Advertisement
Dadanizm ekibi sunar: 2020’de en çok neye dadandık?
yazar: dadanist

Dadanizm ekibi olarak bir şeylere dadanmak söz konusu olduğunda sınır tanımadığımızı belirten bir listeyle karşınızdayız. Evet, yılın popüler kültür olaylarını, dizilerini sıraladık ama biz SAHİDEN nelere dadandık?

Şu kilit sorudan yola çıkarak oluşturduğumuz liste bize ayna tuttu desek yeridir. Kimimiz müziğe sarmış kimimiz Instagram filtrelerine… Her halükarda herkes şu karanlık zamanlarda kendisine çıkış yolu sunacak çözümler peşinde belli ki.

Ne beter bir seneydi yahu! Nasıl ayakta kaldığımız belli değil… Neyse… İyi dileklerimizi sıralayalım, dadandıklarımızı bir de sizinle paylaşalım.

Kolaj: İris Işık

Yeni Haller

Podcast konsepti, başta değeri bilinmeyen ama sonradan headliner olan bir indie grubu gibi hayatımıza büyük giriş yaptığından beri, hepimizin birkaç tane takip ettiği program var. Eray Özer ve Özgür Mumcu’nun dünya ahvali hakkında kafamıza takılan kavramları enine boyuna incelediği podcast’i Yeni Haller, hem eğlenceli hem bilgi verici hem de tadında bir uzunluğa sahip. İki arkadaşın sohbetine konuk olmuş hissiyatı veren Yeni Haller dünyasına daha da çok dahil olmak isteyenler Patreon sayfalarını ziyaret edebilirler.

  • Çiğdem Toparlak

Çok yaşa be Paul

‘‘Kimimiz pandemi sebebiyle evlerimize kapandığımız günlerde kitap okudu, film izledi. Kimimiz de işini yapmaya devam etti, Beatlesgillerden Paul gibi.

Ne mi yaptı? Tabii ki bizlere pandeminin hediyesi olan McCartney III’ü McCartney I’i yayınladığı günden tam 50 yıl sonra, yani 21 Aralık’ta yayınladı. McCartney II’den de 40 yıl sonra yayınlaması sebebiyle bize de dadanmak düştü. Enstrümanından, prodüksiyonuna, şarkı sözlerine kadar kendi evinde hazırladığı  albümün içinde 11 adet harikulade şarkı bulunmakta. En beğendiğimiz ise evinde çektiği klibiyle yayınladığı Find My Way adlı parçası, şüphesiz. Haziran ayında 78. yaş gününü kutlayan ‘‘yaşayan efsane’’ Paul’a tek bir mesajımız var: Çok yaşa be Paul!’’

  • Engin Zeynelabidin

Microphones in 2020

‘‘Indie-folk’un tanınmış isimlerinden, kariyerini ise the Microphones ve Mount Eerie olarak ikiye ayıran Phil Elverum, 2020’de ilk ismi olan the Microphones’a geri dönüyor. Birçoğumuzun bu yıl evde oturup yaptığı gibi tüm hayatını gözden geçirdiği bu albümü, Youtube’dan canlı yayın aracılığıyla, anlattığı tüm hikayesini çekmiş olduğu fotoğraflarıyla dinleyicileriyle buluşturuyor. Parçalara net olarak ayrılmamış, bütünsel bir albüm olan Microphones in 2020, insan hayatının biricikliğini, anlam arayışlarını, hayattaki kayboluşları ve yeniden buluşları ortak bir tecrübeye dönüştürüyor. Bu albüm geriye dönüp bakışların çokça yaşandığı 2020’nin temsili albümü olabilir!’’

  • Eylül Bombacı

Kimim Lan Ben

‘‘Mert Demir karşımıza 2020 sonbaharda tam da bıkkınlığımızın son safhalarında “oh” dedirten bir albümle çıktı. Yapımında Emir Ural’ın da katkıda bulunduğu iki bölümlük albüm, varoluşsal sancılar ve özeleştiri yağmurlarını müziğe döküyor. Şarkı sözleriyle dağıttığı iç huzurumuzu hip-hop ve pop tınılarının yerinde oluşuyla melankoliden keyif aldıracak kıvama getiriyor. Bazen de “Senden sonrası yalan, istemem Rihanna’yı bile” diyerek bu hislerle dalga geçiyor.’’

