Yazar: Eylül Bombacı
5 Ekim 2021
Dünyanın bütün içine kapanık insanları, birleşin: Little Simz geliyor!

Hiphop dünyası her türlü karışıktı, bilen bilir diyelim. Birleşik Krallık’tan Nijerya asıllı Little Simz de yıllardır bazı mecralarda tanınmış, “conscious rap” yani bilinçli rap yapan 27 yaşında genç bir kadın. Şu zamana kadar pek çok farklı projesi sayesinde karşılaştık kendisiyle; zira kendisi müzisyenliğinin yanı sıra oyunculuğuyla da fulfors ilerliyor. Hem de epeydir. Zamanında BBC’nin bir çocuk programında bile yer almış. Yaptığı müziği ise kendisi ‘‘deneysel’’ olarak tanımlıyor. E, biz de baktık, öyle gerçekten. Bu sene de yıla, hatta tüm müzik tarihine damga vuracak türden bir albüm ile kanıtlıyor kendini herkese: Sometimes I Might Be Introvert. Yani, ‘‘bazen içe kapanık olabilirim’’. Ah ah çeken bilir be Little Simz! Hem bu içten albümüyle tüm benliğini ortaya koymakla kalmıyor (evet, bazen içine kapanık olabilen biri için belki de tezat bir durum), rap müziği içerisinde de kendini nerede konumladığını bize gösteriyor Little Simz. Dadanmak şart oldu sahiden.

Sometimes I Might Be Introvert, oldukça funky, caz etkilerine de yer açan ve zepzengin bir rap albümü olarak karşımıza çıkıyor. Sözümüz meclisten dışarı, bu sene çıkan hiçbir albüme benzemiyor yani… Onca plak şirketi kapısına dayansa da Simz yine de ‘‘İlla kendim yayınlacağım albümümü’’ diyor. Little Simz bu albüm ile introvert’lüğü, yani içe dönüklüğüyle övünüyor diyebiliriz. Zira onunla gurur duyduğunu, hatta bu halinden güç aldığını belirtiyor. Little Simz kendisi ve albümüyle birlikte politik bir çizgi izlerken rap’in özgün tarihini de asla unutmamış olduğunu bize gösteriyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanmış olan bu efsane albüm 19 şarkılık bir baş döndürme aracı, aynı zamanda kafa masajı.

Tüm kimlikleriyle karşımıza çıkan Simz; siyahi bir kadın olarak bir anda albümü kendisinin vazgeçilmez bir prototipine çeviriyor. Woman isimli yüksek tempolu parçasında güçlenmeyi anlatıyor insanlara. Müziği kulaklarımıza yağ gibi akarak girerken kulak memesi kıvamında bir kek hamuru gibi yenmeyi bekliyor. Sözler ise her zaman birbirinden farklı akışkanlıklarda olsa da arkasındaki ritimler parçalar arası akışlar ile birlikte muhteşem bir bütün oluşturuyor. İşte kekiniz hazır! Fakat bu albüme sadece kek diyip geçmemek lazım. Çünkü Simz albümünde iyi-kötü her şeyden harika dozlarda bahsediyor.

I Love You, I Hate You da tam olarak böyle bir hikayeden geliyor. Yapımcısı Inflo, Simz’den beat’i tamamladıktan sonra bir yandan sevip bir yandan da nefret ettiği birinden bahsetmesini istiyor. Simz için bu kişi, babası. Kendisi için konuşmaya, en azından kamusal olarak paylaşmaya alışık olmadığı bir durum olduğundan, bu şarkıyı yazmanın da kendisi için çok kolay olmadığından bahsediyor. Bu şarkının zorluğu gibi birçok parçasının hem kendisinde hem de dinleyicilerinde benzer etkiler yarattığını söyleyebiliriz. Çünkü bu albüm bırakın inişli çıkışlı duygusal bir rollercoaster’ı, aslında öyle gelip de geçmeyen uzun bir yağmur gibi; eve koşarken nefret ettiğiniz ama ısıtıcınızı açıp çayınızı aldığınızda sevdiğiniz… İşte bu yüzden Little Simz de albümü kendi terapisti olarak tanımlamış. Fakat aman diyelim siz bu albümü terapi niyetine kullanmayın, terapiye gidiyorsanız yolda dinleyebilirsiniz tabii ki…

