Dünyanın Ortasında Bir Yer’de, hepimizin hikayesi
yazar: Yiğit Tuna

23. İstanbul Tiyatro Festivali, aklımızda onca oyun ve performansla birlikte geride kalıyor. Sahnede yolumuzun kesiştiği ekiplerden biri de Tuşba Kent Tiyatrosu…

Bu sene İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, Anadolu Efes ve İKSV iş birliğinde ilk kez gerçekleşen İstanbul Tiyatro Festivali Gençlik Platformu bünyesinde bir araya gelen Tuşba Kent Tiyatrosu ekibi, bir yıl boyunca süren eğitimlerin ve provaların ardından, Özen Yula’nın yazıp Adnan Tönel’in yönettiği Dünyanın Ortasında Bir Yer oyunuyla sahnedeydi.

Biz de bu canavar gibi ekibi şehrimizde yakalamışken oturduk, enine boyuna muhabbet ettik ve şimdi sözü onlara bırakıyoruz.

İstanbul Tiyatro Festivali’nde bu yıl ilki düzenlenen bir projeyle yer aldınız: İstanbul Tiyatro Festivali Gençlik Platformu. Tuşba Kent Tiyatrosu, festivalin öncesinde Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nın ve Tuşba Kaymakamlığı’nın iş birliğiyle doğan bir topluluk. Sizden hem Tuşba Kent Tiyatrosu’nun doğuş hikayesini hem de festivale dahil olma yolculuğunuzu dinleyebilir miyiz?

Çiğdem Ökten (Tuşba Kent Tiyatrosu Proje Koordinatörü):Tuşba Kaymakamlığı Proje Birimi olarak, Van için, bilhassa Tuşba ilçesi için yapılacak en iyi yatırımın gençlere yönelik kültür sanat faaliyetleri olduğuna karar verdik. Hızla göç alan bir şehir, yoğun bir genç nüfus, eğitime devam eden ve edemeyen on binlerce çocuk ve genç için yapılması gereken en önemli şey sanat ile tanışmalarını sağlamak ve onlara fırsatlar yaratmaktı. Hayatı boyunca hiç tiyatro izlememiş, canlı bir müzik performansı dinlememiş kadınlar ve erkekler vardı. Onlara da ulaşmak lazımdı. Bu yüzden çalışmalar başlarken, çocuk ve gençlerin katılımını sağlayacak, yetişkinlerinse izleyebilmelerine olanak tanıyacak faaliyetler tasarladık. Hazırlanan ve sahne alacak her performansın Van’da ve çevre yerlerde sanata erişimi olmayan uzak köylere gitmesini sağlamak için mobil sahne temin etmek için de çalıştık.

Tuşba Kaymakamlığı projeyi hazırladığı sıralarda İKSV, sanatı kalkınmanın odağına koymakla ilgili bir rapor hazırlamıştı. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı da ilk kez bir sosyal destek çağrısı yapmıştı. İKSV, DAKA ve Tuşba Kaymakamlığı’nın yolu kültür sanatta kesişince çalışmalar başladı. DAKA fon sağlayan kuruluştu, Tuşba Kaymakamlığı projeyi tasarladı ve yürütülmesinden sorumlu oldu. İKSV ise proje için yeni bağlantılar kuruyor, eğitim programları tasarlıyordu. Özen Yula, Leman Yılmaz, Dilek Tekintaş, Şafak Özen, Ayrin Ersöz, Işıl Çelik, Azde Küçükaycan… Bu isimler ve daha ismini zikretmediğimiz eğitmenler ile 7 ay süren bir eğitim yolculuğu oldu. Doğaçlama, şan teknikleri, sahne sanatları, dramaturji, dans gibi tiyatro için elzem olan tüm eğitimler yoğun bir şekilde verildi. Bundan sonra oyun çalışma hazırlıkları başladı. Özen Yula’nın oyunu, Adnan Tönel rejisi ile çalışmalar devam ederken, oyun İKSV İstanbul Tiyatro Festivali takvimine girdi.

