Yazar: Seden Mestan
10 Ocak 2022
Bu kaçıncı veda – Dexter: New Blood finali ile geçmişten bugüne

Dexter’ın bir devam yapımıyla yine yeniden ekranlara döneceğini duyduğumuzda aklımızda tek bir soru canlandı: Acaba o korkunç finali telafi etmek için mi girişmişlerdi bu işe? Meğer biraz öyleymiş. Yani bilhassa Michael C. Hall açısından… O malum finalden kendisinin de çok tatmin olmadığını belirterek ”sonrasında neler olduğunu anlatmak izleyiciye borcumuzdu” diyor bir röportajında. Dexter: New Blood adlı bu yeni yapım için de önce finali kararlaştırarak koyulmuşlar çalışmaya. Hatta finalde olacaklar, Michael C. Hall tarafından biraz şart koşulmuş gibi. Peki Michael C. Hall’un geçmişte hem tüm zamanların en iyi finalini yapan dizide, hem de tüm zamanların en kötü finalini yapmış dizide oynamış olması nasıl bir şeydir? Six Feet Under’dan bahsediyoruz elbette ama konumuz şimdi o değil.

Biten bir dizi, kaç kere daha bitirilebilir? Evet, sanki soruda bir mantık hatası varmış gibi gelebilir. ”Kardeşim dizi bitmiş, siz neden bahsediyorsunuz?” diyebilirsiniz hatta. (”Kardeşim” vurgusuna dikkat lütfen.) Ama reboot’lar, remake’ler çağında, geçmişin sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konduğu şu günlerde haklı bir isyan bizimkisi. Çünkü finalini on yıllar önce yapmış bir yapım yeniden canlandırılırken hikayenin özüne ve karakterlere karşı bir sorumluluk da oluşuyor haliyle. Hele ki kült karakterler söz konusuysa… Onları oldukları yerden çıkarıp kör kuyularda çaresiz bir şekilde bırakamazsınız. Madem o kadar tantana kopardınız, sonra bir de yakalarına yapıştınız… Bir de tabii izleyici ve hayran kitlesi ile kurulan bir bağ da var, ki o da gözetilmesi gereken bir konu. ”Onlara küçük mutlu sonlar verin” demiyoruz elbette. Yani tabii, mutlu son da olabilir ama illa bu değil dediğimiz: bu karakterlerin peşinde sezonlar geçirmiş; birlikte gülüp birlikte ağlamış, en şizofrenik duygularla onlara bağlanmış bir kitleden bahsediyoruz. Bazı defterler açılıyorsa onların bu duygularına da dikkat etmek, hikayeye ve karakterlere bir şekilde haklarını vermek gerek. (Racon!)

Şu ara o kadar çok reboot, yani devam yapımı gördük ki bu konular üzerinde uzun uzun kafa patlattık anlayacağınız üzere. Özellikle Aralık çok şenlikliydi. Önce Sex and the City’nin Chris Noth’un tecavüz ifşalarıyla lanetlenen devam serisi And Just Like That geldi. Sonra Matrix üçlemesini dörtleyen The Matrix Resurrections… Ve bir de bu yazıya da taşıdığımız Dexter: New Blood. Her biri kült, gördüğünüz gibi. Ama Dexter olunca dengeler biraz değişiyor çünkü tartışmasız, tüm zamanların en kötü finallerine sahipti dizi. Zaten karaktere ve izleyiciye ta o zamanlardan haksızlık etmişlerdi. Haliyle reboot haberi ilk önümüze düştüğünde sormadan edememiştik: ”Acaba o korkunç finali telafi etmek için mi girişmişlerdi bu işe?” Meğer biraz öyleymiş. Yani Michael C. Hall açısından… Finalden kendisinin de çok tatmin olmadığını belirterek ”sonrasında neler olduğunu anlatmak izleyiciye borcumuzdu” diyor bir röportajında.

Zor tuttuk, artık bundan sonrası SPOILER! Hem eski hem de yeni finalden bahsediyoruz.