Piyanodan aileye, aileden renklere birçok unsur var aslında bu albümün şekillenmesinde Simz’e ilham veren, yol gösteren… Simz’in kendisi de zaten müzik yaparken renkler gördüğünü, her şarkının kendi renkleri olduğunu söylüyor. Biz de gözlerimizi kapattığımızda bazı duyguları beraberindeki anılarla gelen renklerle, kokularla ya da başka duyularla hissedebiliyoruz zaten. Introvert parçası da bize bunu yaşatıyor. İçe dönüklüğünden güç aldığını söylemiştik aslında. Fakat içerisinde tuttuklarını söyleme zamanı geldiğini gösteriyor Simz. Artık gösterim zamanı ve giriş bandolar ve seremonilerle yapılıyor. Hiçbir zaman bir odada en yüksek sesli insan olmadığını ifade eden Simz için gücü de buradan gelmekte. Susup biriktirmekte. İçe dönüklüğe olan bu politik savunmacılık ise boş yere karşımıza çıkmıyor. Sosyallik ve dışa dönüklüğün takdir edildiği toplumda içe dönüklük bile bir ayrımcılık kaynağı olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle varlığını içe dönüklük, utangaçlık gibi kavramlarla ifade etmek çok daha güçlendirici ve cesaret verici bir hal alıyor.

Albümün yedinci parçası Gems bizi yepyeni bir melodiyle karşılıyor. Uzayda otostop çekerken süzdüren türden uçup giderken Simz bir uzay tanrıçası gibi bizimle konuşuyor. Arkadan gelen koral müzikler ile birlikte Simz’in kendi içindeki ruhsal destekçisinin nasihatlerini dinliyoruz. 5. boyuttan sohbetler ile bir yandan gelen eski Hollywood müzikleri, muhteşem beat’ler ile bizi bu diyara geri çağırıyor. Halbuki oralarda çok iyiydik… 2021’deki kuryelerin ve internetin hızını yakalamak adına Speed’e geçtiğimizde ise Simz dünyanın bir depar değil maraton olduğunu herkesin kendi zamanı olduğunu, kendisinin de bir o kadar kararlı olduğunu ifade ediyor. Yürü be Little Simz!

Her haliyle bütünlüklü bir albüm olan Sometimes I Might Be Introvert, hiçbir duyguyu attığı yerde bırakmıyor hepsini alıp başka bir esere dönüştürüyor. Elbette ki böyle bir albümden 80’lerden hortlayan synth-funk bir parça görmeden ayrılacağımızı zannetmeyin. Zira son zamanlarda bu diskomsu hafif danslık müziklerden yapmayan kalmadı gibi. Şaka bir yana, duyguları tamamlayan ve neredeyse diğer parçalara nazaran yere düşen duygularımızı bir güzel cilalayıp geri yerlerine bırakan bir parça bu. Sonrasında hem kendisine hem de başkalarına dostça bir hatırlatma: Never Make Promises. Asla söz verme… Bu parça ise bizi Point and Kill’e yolluyor ki dansımıza yavaş yavaş devam edelim. Nijeryalı kökenini gururla taşıyor Little Simz ve bu yüzden olsa gerek, sonradan sildiği bir sosyal medya gönderisinde en sevdiği parçanın Point and Kill olduğunu belirtmiş. Nijerya kökenli başka bir Londralı sanatçı olan Obongjayar ile yaptığı bu düette sound’ların güçlü yanıyla sözler bir araya gelmiş. Simz, “Bir şey istersem yaparım, beni durduramazsın!” diyor.

Little Simz baştan sona Inflo’nun da büyük katkıları ile kendi hikayesini yazıp dünyanın ortasına bırakıvermiş. Hikaye anlatımı bütünlüklü; müziğiyle, ritmiyle, karakteriyle ve anlattıklarıyla muhteşem bir albüm bizi dizlerinin önüne oturturup gece masalları okuyor. Sadece rap değil; jazz, funk, hatta spoken word ile kendisinden başlayarak tüm kimlikleriyle bize dünyada birçok insanın hikayesini, mücadelesini, ortak mücadelelerimizi anlatıyor. Bir “introvert”ün kimliğinden yazılmış bir kendine güvenme ve güç hikayesi diyebiliriz bu albüme. Umarız ki bunun gibi nice albümler bize iyi gelir, bu kulak şöleni için teşekkürler Little Simz!

editörün seçtikleri