Hem eğitim hem de oyun çalışma süreci son derece yorucu ama bir o kadar da keyifliydi. Seçmeleri geçen ve eğitime katılan adayların yavaş yavaş birer oyuncuya dönüştüğünü heyecanla izliyorduk. İstanbul’dan önce Van’da seyircili bir prova aldık. 380 kişilik salonun dolduğu hatta yer bulamayanların ayakta izlediği bir oyun oldu. İnsanlar Tuşba Kent Tiyatrosu’nu merak ediyor, çıkacak her ürünü heyecanla bekliyorlardı.

İstanbul’da sahne alacak olmak çok heyecan vericiydi. Ama bunun bir de mali boyutu vardı. Bunca büyük ve profesyonel topluluk dururken Tuşba Kent Tiyatrosu’na kim neden sponsor olsun ki diye düşünürken, Festival Direktörü Leman Yılmaz, Anadolu Efes ile görüşmeler yapıldığını ve oyunumuza sponsor olabileceklerini söyledi. Sonunda İstanbul’daydık. Çok heyecan verici olan bir şey daha vardı. Seyirciler arasında adaylarımıza eğitim veren Özen Yula, Dilek Tekintaş, Ayrin Ersöz vardı. Işıl Çelik sahne tasarımı ve kostümlerde hep yanımızdaydı. Ekipten biriydi artık. Bu sürecin başlaması gerektiğine inanan harika insanlar vardı. İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, Kültür Politikaları Direktörü Özlem Ece vardı. DAKA’dan projeye fon sağlayan Rabia Yenigün vardı. Proje Birimi’ni bu konuda teşvik eden ve projenin her faaliyeti ile ilgilenen Tuşba Kaymakamı Meral Uçar Arpa vardı. Sürecin en başından bu yana bize şehirlerarası mesafeden en harika teknik desteği sağlayan Kültür Politikaları Çalışmaları asistanı Valeri Boğosyan vardı. Yalnızca sahnelerden izlediğimiz ve orada tanışma fırsatı bulduğumuz Ayşenil Şamlıoğlu vardı. Altan Erkekli vardı. Belki de o sırada göremediğimiz başka harika isimler de vardı. Onlardan alkış almak da çok heyecan vericiydi. Çok önemli bir şey daha vardı, İstanbul’da tiyatro izleyicisi gelip oyunu izlemişti. Profesyonel anlamda tiyatrocu olan insanların bu yeni oluşumu merak etmesi ve izlemesi belki de anlaşılır bir şeydi ama hiç adını bilmedikleri bir topluluğu izlemeye gelen tiyatrocu olmayan izleyiciler de bizi ayrıca heyecanlandırdı. Ve sonunda, İstanbul da sahne aldıktan sonra gelen olumlu eleştirilerden anlıyoruz ki, evet daha kat edilecek çok mesafe var, ama doğru yoldayız.

Fulya Özben (Oyuncu): Bu işe gönül verenler olarak sanatın ve özelinde tiyatronun eğitici, yaşam tarzını iyileştirici gücüne inanıyoruz. Tuşba ilçemizde de sanata dair farklı arayışları ve çabaları olan ciddi bir kitle vardı. İlçemiz geçmişten bugüne süregelen kültürel özellikleriyle, yaşanmışlıkları ve söylenceleriyle sanata dair bir hareketliliğe çok uygundu. Çünkü bir şeyleri anlatabilmenin, ifade edebilmenin en güzel yolu buydu. Nihayetinde Tuşba Kaymakamlığı’nın ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nın işbirliğiyle, Tuşba İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’müzün ve Tuşba Eğitim Araştırma ve Gelişim Derneği’mizin ortaklığında bir proje gerçekleştirildi. Bir başka güzel haber de İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın bu projenin iştirakçisi olmasıydı.