Jeff Lindsay’nin Darkly Dreaming Dexter adlı romanından bir dizi olarak uyarlanan Dexter, 2006-2013 yılları arasında yayınlanmıştı. Michael C. Hall’un en sayko bakışlarıyla canlandırdığı Dexter’ın aslında seri katil hikayelerinde ‘ezber bozan’ bir tarafı vardı: İyi seri katiller de olabilir diyordu bize 🙂 Daha doğrusu öldürmeye yönelik dürtülerini iyi bir amaca hizmet etmek için kullanıyordu Dexter. Onun bu dürtülerini küçük yaşta keşfeden üvey babası onu bu yola sokmuştu. Üvey babası, yani Harry yıllarca pek çok azılı suçlunun, sistemdeki boşluklardan faydalanarak serbest bırakıldığını görmüş bir polis ve Dexter’a da diyor ki, ”Madem öldüreceksin git bunları öldür, hem yer yüzünden bir pislik de eksilmiş olur, böylece topluma da faydalı olursun.” Ama Dexter’ın öldürmeden önce bu kişilerin suçlu olup olmadığından iyice emin olması gerekiyor. Böyle böyle bir ritüel geliştiriyor Dexter. Zaten suçlulara daha yakın olmak için Miami Metro Polis Departmanı’nda Adli Tıp’ta Kan Analiz Uzmanı olarak çalışmaya başlıyor. Bizzat suç mahaline gidip görüyor her şeyi. Ama tüm bunları sadece o ve babası Harry biliyor. Kızkardeşi Debra’nın mesela hiç bunlardan haberi yok. Ve üstelik, Debra da Dexter gibi aynı polis departmanında çalışıyor, dedektif olarak.

İşte sekiz sezon boyunca Dexter’ın en aşağılık suçlarda zirve yapmış pisliklerin tek tek izini sürüp hepsini haklamasını izliyoruz. Ama bir taraftan da yakalanmaması, en yakınlarına bile kimliğini belli etmemesi gerekiyor. Bir de her sezonun büyük bir hikayesi daha oluyor; daha doğrusu her sezonun -Dexter dışında- bir büyük seri katili daha var diyelim. Genelde ‘en şüphelenilmeyen’ tipler arasından çıkıyor bu seri katil. Bir tek Dexter fark ediyor (”Deli deliyi görünce…”) ve polis departmanının onları yakalamasına fırsat vermeden kendi haklamaya koyuluyor bu seri katilleri. Yani yer yer yanlış yönlendiriyor meslektaşlarını. Çoğunlukla iyi üstesinden geliyor hepsinin ama… Of of… Ne saykolar gördü bu gözler. Ve bir noktada Debra Dexter’ın saykokiller olduğu fark ediyor. Daha doğrusu bir tesadüf üzerine keşfediyor. Oraları da epey nefes kesiciydi. Gerginlikten tabii.

Bir kapanışı hak etmedik mi?

Dizinin 22 Eylül 2013’te yayınlanan finalinde, Dexter’ı oğlu Harrison ve yine kendisi gibi bir seri katil olan sevgilisi Hannah ile kaçmaya çalışırken görüyoruz. İşler biraz sarpa sarıyor çünkü. Ha kaçtılar ha kaçacaklar derken Debra’nın yine Dexter’ın başlarına sardığı bir seri katil tarafından vurulduğu haberi geliyor. Sonra hop Dexter hastaneye koşuyor. O sırada fırtına haberi geliyor zaten, uçuşlar falan da kapanıyor, kaçmaları mümkün değil. Hastanede Debra iyice kötüleşiyor ve sonunda Dexter kendiyle yüzleşiyor: Sevdiğim herkese kötülük saçıyorum, herkesin sonunu getiriyorum, leş biriyim diyor veeee… Oğlunu Hannah’yla bırakıyor, artık yaşam ünitesine bağlı bitkisel hayatta yaşamak zorunda kalan Debra’yı cihazlardan alıp bir tekneye binip gidiyor. Tabii arada Debra’yı vuran seri katili de öldürüyor. Dizinin sonunda ise Dexter’ı kuzeyde bir kasabada marangozluk falan yaparken görüyoruz. Belli ki gerçekten kaçmayı başarmış ve sahte bir kimlikle yaşıyor.