  • Eylül Bombacı

Alev alev punk

”Bir punk alayım, toksiksiz olsun lütfen. 2020’de herkes gibi ekmek yaptım, nakışa sardım, ancak 1/3’ini bitirebildiğim dev romanlar okudum ve masum punk’a sevdalandım. İsmi ben uydurdum ama post-punk/punk/alternatif müziğin gittiği bu yeri pek seviyorum. Güvendiğim her dağa kar yağarken, “idollerini öldür” deyişi her geçen gün anlam kazanırken kendimi sık sık IDLES’ın, Bodega’nın, Fontaines DC’nin, shame’in, Public Practice’in ve Parquet Courts’un anti-kapitalist, feminist ve göçmen yanlısı sözleriyle avutuyorum. Belki geçen sene olsa “deli midir nedir” der geçerdim ama hayatı tam çözmüşken dünya baş aşağı dönünce tanımadığım irlandalı bir oğlanın monotonal şekilde, üst üste (saydım, tam 18 kere) “hayat her zaman boş değildir” demesinde huzur bulmak işten değil (Fontaines D.C.- A Hero’s Death).”

  • İrem Türkmen

 

Unabomber – In His Own Words

Çare: Suç belgeselleri

‘‘COVID-19 hayatımıza girdi gireli dadanacak, saracak daha çok şeye muhtaç olduğumuz kesin. Ki böylece kafamız dağılsın, gidişatın kötülüğünü bünyemizden uzak tutalım, değil mi? Bu mantık çerçevesinde dünyadaki her bir birey gibi kah karantina boyunca, kah yasaksız günlerde ben de online yayın platformlarına sardım. Başta Netflix olmak üzere, MUBI, BluTV, Amazon Prime, hulu, HBO ve daha niceleri. Tüm dizileri yaladım yuttum, reality şovlara göz ucuyla baktım, eski filmleri tekrar seyre daldım. Ama inanır mısınız hiçbiri gerçek suç belgesellerinin verdiği zevki vermedi. Ne yalan söyleyeyim, zaten çivisi çıkmış bir dünya düzeninde daha da isyan ettiren gerçek suç belgeselleri ile belki de biraz kafa dağıttım, avuntu buldum (daha da kötüsü olabilir diye). Geçtiğimiz ilkbaharda ilk karantinaya girdiğimizden bu yana silip süpürdüğüm yapımların bir kısmını dayanamayıp hemen listelemiştim. İlgilenenler için linki buraya bırakıyorum.

Tabii bu listenin üzerinden yaklaşık 7 ay geçmiş ve üzerine yenileri eklenmiş. Onları da eklendikçe hemen tükettim: American Murder The Family Next Door, Jeffrey Epstein Filthy Rich, The Ripper, Dirty John: Betty Broderick Story. Bunların yanı sıra yıl bitmeden ise kıyıya köşeye zor günlerimde ihtiyacım olur diye sakladığım geçmiş tarihli yapımlara büyük hevesle sardım. Evil Genius, Roll Red Roll, Amanda Knox, The Staircase, The Keepers ve belgesel olmayan ama gerçek hikayeleri anlatan American Crime serisinden The People v. O. J. Simpson, The Assassination of Gianni Versace. İyi Seyirler!’’

  • İris Işık

Bir iletişim aracı olarak Instagram filtreleri

‘‘Biraz gülüp biraz kıkırdamadan, hayatı azcık da olsa tiye almadan gün geçmiyor korona günlerinde. Geyik muhabbetlerinden, kötü dede esprilerine kadar moralleri yüksek tutmak için başvurmadığımız komiklikler kalmamıştı adeta. Bu sebepten midir bilinmez ama karantina boyunca zirve yapan Instagram filtre uygulamaları sağ olsun iyi güldük, eğlendik. Yanlış anlaşılmasın, cildi pürüzsüzleştiren, gözleri renklendiren adeta top modele çeviren güzellik filtreleri değil dadandığımız. Abartıyı fazla kaçırmış, sadece görüntüde değil, seste de absürtlüğüyle güldürürken düşündüren (!) cinsten filtreler bunlar.

SnapChat’in komikli filtrelerini hayatımıza sokmasıyla başlayan bu filtre maceramız, bu yıl hızlı bir şekilde Instagram’a adapte edildi. 2020’de sinema, dizi, kitap, müzik ve podcast dışında en çok dadandığım şeyin Instagram filtresi olduğunu çok gurur duyarak söyleyemesem de siz huzurlarınızda kabul etmek istiyorum. Arkadaşlarımla sıkı sıkıya bağlı olduğumuz, tamamen onları kullanarak iletişim kurduğumuz (evet doğru duydunuz!) Instagram filtrelerini sizin için sıralıyorum: Abduzcan, GURL, Natural Beauty, Falcı, 2000s Girl, No Makeup, Marina Passe, The Cure, Handsome ve Seda Sayan-Hepsini Çıkarırım

İşin komiği her biri adeta çağdaş sanat eseri niteliğindeki bu portreleri kaydetmeden (öylesi daha güvenli) sadece iki kere görüntüleyip sonra Facebook’un server’ında sonsuzluğa karışmasına göz yumduk. Ama bazılarını ya ekran görüntüsü ya da kaydet butonuna tıklayarak sonsuza kadar hafızamıza almayı becerdik. Ah 2020 sen bize neler yaptırdın!’’