Tuşba Kent Tiyatrosu’na katılmadan kısa bir süre önce Sanat Yoluyla İngilizce Projesi kapsamında gerçekleşen “Masallar Diyarına Yolculuk” adlı derleme bir tiyatro oyunu üzerine çalışıyordum ve farklı handikapları aşarak hazırlanan, öğrencilerin ve ailelerinin oyuncu olarak yer aldığı bu amatör oyun Van Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. Benim için en özel günlerden biriydi. Sanırım bir şeyi önce hayal etmek sonra da onu çok istemek lazım… Meslek hayatım boyunca çeşitli yaratıcı drama eğitimleri almıştım ve yaratıcı drama faaliyetleri kapsamında öğrencilerimle kısa tiyatro oyunları ve doğaçlama türlerinde oyunlar sahnelemiştik ancak tiyatro çalışmaları bambaşkaydı, süreç içerisinde çok zorlanmıştım. Yetişkinlerle çalışmak farklıydı. Amatör de olsa bir şeylerin eksikliğini iliklerime kadar hissediyordum. Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nden yardım istemek durumunda kalmıştım. Bir iki dokunuşla bile oyunun gidişatı tamamen değişmişti. Daha profesyonel ve daha görkemli olmuştu her şey. Bu süreç beni tiyatro izleyicisi olmaktan öte tiyatro ile ilgili farklı eğitimleri almam gerektiğine inandırmıştı. İşin ciddi anlamda bir mutfağı vardı. En önemlisi de o mutfağın içine girebilmekti. Ancak bunu nasıl yapabileceğimi, ciddi ve disiplinli bir eğitime nasıl başvurabileceğimi bilmiyordum daha doğrusu bu noktada tereddütlerim vardı. Tam bu sırada Tuşba Kent Tiyatrosu oluşumunu ve tiyatro ekibi için ön başvuru kayıtlarının başlayacağı haberlerini aldım. Sanatın geliştirici ve değiştirici gücünü keşfe çıkabileceğim, insanı en yakından tanıyabileceğim bir yolculuktu bu haber benim için ve büyük bir fırsattı. Temas ve fırsat kelimelerinin gücüne her zaman inandım. Tiyatronun içinde olan tüm kavramların da birçok toplumsal noktaya, her şeyden önce insana temas ettiğine inanmaktayım. Nitekim elemeleri geçmiş ve eğitim kısmına alınmıştım. Eğitim kısmıyla birlikte tiyatro bambaşka bir yer edinmişti içimde. Zorluğu ve disipliniyle, coşkusu ve heyecanıyla… Tiyatro ile her insanda olduğu gibi kendimde de var olan bütün duygulara tanıklık ederek benliğimi yeniden keşfedebileceğimi ve onun içinde kendi yaşantım veya kendimden olmayan yaşantılarda farkına varamadığım şeyleri öğrenebileceğimi düşünmekteydim artık. Tabii süreçte tiyatro alanında ülkemizin önde gelen sanatçılarından eğitim almak tarif edilemez bir heyecandı bizim için. Eğitimlerin ardından bir değerlendirme sürecine girmiştik. Bir yıl boyunca öğrendiğimiz bilgileri ve edindiğimiz tecrübeyi ilk defa sahne üzerinde aktaracaktık. Değerlendirme sürecinden sonra İKSV’nin festivale bizleri de dahil edeceği haberini aldık. Üstelik saygıdeğer Özen Yula’nın bir oyunuyla. Ne diyebilirim ki… İnsanın içini okşayan bir fırsattı bu, çok büyük bir fırsat.

Festivale hazırlanırken sıkı bir zaman çizelgeniz vardı, hazırlık süreci sizin için nasıl ilerledi?

Elif Özek (Oyuncu): İlk etapta yaklaşık bir yıla yayılan eğitim ve araştırma sürecimiz oldu. Çok değerli hocalarımızdan hem bireysel hem de ekip olarak oyun çıkarma aşamasında ihtiyaç duyulan ve tiyatronun temellerini oluşturan oyunculuk, dramaturji, dans ve hareket, ses eğitimi, tasarım alanlarında eğitim aldık ve eğitim sürecimizi tamamladık. Öğrendiklerimizi festival oyunumuzun provalarında uygulama fırsatımız oldu. Provalar boyunca da öğrenmeye devam ettik. Her anlamda çok verimli ve değerli bir süreçti.

