Yazar: Gamze Akyol
16 Kasım 2022
İyileşebilmek, bulanık suları berraklaştırabilmek üzerine: Causeway film incelemesi

Son olarak Don’t Look Up ile yüzümüzü güldüren Jennifer Lawrence, bu sene de narin bir drama ile karşımızda; Causeway. Maid, The Sex Lives of College Girls, Room 104 gibi dizilere katkıda bulunan genç yönetmen Lila Neugebauer’in ilk uzun metraj denemesi olan Causeway’de, Brian Tyree Henry ile beraber yılın en sakin ve de göz alıcı performanslarından birini sergiliyor hatta. Afganistan’daki görevinden travmatik bir yaralanmayla dönen bir askere odaklanan bu Apple filmi ise barındırdığı çeşitli dramları süslemeden önümüze seriyor ve de “travmatik asker” klişelerinden kendine has manevralarla sıyrılıyor. Jennifer Lawrence’ı birkaç senelik aranın ardından yeniden sağlam bir filmde izlememizi kutluyor ve Causeway’e dadanıyoruz.

Prömiyerini Eylül ayında gerçekleşen Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan Causeway, tıpkı Aftersun gibi, genç bir yönetmenin ilk uzun metraj denemesi olarak karşımıza çıkıyor. Ve Causeway’i izledikten sonra, tiyatro kökenli Lila Neugebauer de yakın takibe alacağımız yönetmenler arasındaki yerini alıyor. Causeway, Afganistan’daki görevi sırasında yaşadığı travmatik bir patlamanın ardından bir beyin kanaması geçiren Lynsey’i konu ediniyor. Lynsey geçirdiği bu beyin kanamasından sonra birçok motor fonksiyonunu yitiriyor, bir rehabilitasyon merkezinde yoğun bir tedavi görüyor ve nihayetinde evine, New Orleans’a geri dönüyor. Bu dönüşten pek de memnun olmayan Lynsey’in, burada tanıştığı James’le aralarında gelişen dostluk ise ikisini de beklemedikleri noktalara, çeşitli yüzleşmelere götürüyor. Hayatlarının bir noktalarında ciddi fiziksel ve de psikolojik yaralanmalar/travmalar yaşamış bu ikili mütemadiyen iyileşmeye çalışırken hasıraltı ettikleri birçok duygunun gün yüzüne çıkması da kaçınılmaz oluyor. Causeway izleyicisine herhangi bir büyük twist ya da sürpriz vadetmeden tam olarak bahsettiğimiz bu ilişkiye odaklanarak kendi yolunu bulmayı başarıyor ve her ne kadar dram yönü ağır bassa de hoş bir sinematografik anı olarak aklımızda yer ediniyor.

Causeway’in çekimlerinin aslında 2019 sonlarında başladığını duymuştuk. Sonra tabii malum pandemi sektördeki çoğu işi askıya alınca, çekimlerin devamı da 2021’in sonuna sarktı. Verilen bu uzun arada, belki siz de duymuşsunuzdur, filmin başrolü Lawrence’ın hayatında önemli değişiklikler oldu. Jennifer, pandemi zamanında göz önünden iyice uzaklaştı, Don’t Look Up dışında herhangi bir projede yer almadı, Cooke Maroney ile evlendi ve çiftin bu sene başında Cy adını verdikleri bir oğulları oldu. Çekimlere geri döndüklerinde hamile olan Jennifer, dönüşte Lynsey hakkında daha farklı hissettiğini anlatıyor; “Hayatımın farkında olmadığım uzun bir döneminde, Lynsey’in kimseye gösteremediği savunmasız yanı ve de iç yaralanmaları sebebiyle yaşadığı bağlanma sorunuyla benzer hisleri taşıdım. Geri döndüğümde ise evli ve de hamileydim; artık Lynsey’in ilişki kurmaktan, bağlanmaktan korkan bir kadın olduğunu daha iyi görebiliyordum.”

