Advertisement
Chanel’in atar damarı: ”Bu bir Karl Lagerfeld defilesidir”
yazar: Eren Özlü

At kuyruğu beyaz saçları, hiç çıkarmadığı siyah gözlükleri, ünlü kedisi ve yelpazesiyle o sadece modanın değil popüler kültürün de efsanelerinin başında geliyordu. Sadece özgün stiliyle değil, tasarladığı kıyafetler ve onları sunum şekilleriyle de tasarım dünyasına yeni bir çağ yaşattı. Ölümsüz olduğunu kanıtlayan son hamle ise LVHM cephesinden geldi.

Louis Vuitton, Celine, Christian Dior, Fendi ve Givenchy gibi bir çok büyük modaevini bünyesinde barındıran bu dev Fransız şirket, 2013’ten beri yeni tasarımcıları desteklemek amacıyla verilen LVHM Prize’daki “Özel Ödül” kategorisinin adını “Karl Lagerfeld Ödülü” olarak değiştirdi.

Biz de fırsat bu fırsat bu adamın “şahlanma noktaları“ olan defilelerine dadanalım, biraz şov biraz göz zevki tadalım, “Ah o eski defileler” diye iç geçirelim istedik… Bu içerikten sonra siz de gidip izlemiş gibi davranabilirsiniz, söz veriyoruz.

349898-la-nef-est-a-vous-visite-exceptionnelle-de-la-nef-du-grand-palais

Burası Paris, Champs-Elysées’deki o meşhur Grande Palais. Kendisi sergi ve konser salonu. Bu binayı incelemeniz gerek. Çünkü bu binanın Chanel defileleri için aldığı şekillere inanamayacaksınız.

Chanel asaleti ve güçlü kadını sembolize eden bir marka olsa da en ödün vermediği konuların başında “klasikliği” geliyor. Günümüzde bir markanın dijital çağın dinamiklere uyup tümüyle gelişme göstermesi gerekse de Chanel’den bu asla beklenmiyor ve beklenemiyor. Bu sebepten dolayı, Chanel’in defilelerinde prodüksiyonla tanışması da birçok markaya göre geç oluyor. Fakat aynı zamanda öyle iyi oluyor ki… Tüm sezon başka bir şey konuşulmaz oluyor. Hem sadece moda dünyası içerisinde değil, popüler kültür gündeminde de kallavi bir yer ediniyor. 

Mesela 2008’deki defile… Sonbahar/Kış koleksiyonunu sundukları bu defile için Grand Palais’nin içine devasa bir atlı karınca yerleştiriliyor. Atlıkarıncada dönenler ise devasa boyutta çantalar, ayakkabılar ve Chanel No:5 şişeleri.

Bu şov çok ses getirince, aynı yıl Haute Couture defilesi için de ihtişamlı bir yerleştirme hazırlıyorlar; sahnenin ortasına kocaman bir klasik Chanel ceketi inşa ediyorlar. Üstelik bu defilede modeller bu ceketin içinden podyuma girip çıkıyorlar.

08set-chanel-gilchrist-slide-HPUU-jumbo

2009 yılının Sonbahar-Kış Haute Couture koleksiyonunda ise aynı format Chanel no:5 şişeleriyle uygulanıyor.

Zaten bu şov dışında da 2009’da çok büyük bir farlılıkla karşılaşmıyoruz. Açıkçası 2010 ve 2011’deki defileler de marka için çok büyük patlama yaratmıyor. Beğenildiği için neredeyse hep aynı format izlenmeye başlıyor ya da bu izlenim insanlara veriliyor. Bu süreçte teker teker büyük heykel formları yapılıyor. Bir defilede devasa bir aslan heykeli dururken diğerinde devasa bir pudra kutusu oluyor; ki şimdi hakkını yemeyelim, 2011 Sonbahar-Kış defilesinde o pudra kutusunun olduğu defile de mükemmel bir ambiyans yakalıyor ama çok çok şaşırtmıyor yani.

Ta ki 2012 yılına kadar. İlkbahar-Yaz koleksiyonuna “su altı” temasını veren modaevi, podyuma da aynı temada dekor hazırlıyor. Bunun yanında sahneye konan devasa istiridye kabuğunun içinden de ünlü şarkıcı Florence Welch çıkıyor ve “Venüs’ün Doğumu” canlandırılıyor. Aranan kan bulunmuş oluyor böylece…

Bunu takiben daha renkli ve çok aparatlı şovlara geçiliyor.

Önce 2013’te İlkbahar-Yaz defilesinde podyuma güneş panelleri ve rüzgar enerjisi santralleri kuruluyor. Ve tabii canlı müziğe devam…

Fakat asıl bomba 2014’te patlıyor. Karl, Grande Palais’yi devasa bir süper markete çeviriyor. Sadece Chanel marka yiyeceklerin satıldığı tabii! Üstüne üstlük modellerin gerçekten alışveriş yapar gibi davranması ve müziğin arasına giren promosyon uyarıları de kusursuz bir ambiyans yaratıyor.