Fulya Özben (Oyuncu): Zorlu ama bir o kadar özverili bir süreçti. İçinde öğrenci, öğretmen, mühendis, mimar vb. farklı meslek guruplarında ve statüde bulunan bireylerden oluşan bir topluluktuk. Tiyatro dışında hayata dair farklı koşuşturmalarımız ve yorgunluklarımız vardı ancak hepimiz tek bir şey için bir araya gelmiştik: tiyatro. Her birimizin iş günleri ve çalışma saatleri farklıydı. Açıkçası bu sebeple ortak bir buluşma saati bulmakta zorlanıyorduk. Yine de herkes gün içerisinde fedakarlık göstererek eğitim programı saatlerinde eğitimlere katıldık, provalar için çalışma saatlerimizi artıracak zaman dilimleri yarattık. Eğitmenlerimiz süreç içerinde son derece hoşgörülü ve iyimserdiler. Yorucu fakat bir o kadar heyecan dolu ve kişisel olarak bizlere büyük katkılar sağlayan faydalı bir süreçti. Özen Yula’nın oyunu olmasının ağırlığı vardı üzerimizde çünkü eğitim sürecinde de kendisinin büyük emekleri oldu. Yönetmenimiz Adnan Tönel’in ise büyük katkıları oldu, hem reji hem de oyunculuk anlamında büyük bir özveriyle tüm birikimlerini ve tecrübesini bizimle paylaştı. Hepimiz amatördük. Buna rağmen bizlere inandı ve hepimizle tek tek özellikle oyunculuk anlamında ilgilendi. Bir oyunun hazırlık sürecinin nasıl geliştirilebileceğini, süreçte neler yapmamız gerektiğini kısaca sahneye giden yolculuğu kendisinden öğrendik. Şehir dışından gelen eğitimcilerimiz vardı. Dramaturjide Banu Ayten Akın, sahne ve kostüm tasarımında Işıl Çelik’in bizleri güdüleyen çabalarına tanık olduk. Oyun öncesindeki bir yıllık hazırlık sürecinde de dramaturglar Dilek Tekintaş ve Şafak Özen; dans ve hareket eğitmeni Ayrin Ersöz, İKSV İstanbul Tiyatro Festival Direktörü Leman Yılmaz gibi hatırı sayılır isimlerden eğitim alma fırsatı yakalamıştık. Son derece profesyonel eğitimlerdi. Tüm bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşmaya çalıştılar. Kısaca bu projenin yürütücülerinden ortaklarına, eğitimcilerinden kursiyerine herkes büyük bir hassasiyetle elini taşın altına koymuştu. Tüm bu emeklerin karşılığını elimizden geldiğince vermek istiyorduk. Tek gayemiz buydu.

Projenin amaçlarından biri bu oyunu sahneye koymak iken, bir diğer ayağı da Van’daki gençlerin burada, festivalde oyunları izleyip atölyelerde yer almalarını kapsıyordu. Hem sahnede hem de sahne dışındaki festival deneyiminizi paylaşır mısınız?

Elif Özek (Oyuncu): Festival için geldiğimiz ilk gün Anadolu Efes ve festival ekibiyle bir araya geldik. Enerjileri inanılmazdı. Herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Festivalde aynı amaç doğrultusunda bu kadar farklı insanın, topluluğun bir arada olmasının gücünü hissettim.