Evet, hikaye bir sona eriyor ermesine ama en baştan beri ince ince işlenen bu serinin tansiyonu iyice yükseltip olabilecek en klişe sona başvurması gerçekten izleyenlerin yüreğine oturmuştu. Bir kere Dexter, vigilante dediğimiz toplumda adaleti sağlamaya çalışan bir seri katili anlatıyor. Bir taraftan da bu dürtülerini tuttuğu için toplumun da bir parçası olabilmiş. Yani şu iki cümlelik özet bile hikayenin ne kadar ters köşe yapmaya meyilli olduğunu gösteriyor. Ama o finalde ters köşe hiçbir şey yok. Adam bir tekneye biniyor ve sakin bir hayatın bir parçası oluyor. Debra’nın gereksizce ölmesi ve yarım bırakılan duygularımız da cabası… Yani gerçek anlamda bir kapanış yapamıyoruz karakterlerle… En başta da dediğimiz gibi, sezonlarca peşine takılmıştık oysa. Yalapşap bir sonla, sırf bitirmek için bitirmişler gibi. Dexter’ın yakalandığı bir kurgu bile belki daha iyi olurdu. En azından anlı şanlı bir final olurdu.

Neyse…

Bunlar geçmişte kaldı çünkü tam sekiz sene ve birkaç hafta sonra Dexter: New Blood adlı yeni bir devam yapımıyla yeniden karşımıza çıktı Dexter. Ve bu sefer galiba hikayenin (ve belki de karakterin) hak ettiği sonu görmüş olduk. Dexter: New Blood’ın arkasında orijinal yapımın da yaratıcıları ve prodüktörleri arasında yer alan Clyde Philips var. Hatta bu sefer ona Dexter karakterinin bu kadar yüceltilmesinde önemli bir payı olan Michael C. Hall da eşlik ediyor. Yani bu seferki hikayeyi birlikte geliştiriyorlar. Six Feet Under’dan Dexter’a, birbirinden oldukça farklı karakterleri mimiklerine kadar üzerine geçirebilen biri Michael C. Hall. O hüsran dolu finalden sonra Dexter’ı tekrar göreceğimiz için heyecanlandıysak bu biraz da Michael C. Hall’u izleyecek olmaktan kaynaklı.

Dexter yeni hayatındaki aşı elbette ki polis departmanından seçiyor.

Beraber yürüdük biz bu yollarda

Michael C. Hall bu yeni proje için, Dexter’ın ölmesi şartıyla masaya oturduklarını söylüyor. ”Daha nereye kadar kaçıp kovalanacaktı zaten; yine benzer bir son yaratmak seyirciye saygısızlık olurdu” diye de ekliyor. Zaten bu kapanışı yapabilmek için Dexter rolünü ve projede yer almayı kabul ettiğini söylüyor Michael C. Hall. Onca yıl sonra… Bu arada bu zamana kadar beklemelerinin bir sebebi de oğlu Harrison’ı da büyümüş olarak hikayeye dahil etmek istemeleriymiş. Biraz işte sürpriz katmak falan istemişler.

Dexter: New Blood adlı bu devam yapımında Dexter’ı yine kuzeyde, karlı kaplı Iron Lake diye bir kasabada, sakin ötesi bir hayat yaşarken görüyoruz. Bıraktığımızdan bu yana dürtülerini kontrol edebilmiş ve kimseleri öldürmemiş. Bir seri katil için çok zor gerçekten. Zorlandığını da görüyoruz ama suçluların, pisliklerin olmadığı bu tatlı kasabada öldürmesi için bir sebep de yok. Ve Dexter vigilante olduğu için, sebep olmadığı için öldürmüyor tabii. Arada elinde tüfeği geyiklere falan bakıyor ama hiçbir masum canlının hayatına son veremiyor.

