Advertisement
Doğaya karşı işlenmiş bir insanlık suçu: Ecocide
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Son zamanlarda pek çok aktivist, doğaya verilen zararların savaş suçu hatta soykırımla eş tutulup, uluslararası bir suç olarak tanınması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırılması için çalışmalar yürütüyor. Henüz Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş değil fakat her geçen gün aciliyetinin arttığı da ortada. Ekosistemlere verilen zararlar da artık bir vicdan ve etik meselesinden ötede. Peki Ecocide tam olarak ne anlama geliyor?

Tam çevirisiyle “çevreyi öldürmek” anlamına gelen “ecocide”in temelinde doğaya zarar veren herhangi birinin cezasız kalmaması düşüncesi yatıyor. Hatta ecocide doğaya karşı işlenen kimi suçları soykırım ve savaş suçları ile aynı kategoriye koyuyor, ki aslına bakarsanız, kritik ve hatta geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşan küresel ısınma, çevre kirlilikleri ve orman yangınları gibi felaketler insanlığın doğaya yönelik saldırılarının birer sonucu. Doğa tahribatı da ekosistemin yok edilmesi demek, yani evet, yakın bir gelecekte bu gezegen canlı yaşamına elverişsiz bir hale gelebilir; bu da soykırım ile eşdeğer görülebilir pekala da.

Artan çağrılar ise özellikle şuna vurgu yapıyor: Zamanında savunmasız azınlıkların maruz kaldıkları insanlık dışı davranışlar nasıl soykırım suçu haline geldi, dünyaya verilen zarar da yok edilme tehlikesi barındırdığı için suç sayılmalı.

Papa’dan Greta Thunberg’e, çevre mücadelesinde aktif rol alan pek çok önemli figür de konuyu dünya gündemine taşımak için çağrıda bulunmaya devam ediyor. Hatta Aralık 2019’da Vanuatu’nun Avrupa Birliği Büyükelçisi, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne radikal ve resmi bir öneride bulundu: Çevrenin yok edilmesini bir suç haline getirin.

Vanuatu Güney Pasifik’te yer alan, yükselen deniz seviyesinin ciddi şekilde tehdit ettiği küçük bir ada devleti. İklim değişikliği ise ülkenin varoluşunu tehdit ediyor. Vanuatu gibi tehdidi üzerlerinde hisseden küçük ada devletleri büyük ve güçlü ülkeleri emisyonlarını gönüllü olarak azaltmaya ikna etmeye çalışıyor uzun süredir. Ancak bu konuda yaptırımlardan ötürü değişim çok yavaş ilerliyor. Bu nedenle büyükelçi John Licht yasanın artık değişmesinin gerektiğini belirterek Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsü olarak bilinen bir antlaşmada yapılacak bir değişikliğin, zarar verici eylemleri suç haline getirebileceğini söyledi.

Bir gerçek var ki ‘suç’ etiketi yapıştırılan her eylem toplumsal ahlak çizgilerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynuyor.

Stop Ecocide kampanyasının kurucularından Jojo Mehta, bunun aynı zamanda dünyanın doğaya yönelik zararlı eylemleri nasıl algıladığı konusunda kültürel bir değişim yaratmaya da yardımcı olacağını söylüyor.

Ülkelerin kendi emisyon azaltma hedeflerini belirledikleri, iklim değişikliği üzerine imzalanan Paris Anlaşması gibi genellikle uluslararası süreçlerden dolayı ortaya çıkan ve tartışmaya açık kural koyma durumları olmamalı yani. Karışık mı geldi? Bir örnekle açıklayalım: şu anda herhangi bir hükümetten petrol çıkarma, madencilik yapma ya da sondaj için izin alınabiliyor oysa insanları öldürmek için izin alamazsınız çünkü bu bir suçtur diyorlar. Esasen bu parametre yerine koyulduğunda, kültürel zihniyetin yanı sıra yasal gerçeklik de değişmiş oluyor.

Önde gelen savunuculardan olan Avukat Polly Higgins, geçen yıl kanser teşhisi konulduktan sonra 50 yaşındayken aramızdan ayrılmıştı. Onun ardından da hareket ivme kazanmaya devam ediyor. Hatta şimdilerde parlamenterler ve dünyanın dört bir yanındaki liderler tarafından da tartışılıyor.

