Yazar: Gamze Akyol
16 Nisan 2021
Carrie-Anne Moss ile yeniden gündeme gelen bir ayrımcılık: Ageism

Geçtiğimiz günlerde önümüze yine bitmek bilmeyen ayrımcılık/psikolojik şiddet haberlerinden bir başkası düştü, siz de duymuşsunuzdur büyük ihtimalle. Bu defa kendimizi, Hollywood’daki 40 yaş üstü kadın oyunculara yapılan “ageism” (Türkçeye ”yaş ayrımcılığı” olarak da çevirebiliriz) hakkında okurken ve yazarken buluverdik. Ageism’i, kişilere yaşı ya da yaşının beraberinde getirdiği bazı değişiklikler sebebiyle yapılan ayrımcılık veya istismar olarak tanımlayabiliriz. Popüler kültürde en sık, Hollywood’daki kadın oyuncularla gündemimize düşüyor. Yaş mevzusu gözümüzün önünde nice oyuncunun kariyerinde belirleyici olsa da Hollywood böyle bir ayrımcılık söz konusu değilmiş gibi davranmaya devam ediyor. Oysa Jennifer Aniston’dan tutun Jane Fonda’ya kadar birçok ünlü isim sektörde yaşadıklarına dair açıklamalarıyla son yıllarda haberlere konu oluyorlardı elbette. Bizim bahsedeceğimiz haberin başrolünde ise yıl sonuna doğru yayınlanması planlanan The Matrix 4 filmi ile ikonik Trinity rolüne geri dönecek olan Carrie-Anne Moss var. Moss’un açıklamalarından yola çıkarak, ageism’in özellikle kadınlar üzerindeki travmatik etkilerini anlatmaya karar verdik biz de.

Oyunculuk, yazarlık ve film yapımcılığı gibi türlü hünerleri olan Justine Bateman, Nisan başında Face: One Square Foot of Skin isimli bir kitap yayınladı. Bateman bu kitabında, toplumun belli bir yaşın üzerindeki kadınlara nasıl cinsiyetçi tepkiler verdiğini farklı sektörlerden 47 kadınla yaptığı sohbetlerle gün yüzüne çıkarıyor. Buradaki 47 kadının hikayesini okumadan bile neler anlattıklarını az çok tahmin edebiliriz aslında. Çünkü gerek medyada gerek günlük hayatta sık sık kadınların, canlılığın doğal bir süreci olan yaşlanmaya bile “hakkı olmadığına” ya da bu sürecin “düzeltilmesi” gerektiğine dair küçümseyici bir üslupla eleştirildiklerini görebiliriz. Bateman da “Belki de nüfusun yarısının hayatlarının ikinci yarısını utanarak ve yüzlerinin doğal bir şekilde yaşlanmış olmasından dolayı özür dileyerek geçirdiği fikrinden nefret ettim” diyerek çıktığı bu yolda, bu yarayı bir güzel deşmeye karar vermiş son çıkardığı kitabında.

Kitabın giriş yazısında Bateman, belli bir yaşa gelmiş (40 ve üstü diyebiliriz) kadınların kendileriyle yaşıt erkeklere göre insanların gözünde “değerinin” çok daha fazla düştüğünden, iş bulmasının zorlaştığından ve dış görünüşleriyle ilgili irili ufaklı iğnelemelere maruz kaldığından bahsediyor. Ve bunu da konuştuğu ve kitabında yer verdiği birçok kadın üzerinden örneklendiriyor. Kitabı için sohbet ettiği kişiler arasında bizim de yakından tanıdığımız ve girişte de bahsettiğimiz Carrie-Anne Moss gibi bazı isimler de var.

Şu anda 53 yaşında olan Moss, arkadaşı Bateman’a bu ayrımcılığa yıllardır sistematik olarak nasıl maruz kaldığını anlatmış. Aslında Hollywood’da kadın oyuncular için 40 yaşın önemli bir yaş olduğunu duyduğunu ama bizzat tecrübe etmeden durumun ciddiyetinin farkında olmadığını söylemiş Moss. Ve tam olarak 40’ına bastıktan sonraki gün kendisine bir büyükanne rolü geldiğinden bahsetmiş. Kendisine gelen senaryoyu okurken başroldeki genç kadın rolünü canlandıracağını düşünen Moss, menajerinden gerçek rolünü öğrenince ufak bir şok yaşamış. Resmen bir gecede genç kızlıktan büyükanneliğe geçtiğini hisseden Moss “İnsanlar erkeklerin yaşlanmalarını izlemekten zevk alırken hatta bunu çoğu zaman karizmatik bulurken kadınlarda tam tersi bir durum var. Oysa ben hâlâ genç rollerde oynayan birçok erkek oyuncudan daha gencim” diyor.

Moss’un bu cümlesinin doğruluğunu kanıtlayacak epey örnek var aslında önümüzde. Biz de bir tür ageism’e düşmeden örneklemeye çalışalım… Mesela kariyerindeki büyük çıkışı Matrix’le yapan bir başka yıldız isme, Keanu Reeves’e bakalım. 56 yaşındaki Reeves’in herhangi bir filmde büyükbaba rolü aldığını görmedik örneğin, teklif edildiğini de pek sanmıyoruz. Hatta kendisi 50. yaşına girdiği yıl John Wick gibi bol aksiyonlu, ikon kimliğini pekiştirecek bir seride rol almaya başladı ve seri hâlâ devam ediyor. John Wick demişken bir başka aksiyon efsanesi James Bond’a da değinelim. Bond’a son olarak, 53 yaşındaki Daniel Craig hayat vermişti hatırlarsanız. Bu konuda söylenecek en güzel sözleri yaş ayrımcılığına sık sık maruz kalan efsane aktris Helen Mirren söylemiş aslında: “Hepimiz James Bond’u gitgide daha yaşlı aktörlerin canlandırdığını ve kız arkadaşlarının her seferinde daha da gençleştiğini izliyoruz. Bu çok can sıkıcı bir durum.”