  • İris Işık

Kartların peşinde

‘‘Benim dadandığım bir oyun:

Özellikle evde sosyalleştiğim şu koca senede hayatıma yeniden küçük arkadaş gruplarıyla oynanan kutu oyunları girdi. Bu oyunların içinde biri var ki hiç bıkmadan usanmadan oynayabilirim, o kadar dadandım ki kartları ezberledim diyebilirim.

Dixit, hayalgücüyle oynanan bir kart oyunu. Neyse ki fazla matematiğe gerek yok, tamamen gözün gördüğü, aklın düşündüğü ve nasıl hissettiğini söyleyeceğin ve arkadaşlarının da kartını tahmin edeceği masalsı bir oyun. Çizimler öyle güzel ki hem yaratıcılığı güçlendiriyor hem de hayal kurduruyor. Bu yıl da en çok ihtiyacımız olan şey hayal kurmaktı belki de. Sevgili Dixit, iyi ki varsın.’’

  • Lian Penso

Bize dünyaları gezdiren yemek programları

‘‘Gezemediğim için midir bilmem, bu sene yemek programlarına da fena dadandım. Yemek yarışmaları ve yemek belgeselleri beni koltuğumdan kalkmadan uçağa bindirip dünyanın öbür ucuna götürüyor. O yemek pazarlarına, restoranlara, şeflerin mutfaklarına konuk ediyor. 100 bölüm olsa sıkılmadan izlerim dediğim, Netflix’teki masalsı seti ile Crazy Delicious (setteki her şeyin yenilebilir!) en çok dadandığım yarışma, dünyanın farklı yerlerine bizi götüren güleryüzlü Phil Rosenthal’in uzun zamandır takip ettiğim serüveni Somebody Feed Phil en sık dadandığım program.’’

  • Lian Penso

Taylor Swift’le kesişen yollar

‘‘‘Bu yıl biz nelere dadandık’ temalı bir liste hazırlayacağımızı öğrendiğim mail’den beri tüm ciddiyetimle düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi karar vermekte ‘biraz’ zorlandığımı da itiraf etmeliyim. Filmler, diziler, albümler, kitaplar, sanal sergiler ve online festivaller derken her türlü ekranın başında geçen epey de yoğun bir yıl oldu. Kimini “çok konuşuldu bakayım bari” diyerekten kimini de en saf fangirl hislerimle takip ettim. Ayın başından beri pek çok yerde görmeye başladığımız, 2020 yılının çeşitli konulardaki listelerinden farklılaşma güdümü de bastırmakta zorlandım açıkçası. Sonuçta herkes zevklerinin ne kadar rafine olduğunu göstermek ister… Fakat sonra madem eskilerin “musallat olmak” diye adlandırdığı eylemi icra ediyoruz o zaman tüm dürüstlüğümle gerçekten neye dadandığımı söylemekten çekinmemem gerek diye cesaretlendirdim kendimi. Kaldı ki yazısını da yazmıştım… Zaten her şey ondan sonra oldu. O aradığı ilhamı karantinada bulurken (Hala da bulmaya devam ediyor… Yaklaşık iki hafta önce ‘evermore’ adını verdiği bir albüm daha çıkardı.) ben onda buldum galiba ya da tam olarak ilham bulamasam da bir şeyler bulduğum kesin. 2020 Spotify listem de gösterdi ki kendisi en çok dinlediğim ilk beş sanatçı arasında yer alıyor benim için… Evet o isim Taylor Swift, albüm de Folklore. Bu yazıdan da anlayacağınız üzere tek dadanan da ben değilim aslında.