Sonra bir gün oğlu Harrison çıkıp geliyor. Maalesef Dexter’la aynı kadere sahip olduğu için onun da devreler yanmış, aynı karanlık dürtüler söz konusu. Evet, fonda o şirin kar küresine benzeyen kasabanın çok da masum bir yer olmayabileceğini gösteren büyük bir hikaye dönse de asıl olarak Dexter’ın Harrison ile kurduğu lanetli ilişkiye odaklanıyor Dexter: New Blood. Zaten adından belliymiş; taze kan hehehe Neyse… Biraz Yunan tragedyaları gibi ilerliyor her şey. Ya da çok da abartmamak lazım belki de. İletişim kuramayan bir baba ve ergen oğlu diye de özetleyebiliriz ama Dexter da ne yapsın yani. Haklı: Ben seri katilim sen de insanları öldürmek için yanıp tutuşuyorsun diyemiyor. Ama bunu dediği andan itibaren hikaye farklı yola giriyor.

Babadan oğula saykoluk rehberi

Dexter’ın Harrison’a karanlık tarafını nasıl kontrol altına alabileceğini anlatmaya başlaması ve onu eğitmeye geçmesiyle gözümüzün önünden bir perde kalkıyor. Tamam vigilante dedik, tecavüzcüyü sapığı öldürdüğü için kalbimize bastık ama günün sonunda Dexter bir seri katil. Ve oğlunun hayatına girmesiyle birlikte işin ucunu da kaçırmaya başlıyor ve babasının ona, onun da Harrison’a anlattığı, toplumdan silinmesi gereken bir suçluya dönüşüyor.

Hah işte son bölümdeki o yüzleşme Yunan tragedyalarına yaraşır bir sahneydi. Dexter’ın da artık yer yüzünden silinmesi gerek. Çünkü o da masumları öldüren bir insan artık. Kaçıp kurtulması bir çözüm değil, gördük. Harrison da sonunda, babasından öğrendiği şekliyle, yapması gerekeni yapıyor. Zaten Dexter da yap diyor ve…

Sekiz sene önce yapılması imkansız bir son… Çünkü Harrison bebekti 🙂 Ama Dexter’a da bir o kadar yakışan bir son.

Michael C. Hall, bölüm yayınlanmadan önce, ”Dexter’ın sonunu görünce internet alev alacak” demişti. Doğru bilmiş; Reddit çalkalanıyor. Yıllar önce tatsız bir şekilde de olsa vedalaştığımız karakterimizle bir kere daha vedalaştık. Hem de sonsuza dek. Tabii çok sevilen bir karakterin ölümüne şahit olmak kimi izleyici için başka türlü bir ihanet ama bu son hem Michael C. Hall’u hem yapım ekibini dediğimiz gibi epey tatmin etti belli ki. Ve bizi de.

Kesinlikle Harrison’ın olduğu bir reboot gelecek.

Dedik ya, illa mutlu son olmasa da olur diye ama yazarların ve yapımcıların izleyici ve hikaye arasındaki bağa saygı duymaları da çok ulu bir davranış. Mesela Breaking Bad de aynı yoldan gider gibi yapmış ve epik bir finalle bromance’liğin kitabını yazmıştı. En iyi finaller başlığı altında Six Feet Under’ı da unutmayalım. Of of of… Gözlerimiz yaşlı. Aaa bu arada onda da Michael C. Hall vardı. (Beklenmedik bir anda gelen bir aydınlanma.) Ama Dexter’a pek ağlamadık, her ne kadar yine yeniden veda etmek biraz buruk olsa da.

Bu arada, sanki Harrison üzerinden yeni bir reboot yapacaklarına dair garip bir his var içimizde ama…… Zaten Clyde Philips de teklif ederlerse koşa koşa gelirim demiş.

editörün seçtikleri