Amerikalı oyuncu ve yönetmen Patricia Arquette’nin dediğine göre, 55 yaşındaki meşhur bir aktör 42 yaşındaki bir aktrisle oynamayı reddetmiş mesela. Çünkü aktrisin yaşını kendisi için “fazla yaşlı” bulmuş. 2019 yılında verdiği röportajda bu gibi olayların oldukça fazla yaşandığını söyleyen Arquette, bu tarz eşitsizliklerin ve baskıların artık kimse tarafından “iplenmediğini” söylese de Bateman’ın kitabında anlatılanlara ya da gözümüzün önündeki örneklere bakınca bu iddia biraz fazla iyimser kalıyor gibi.

Son zamanlarda yüzü/bedeni ile ilgili “düzeltilmesi” gereken yerlerin kendisine sıkça hatırlatıldığından yakınan Carrie-Anne Moss’a geri dönersek… O da bu baskıların toplumda bu kadar normalleştiğini fark ettiğinde yaşadığı şaşkınlık ve hayal kırıklığından da bahsediyor kitapta. Üstelik Moss, Avrupalı (özellikle Fransız) aktrislerin kendileriyle barışık hallerini örnek almaya çalışsa da maruz kaldığı baskıların hayatını şekillendirmesine izin vermiş bir dönem. Şu anda bu tür söylemlere pek pabuç bırakmıyor gördüğünüz gibi.

Bu arada biz sinema sektöründen, tanıdık bir simadan bahsettik ama bu sorun Hollywood’la sınırlı değil elbette. Bateman’ın kitabında, eski bir reklam yöneticisi olan Faith isimli 48 yaşındaki bir başka kadın da üzerinde hissettiği psikolojik baskıyı şöyle anlatıyor: “Bir gün çalışırken masamda kendi yüzümün yansımasını gördüm. Sarkan cildim ve yeni görüntüm karşısında anlık bir dehşete kapıldım. Yüzümün uzun zamandır bu şekilde olduğunu biliyordum elbette ama artık ‘eskidiğini’ kabul ettim ve özgüvenimi bir süre toparlayamadım.” Bunda da elbette üzerinde dolaşan yargılayıcı bakışların ve de kendisine olan tavırların yaşı sebebiyle değişmesinin payı büyük(müş). Yani Moss’un maruz kaldığı baskılar Hollywood’a özgü bir durum değil; birçok farklı sektörde çalışan kadınların ortak yarası.

Göz önünde olmayan tüm iş alanlarında da benzer şekilde kadınlara karşı bir ayrımcılık söz konusu. Urban Enstitüsü tarafından 2020 yılında yapılan bir araştırma, işini kaybeden ya da bir süreliğine işi bırakan 50 yaş üstü kadınların tekrar iş bulmakta erkeklere nazaran çok daha fazla zorlandıklarını gösteriyor. Ve iş bulabilen “şanslı” azınlık da çoğunlukla bir önceki işlerine göre daha düşük bir ücretle çalışmaya başlıyormuş. 50-61 yaş arasındaki işsiz kadınların yeni bir iş bulma olasılıklarının 25-34 yaşlarına kıyasla yüzde 18, 62 yaş üzerindekilerin ise yüzde 50 daha az olduğunu tespit etmişler. Türlü alanlarda ve şekillerde etkilendiğimiz pandemi sürecinde de bu durumun iyice kötüleştiğini, iş bulma şanslarının daha da düştüğünden bahsetmişler.

Yazar Bateman, yazdıkları ve doğal bir şekilde yaşlanma konusundaki kesin tavrı sebebiyle kimilerinden eleştiri de almış bu arada. Şöyle ki, bu sefer de kendilerini iyi hissetmek ya da başka bir kişisel sebepten ötürü çeşitli estetiklere başvuran kadınları aşağılayan bir üsluba sahip olduğunu düşünenler de var. Tabii ki böyle bir düşünce de kabul edilemez ama Bateman’ın bu baskıların ne kadar ciddi boyutta olduğunu gösterme çabasını da yok sayamayız. Kadınların dış görünüşünü, anne olup olmama tercihini, kıyafetten mesleğe kadar her türlü seçimini, yaşlanmasını yani kısaca her şeyini kendine dert edinen kalabalık bir güruh ezelden beridir var olduğu için, her türlü cinsiyetçi dayatmaların ve de baskıların karşısında durmak son derece önemli sonuç olarak. Bolca sitem içeren bu yazımızın da sonuna gelirken, Lana Wachowski’nin senaristliğini üstlendiği The Matrix 4’de Carrie-Anne Moss’u Trinity, Keanu Reeves’i de Neo rolünde yeniden izleyeceğimizi hatırlatarak en iyisi bir nebze de olsa huzur bulalım.

editörün seçtikleri