erdem, Ata Demirer, Kalben, Zeynep Bastık, Sena Şener ve Evrencan Gündüz… Albümü dinleyenleriniz vardır elbet ama biz gene de bırakalım şuraya:

 

Belgeselde Teoman ile yapılan düet görüntüleri de var ama şarkının bestecisinin kayıtlar sona erdikten sonra iznini geri çekmesi sebebiyle yer almıyor. (Hmm…) Görüşmeler ve stüdyodaki kayıt anlarının ise ayrı bir sürükleyici tarafı var; o kısımlarda paralel bir hikayenin içinde buluyoruz sanki kendimizi. Mesela; Kalben biraz düşük bir modundayken Duru’nun olaya el atıp, acil müdahalesiyle bir anda değişimini sağlaması, bizlerin de bunu tüm doğallığıyla şahit olmamız gerçekçi ve zihinde yer eden bir deneyim gibi. Yani sanki orada olduğumuza yemin edebiliriz ama…

Müzikal mirasını bugünlere anlı şanlı taşıyan divamız başarı sırrını ise bir bölümde şöyle anlatıyor: “Ben şarkıyı söylemekten yana değilim, şarkının kendisi olmaktan yanayım.” (Hani bazı cümlelerin ardından hissettirdiği duyguyu yansıtması için bir vurgu efekti koyma güdüsü duyulur ya… Öyle olanlardan değil mi?) Şarkıcılığı ve yorumculuğu bir yana beden dilinden seçtiği kıyafetlere kadar, en ufak detayı anlatmak istediklerine göre şekillendirmiş bu yüzden de. Kendini dört yapraklı bir yoncanın parçası olarak görmek istemeyip, ayrık otu olmayı seçen biri sonuçta o. Adının ukalaya çıkması da zerre umurunda değil. Dönemine göre tuhaf kaçmış haliyle ama yazarken bir daha düşündüm, böyle olmak her dönemde tuhaf kaçar zaten.

İlk albümünün teşekkürünü “Yapma, etme kızım” diyenlere ayırması… Sanki, esas hazinesine, tuhaflığına saygı duruşu gibi de. Bir yandan da hep karşılığını görmüş; The Weeknd bir şarkısından ve sesinden etkilenip kendi şarkısının altında kullanmaya karar vermiş, sonra da sorup soruşturup iznini istemiş mesela. Zamanında kendi deyişiyle “dünyalı” olmasına çok önem vermiş şarkılarının, yıllar geçmesine rağmen görüyoruz ki olmuş da.

Belgesel boyunca müzisyenler onun kendine has vokalinden nasıl etkilendiğini, kırılganken güçlü de olabildiğini vurguluyorlar hatta ”Ondan başkası söyleyemez onun şarkılarını” da diyorlar. Bunda tabii, az önce belirttiğimiz gibi, ”yorumcu” olmasının, şarkıları yaşayarak bize aktarmasının payı büyük. Zaten müzik tarihinde zihnimize kazınan her ses için geçerli bu. Türkiye’den de, yurt dışından da; arabeskten de, rock’tan da… Bir şarkının sözleriyle nasıl yaşanıp yaşatıldığı esas olan. (Vov, yazının sonunda biz de aşka geldik iyice.)

Fakat bunu da söylemezsek olmaz; umarız bu tarz projelerinin devamı gelir. Zaten kafasında var sanki bir şeyler. Dijitalin tüm araçlarını ne kadar doğru kullandığına bakacak olursak bir gün TikTok’ta, başka bir gün Clubhouse’ta çıkar karşımıza, o zihin açıcı bilgeliğinden bize de bir tutam yayar eninde sonuda. Tabii o zamana kadar şarkılarını dinlemek de kılavuzluk edebilir. Büyük ihtimalle de hiç şaşmaz ve şaştırmaz.