Lawrence ayrıca Causeway’i her izlediğinde duygulandığından, filmi fazla kişisel bulduğundan bahsediyor. Neugebauer ise Lawrence ile ilk buluşmalarını şöyle anlatıyor: “Her şeyden çok, Lynsey karakterine ve onun içsel yaşamına yoğun bir şekilde bağlı olduğumu hissettim. Kendimi bu duyguya yoğunlaştırdım ve sonra bu film hızlandırılmış bir şekilde ortaya çıktı. Birkaç hafta sonra senaryonun Jennifer Lawrence’a gönderildiğini ve onun da buna benzer bir tepki verdiğini duydum. Ve bana ‘onunla akşam yemeği yemek ister misin?’ diye sordular. İlk buluşmamızda bile aramızda gerçekten güçlü, yakın bir bağ vardı. Bu karşılaşmayı ‘kader’ kelimesiyle tanımlamak kulağa sevimsiz gelse de öyle hissettim. Jennifer de o gece filmde olmaya karar verdi ve sadece birkaç ay sonra filmin ilk prodüksiyonundaydık. Bu tesadüfün bedelini ise daha sonra ödeyecektik; bir sürü aksilik, pandemi ve benzeri şeyler yaşadık ama başlangıçta olaylar bu şekilde gelişti.” Ayrıca bolca havuz sahnesi içeren çekimlerde Jennifer’ın kendisini birkaç defa havuza atma girişimi olduğundan ve sonunda ikisinin de havuza düştüğünden bahsediyor Lila.

Biraz film arkası havadisleri verdikten sonra Causeway’den konuşmaya geri dönebiliriz. Afganistan’daki görevi sırasında, araçlarına yerleştirilmiş bir el yapımı patlaması sonucu ciddi bir beyin hasarı alıyor Lynsey. Bu hasarın ardından, her işini ta Afganistan’larda tek başına yapmaya alışkın olan Lynsey için acılı ve de zorlayıcı bir iyileşme süreci başlıyor. Bir rehabilitasyon merkezinde kendisine eşlik eden bakıcısıyla beraber çeşitli motor becerileri üzerinde çalışıyor ve eski formuna yeniden kavuşmak için elinden geleni yapıyor. Ardından uzun yıllardır uğramadığı evine, annesinin yanına dönüyor ve burada da Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile verdiği savaşı sürdürüyor. Havuz temizleme işine girdiği sıralarda bozulan arabası vasıtasıyla da bir araba tamircisi olan James ile tanışıyor. James ile olan dostlukları filmin temel dinamiği oluyor bu andan itibaren. Çünkü Lila Neugebauer’in 19 yaşından beri arkadaşı ve bu rol için aklına gelen ilk kişi olan Brian Tree Henry ile Lawrence’in ekran uyumu, filmle ilgili sıradan ya da klişe sayılabilecek birçok detayı geri plana itiyor ve ipleri eline alıyor.

Hem Lynsey’in hem de James’in aile dinamikleri ise yavaş yavaş açılıyor önümüze; önce Lynsey’in ilgisiz annesiyle tanışıyoruz ardından da James’den dinliyoruz kız kardeşiyle başlarına gelen korkunç kazayı. Lynsey’in abisiyle ise ancak filmin sonunda tanışabiliyoruz. İlk andan itibaren birbirlerine şefkatle yaklaşan James ve Lynsey’in eğlenceli ve de derin bir arkadaşlık kurmalarına şahit oldukça filme de daha bir ısınıyoruz. Lynsey’in ailesinden yana yaşadığı hayal kırıklıkları, James’in ise istemeden de olsa kendi ailesinde bu hayal kırıklığının öznesi olması, ikisinin de kendilerine bile itiraf edemedikleri hatalarını gün yüzüne çıkarıyor. Filmin en belirgin metaforu olan “havuz” ise sık sık bu anlara eşlik ediyor. Lynsey’in mesai saatlerinde, bazen de mesai saati dışında önümüze düşen havuz temizleme sekansları bir yandan şifa bulmayı, iyileşmeyi; dibi gözükmeyen kirli sular ise açığa çıkamayan birtakım gerçekleri ya da yüzleşmeleri işaret ediyor. Zaten Lynsey ile James ilişkisinin en önemli kırılma noktası da bu havuzlardan birinde gerçekleşiyor. Lawrence, belki de verdikleri aranın da etkisiyle Lynsey’in artan farkındalığını kusursuza yakın bir şekilde ekrana yansıtırken Brian da James karakterinin samimiyetini zahmetsizce hissettiriyor. Ottessa Moshfegh, Luke Goebel, Elizabeth Sanders ekibinin kaleme aldığı bu dingin dramın vardığı nokta ise pek şaşırtmıyor ama yine de tatmin ediyor. Ve her türlü yaramızı iyileştirmemiz için gereken temel ögeler, gereklilikler üzerinde akıcı bir kurguyla duran bu Causeway, Lawrence’ı da yeniden Oscar törenlerine taşıyacak gibi duruyor.

editörün seçtikleri