Bunlar arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yanı sıra Belçika’nın her iki partisi de var. Sorunun hem ulusal hem de uluslararası düzeyde ele alınmasını öneren ekolojik öneme sahip yasa tasarısı bile sundular. Aynı zamanda bu fikir İsveçli parlamenterler arasında da destek görüyor. “Tüm geleneklere sahibiz, tüm hedeflere sahibiz. Ancak güzel vizyonlar kâğıttan eyleme geçmeli” diyor mesela ulusal parlamentosuna bir önergeyi sunan İsveçli Milletvekili Rebecka Le Moine. “Bu eylemler iyi niyet veya aktivizmden başka bir şeyse, kanun haline gelmelidir” diye de ekliyor.

Daha önce de dediğimiz gibi Papa Francis çevre kirliliğinin uluslararası arenada bir suç olarak tanınması çağrısında bulundu. Greta Thunberg de tabii ki bu davayı destekledi ve Stop Ecocide Vakfı’na kişisel ödülünü bağışladı.

GIPHY News GIF - Find & Share on GIPHY

Peki bu yasa gerçekten çözüm sağlar mı?

Liverpool Üniversitesi’nde sosyo-yasal çalışmalar profesörü ve Ecocide adlı bir kitabın yazarı olan David Whyte, uluslararası bir yasanın çevresel yıkımı ortadan kaldıran sihirli bir değnek olmayacağı konusunda uyardı mesela. Whyte’a göre: “Şirketler, uluslararası ceza hukuku kapsamında kovuşturulamaz, bu sadece bireyler için geçerlidir” diyor ve ekliyor “Bir CEO’nun düşürülmesi aslında işi dizginlemeyebilir.”

Diğer yandan da dünyanın her yerindeki topluluklar topraklarını, havalarını, sularını, ormanlarını ve geçim kaynaklarını korumak için ciddi olarak savaşıyorlar. Bu kaynakların neredeyse tümü çevresel ve sosyal etkilere sebebiyet veren petrol, madencilik ve ormansızlaştırma gibi faaliyetlerinin tehdidi altında. Ayrıca, tüm bölgeleri yok eden arazi gaspları, toprakların ele geçirilmesi de var. Nedense de çoğu zaman, tüm bunlar dünya başka yöne bakarken oluyor…

2019’da çevresel bilgi organizasyonu Mongabay, Brezilya Amazonundaki ormansızlaşmanın son on yılın en yüksek seviyesine (9.762 kilometre kare) ulaştığını bildirdi. Başkan Bolsonaro yönetiminde korunan yerli rezervlerin daha da hızlı bir şekilde yok ediliyor olması dikkat çekici! Tanıdık geldi mi peki? Amazon yağmur ormanları, her saniye bir futbol sahası oranında yok ediliyor ve 2019’da 2018’e göre yüzde 74 oranında büyüme görüldü. Yerli popülasyonlara, bu topraklarda yaşayan flora ve faunaya verilen zarardan bahsedilmiyor bile…

Bir EcoHealth Alliance raporuna göre de arazi kullanımındaki değişikliklerin yeni bulaşıcı hastalıkların ana nedenleri arasında olduğuna dair artan miktarda kanıt var. Ormanların veya sulak alanların inşaatta, sanayide ve altyapıda kullanılmak üzere dönüştürülmesi, kalıcı veya geri dönüşü olmayan verimli toprak kaybına neden oluyor. Ayrıca, İtalyan Çevre Koruma ve Araştırma Enstitüsü’ne (ISPRA) göre, arazi kullanımındaki değişikliklerin habitat parçalanması, biyolojik çeşitliliğin azaltılması, su döngüsünün değişmesi gibi birçok olumsuz etkinin olduğuna vurgu yapıyor.

Başka bir örnek olarak da Kuzey Kutup Dairesi’ndeki İsveç nikel madenleri, yerel Sámi topluluğunun eski otlaklarını zehirleyerek geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Papua Yeni Gine’de uluslararası bir konsorsiyumun dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan flora ve faunaya ev sahipliği yapan bozulmamış bir yağmur ormanını yok etmek istediği de bildirilmişti. Ne için mi? Yerel yerli halkın izni dahi olmadan palmiye yağı ağacı dikmek için…

Dünyaya bir de bu açıdan bakmak koca bir “Of!” çekme ihtiyacı doğuruyor değil mi? Kabul edelim bu tür çevre suçları cezasız kalmaya devam edemez. Tüm bunlara karşı uluslararası bir hukuk bütünlüğü büyük bir caydırıcı olabilir mi meçhul ama bir gerçek: Yeni ve sürdürülebilir çalışma yolları bulunması için bir katalizör olabilir. (En azından öyle olacağını ummak istiyoruz…)