Albüm yayınlandığı gün 100 milyonun üzerinde günlük dinlemeye ve sadece Amerika’da 850 bin adet gibi ciddi bir satış rakamı ile 2020’nin en çok satan albümü rekorunu elde etti. Listelerde bir numaraya yükseldi ve bir süre orada kalmayı da kendine görev bildi. Alıştığımız pop ve şeker tarzının dışında bir albüm bu arada. Piyano, gitar ve akustik düzenlemelerle oluşturulmuş. Indie, folk hatta alternatif rock ezgilerinin olduğu bir albüm. Jack Antonoff ve The National’dan Aaron Dessner gibi önemli isimlerin etkisi de hakikatten hissediliyor. Eğer dinlemediyseniz bir şans vermeye değer. Yeni albümü ‘evermore’ için de Aaron Dessner ve Jack Antonoff’a ek olarak The National’dan Bryce Dessner da ekibe katılmış bu arada. Yine hikâye anlatımının öne çıktığı albüme sade ve akıcı bir prodüksiyon eşlik ediyor. Zaten ilk albümünün devamı gibi.

“Mitler, hayaletler, hikayeler ve masallar, peri masalları, dedikodu, efsane… Kendimi soyutladığım bu süreçte hayal gücüm kendini aştı ve bu albüm, bilinç akışı gibi beynimden süzülen şarkılar ve hikayelerin bir bütünü. Elime kalemi almak, anılara, tarih ve hayal dünyama kaçış şeklimdi.” gibi bir açıklaması var ya Taylor’ın. İnanır mısınız albümün önemli şarkılarından olan Bon Iver düeti ‘Exile’, Clarissa P. Estés tarafından Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında açıkladığı Mavi Sakal masalını bile hatırlatıyor bana… Belki de abartmayı seven biriyim… Siz gene de bir deneyin. Son olarak yeni yıldan kendim ve herkes için dileğim ihtiyacımız olan ilhamı tüm önyargılarımızın ötesinde ve her yerde bulabiliyor olmamız ve Taylor Swift üretkenlik hızı. İşte bu gerçekten hayatlarımızda fark yaratabilir.’’

  • Nazlı Senem Dalgıç

‘‘Sahiden ben de bunu yapıyordum’’

‘‘2020 yılının ‘laneti’ içinde karantina günlerimize ışık gibi doğan Mental Klitoris, aslında kulağımıza hepimiz için bir şeyler fısıldıyor. Kapsayıcı, seks pozitif yaklaşımla donatılmış Mental Klitoris podcast’i bize tabular içinde sıkıştırılmış cinselliğin bol bol konuşabildiği bir alan sunuyor. Doğduğumuz andan itibaren cinsellik hakkında kimin ne konuşacağı kimin bu konuda ebedi sessizliğe bürünmesi gerektiği içimize ince ince işleniyor fakat Mental Klitoris’le artık bu çizgi aşılıyor ve cinselik, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet, cinsel sağlık gibi feminist yaklaşımlarla üzerimize seks pozitif yağmurları yağdırıyor. Dinlerken çoğu yerde durdurup ‘sahiden ben de bunu yapıyordum’ dediğimiz, kimi zaman ortak deneyimi paylaştığımız insanlara podcast’in bölümlerini parça parça gönderdiğimiz ve her zaman seks pozitif yaklaşım içinde asla yalnız olmadığımızı fark ettiğimiz bu podcast, belki de karantina zamanlarında en biricik birey var oluşumuzda ve toplumsal oluşumda bu alanda bizlere muazzam bir özgürlük sağlıyor. Artık etrafımızda duyduğumuz yanlış yönlendirmelerde, kendimizi sıkışmış hissettiğimiz anlarda ve bir başkası tarafından cinsellik anlayışımız garipsendiği zamanda üç kere Mental Klitoris diyerek kendimizi sakinleştiriyor ve play tuşuna koşa koşa basıyoruz. Mental Klitoris podcast’i keşfetmelere doyamadığımız ön yargısız, kapsayıcı ve yaratıcısı Hazal Sipahi’nin eklemesiyle kuir feminist ve keyif törpüsü savunuculukla 2020’nin en nadide parçası haline geliyor.’’

  • Pelin Denizli

Cennetten bir köşe

‘‘Etraftan bir sürü yeni yapım üzerime doğru atılıyor. Hatta pek çoğunun yılın en iyileri arasında olduğu konuşuluyor. Hiçbiri umrumda değil açıkçası çünkü ben sabahlara kadar Gilmore Girls izliyorum ve dikkatimi dağıtmak gibi bir niyetim de hiç yok açıkçası…

Şimdiki zaman ekleriyle konuştuğuma bakmayın, bu delilik geçtiğimiz akşamlarda bitiverdi. 20 yıl önce yayınlanmaya başlayan dizi tam yedi sezon sonra yine kendine has anlatımıyla bitivermişti. Ben ise bu finali tam 13 yıl sonra yaptım, hatta belki biraz ağladım.