Aynı sene Eylül ayında da Hazır Giyim defilesinde “Chanel Modern Sanat Müzesi” kuruluyor podyuma.

Defilelerde bir konsept yaratma fikri 2015’te de devam ediyor elbette. Bu sefer klasik tarzda döşenmiş bir Fransız bistrosu var karşımızda. 

Fakat o yıl en çok konuşulan aynı sezonun Haute Couture defilesi oluyor. Çünkü bunda da bir kumarhane inşa ediliyor ve podyumun ortasına kurulan masalarda da Kristen Stewart, Isabelle Huppert, Julianne Moore, Vanessa Paradis, Claudia Schiffer ve Lily-Rose Deep gibi isimler ”şans oyunları” oynuyorlar. (Sansürler gibi yazdık ama… Anlaşıldı herhalde.)

2015’in sonuna doğru ise o yılın en anlamlı gerçekleşiyor; İlkbahar-Yaz Hazır Giyim koleksiyonun tanıtıldığı defilede sokaklar podyuma taşınıyor. MÜKEMMEL! Önce modeller, üzerlerinde yeni koleksiyondan parçalar, sırayla podyumda yürüyorlar. Olağan akış… Kapanışta ise hepsi ellerinde pankartlarla çıkıyorlar ve bir nevi protesto yürüyüşündeymiş gibi yürümeye başlıyorlar. (Bu arada ben favorimi buldum bence.)

Süpermarket kadar büyük bir şov daha geliyor 2016’da. Bu sefer İlkbahar-Yaz koleksiyonu için Grandes Palais bir havaalanına çevriliyor. Görevliler ve pilotların dışında modeller de podyumda; ellerinde Chanel bavullarla yolcu taklidi yaparak yürüyorlar.

Fakat 2017 gerçekten Chanel defilelerinin patlama yılı oluyor. Hatta resmen dört çinkoyu tamamlayarak tombala yapıyor. Sırasıyla gidelim;

İlk olarak İlkbahar-Yaz Haute Couture defilesi için, Coco Chanel’in kendi döneminde yaptığı defilelerden ilhamla, aynalar ve beyaz çiçekler podyuma yerleştiriliyor. Hatta bu defilenin en çok konuşulan parçası ise en son çıkan açık pembe gelinlik oluyor.

Sonrasında Sonbahar-Kış Hazır Giyim defilesinde podyumun ortasına devasa bir roket kuruluyor.

Aynı sezonun Haute Couture defilesinde ise Eiffel Kulesi’nin aynısı Grande Palais’nin içine inşa ediliyor. Daha doğrusu aynı ölçüdeki ayakları… Kulenin eksikleri ise mükemmel bir gök yüzü tasarımı ile örtülüyor.

Son olarak da, Sonbahar-Kış sezonunun Hazır Giyim defilesinde bir fabrika ortamı yaratılıyor ve açılışı Chanel döpiyesler giymiş iki robot-manken yapıyor.

Bunca şeyden sonra aklımıza “Daha ne yapılabilir ki?” sorusu gelirken hiç beklemediğimiz bir cevap alıyoruz. Podyuma denizi getirmek. Öyle podyumu su kenarında falan kurmaktan bahsetmiyorum. Bildiğiniz, salonun içine litrelerce su taşıyarak denizi, suyu mekana taşıyorlar. 

Bunun ilk örneğini 2018 İlkbahar-Yaz Hazır Giyim şovunda gördük. Karl’ın vazgeçilmez mekanı olan Grand Palais’nin içine devasa bir şelale kuruldu. Bu kadar büyük bir şovun ardından tabii kimse de “Aman yeter be” demedi ve daha fazlası için işaret verildi. 

Bunun üstüne bir yıl sonra, 2019 İlkbahar-Yaz defilesinde, Grand Palais’nin içine kumuyla dalgasıyla bir sahil kuruldu.

Tabii bu yılın en büyük defilesi ise hiç şüphesiz ilk kez Karl’sız gerçekleşen (ve aslında onun hazırladığı) Sonbahar-Kış Hazır Giyim defilesi oldu.

Fakat bu defilede yerlerdeki karlardan, arkadaki çamlardan çok, defile başlamadan önce duyulan Karl’ın sesi ve modellerin kapanışta yaşadığı duygusal anlar şova damgasını vurdu.

Karl Lagerfeld şov dünyasına pek çok yenilik kattı; yeni podyum kültürü de onun eseridir.

Chanel, yeni ekibiyle aynı yoldan gider mi? Bilinmez…

Ama herkesin “Ya Chanel’den de bir Karl Lagerfeld geçti” diyeceğine eminiz.

Çünkü biz de diyoruz…