Dünyanın yanıp bittiği şu günlerde, kendimi nostaljinin sevecen kollarına bırakmak iyi geliyor bana. Orada sürpriz yok; neyin, nasıl olduğunu biliyoruz çünkü. Tabii yaratıcısını cancel’lamak gerekmediği sürece…

Gilmore Girls de geçmişten geldiği için risksiz ama zaten anlattığı hikaye gereği risksiz. Milletin kapısını açık bıraktığı, komşuna sırtını dayadığı, The Good Place’teki o ‘‘cennet’’ gibi bir kasabada geçiyor Gilmore Girls. Herkesin gözünden kalpler fışkırıyor. Hikayenin temelinde ise Gilmore Girls yani Lorelai ve Rory var. Kardeş gibi büyümüş bir anne-kız. Gerçek hayatta çok sık karşılığı olmayan bir kankalık içerisindeler. (Ben annemle bağrışmaya üç yaşımda falan başlamıştım herhalde… Garip anam.) Biz de onların bu eğlenceli rutinine ortak oluyoruz. Ama bu kadar. Dizide dramatik ya da trajik bir şey olmuyor asla. Yer yer yürek hoplatabiliyor fakat o da hemen çözülüyor. Şu günlerde belki de ihtiyacımız olan tek şey.

Peş peşe iki bölüm izleyen herkesin sinirlerini alan, içini huzur dolduran, tüm kötü şeyleri unutturan bir dizi Gilmore Girls. Gerçekleri yok saymak için muhteşem bir formül. İçine girin ve her şeyden soyutlanın! Kim sallar pandemiyi, Stars Hallow’da turlarken.’’

  • Seden Mestan

Kendi hikayelerini anlatan yeni nesil hikaye anlatıcıları

‘‘Hem çok zamanım olduğu, hem de daha uzun hikayelere ihtiyaç duyduğum için bu sene, benim için tam bir dizi senesiydi. Hikaye anlatıcılığının belli bir grubun, cinsiyetin, sınıfın ve hatta ırkın elinde olduğu zamanları yavaş yavaş geride bırakırken, dizilerin de bu alanda çok güçlü anlatılar sunduğunu gördüm. I May Destroy You, Ramy ve I Hate Suzie gibi yaşadığı zorluklara rağmen kendinden vazgeçmeyen ana karakterlere sahip diziler içimi umutla doldurdu. How to with John Wilson; zekasıyla, yaratıcılığıyla ve kurduğu bağlarla bana ilham verdi. Yaşıtım biri yazdığı için sevinsem mi, üzülsem mi bilemediğim Normal People; hem kitabı, hem de dizisiyle yüreğimi dağladı. Bu sene izlediğim bu diziler sayesinde kişisel hikayeleri ve deneyimleri paylaşmanın önemini ve etkisini bir kez daha görmüş oldum. Bir de insanın kendi hikayesinin kontrolünü eline aldığında olabileceklerin sınırsızlığını.’’

  • Zeynep Naz İnansal

Jessica Dore

‘‘Aslen psikolog olan Jessica Dore, psikoloji kitaplarını daha ilginç kılabilmek için çalıştığı bir işte Tarot kartlarıyla tanışmış. Şimdilerde de tam zamanlı bir iş olarak Tarot kartlarını psikolojiyle bir araya getiriyor. Yanlış anlamayın, herhangi bir fal veya gelecek okuması söz konusu değil. Bazı psikoloji terimlerini, kavramlarını veya insana dair birçok durumu her gün çektiği bir kart üzerinden yorumluyor. Twitter’dan günlük, mail grubundan da aylık kart seçimleri paylaşıyor. Kartları klasik anlamlarına göre değil, kendine hissettirdiğine göre yorumlayan Jessica Dore bu aralar tanıştığım en kuvvetli kalemlerden. Tüm yıl neredeyse her gün onun yazdıklarını okumak bana çok iyi geldi.’’

  • Zeynep Naz İnansal

Four Tet

‘‘Neye elini atsa hemen tükettiğim, bu dünyaya geldiği güne şükrettiğim canımın içi Kieran Hebden bu yıl Sixteen Oceans adında yeni bir albüm çıkardı. Gerçi ben hala 2017’de çıkardığı New Energy albümünü aşamadığım için yeni albüme geçmem biraz zaman aldı. Hemen hemen her gün dinlediğim, içimi mutlulukla dolduran nev-i şahsına münhasır Kieran’ın hastasıyım. Instagram kullanımı, canlı yayınları, kendi olması ve tüm tatlılığıyla tüm yıl Four Tet’e dadandım, dadanmaya da devam ediyorum.’’

  • Zeynep Naz İnansal