Fulya Özben (Oyuncu): Sanatın birleştiricilik açısından önemini tartışmamıza gerek yok. Belki de hiçbir kuvvetin bir araya getiremeyeceği insanları, tiyatro sayesinde bir noktada buluşturabilirsiniz. Birbirleri arasında hiçbir ortak nokta olmayan insanları tiyatro sayesinde aynı dörtlükte, aynı cümlede aynı hisle buluşturabilirsiniz. Farklı din, farklı kültür, farklı dil… Ne kadar çok farklılık olsa da, tiyatro bu farklılıkları daha yakından tanıma imkanı vererek aradaki uzaklığı azaltarak insanları birbirine yaklaştırıyor. Bunu deneyimlemek çok güzeldi. Sahne kısmı biraz daha heyecanlı tabii. Bu heyecanı hayatım boyunca unutmayacağımı hatta her seferinde yine ve yeniden yaşayacağımı hissediyorum. Bunları söylerken bile mutlu oluyorum. İlk sahne deneyimimize dek geçen süredeki eğitimcilerimizin gayretleri, koşuşturmalarımız, provalardaki telaşımız, kostüm ve dekor hazırlıkları, ışığı ve müziğiyle zamanın dörtnala koştuğuna tanıklık etmek bir rüyayı anımsatıyor bana. Sahne dışında festivalin diğer oyunlarını izleme şansına sahiptik. Değer verdiğimiz birçok sanatçının sahne performansına yönelik yeni metotları ve teknikleri, farklı yaklaşımları hakkında bilgi sahibi olmak bizler için çok önemli bir deneyimdi. Gerek oyunculuklarımız açışından gerekse de kişisel anlamda bizlere çok şey kazandıran bir çalışmaydı.

İstanbul Tiyatro Festivali, hem Türkiye’den hem dünyanın farklı coğrafyalarından oyunlara ve performanslara ev sahipliği yapıyor. Her coğrafya, kendi hikayesini taşıyor… Burada geçirdiğiniz sürede diğer topluluklarla nasıl paylaşımlarınız oldu?

Elif Özek (Oyuncu): Festivalde bulunduğumuz sürece yabancı ve yerli festival oyunlarını izledik. Türkiye ve tiyatro için çok değerli üstadımız Genco Erkal ile tekrar buluşma şansım oldu. Genco Erkal zamanında belki kimsenin bile daha ismini duymadığı bir şehre, Hakkari’ye en zor koşullarda film çekmek için geliyor ve Hakkarili olan herkes için bu çok özeldir. Kendisini hem Van’a, hem de Hakkari’ye davet ettim.

Fulya Özben (Oyuncu):Genellikle izleyici olarak diğer toplulukların sahne performansına yönelik teknikleri ve sanata dair farklı yaklaşımları hakkında bilgi sahibi olduk.

Genç sanatçılar olarak, belki de ilham aldığınız birçok ismin de sahne aldığı bu platformda seyirciyle buluşmak sizin için neler ifade ediyor?

Elif Özek (Oyuncu): Çok iyi prodüksiyonların yer aldığı festivalde yer almak büyük bir şans ve tabii ki onur verici. Farklı bir seyirci profili ile buluşmak hem çok heyecan verici hem de biraz tedirgin ediciydi. En önemlisi anlaşıldığımızı görmek, uzakları yakın etmek adına umut vericiydi.

Fulya Özben (Oyuncu):Kendinizi bambaşka bir yerde hissediyorsunuz. Profesyonellik, ciddiyet, özveri dolu bir platformda yer almak rüya gibi. Bir o kadar heyecanlı tabii. İlham aldığımız birçok sanatçının sahne performansına yönelik yeni metotları ve teknikleri, farklı yaklaşımları hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz bu platformda yer almak elbette gurur verici. İlgisi dikkate değer bir seyirci kitlesiyle buluşma fikriyle nefes aldığınızı hissediyorsunuz.  

İlknur Beşinci (Oyuncu):Çok heyecan verici. Festival izleyicileri gerçek tiyatro izleyicileri birçok oyun izlemiş -özellikle profesyonellerin oyunlarını- ve bizim oyunu izlemeyi seçerek o koltuklardaydılar. Hem de izlemeye gelen tiyatro sanatçılarının olması, bunun haberinin oyundan önce kulise gelmesi beni çok heyecanlandırdı. Sahneye çıktığımda dilim damağım kurumuştu ☺  Bir yandan da onların vereceği olumlu ve olumsuz eleştiriler ileride oyuncu olma yolunda ve yeni oyunları sahnelemede bizim için çok önemliydi. Bu yüzden oyun sonrası yapılacak eleştiriler çok merak ettim.

Oyun, yıllardan bu yana süren bir baskının ve toprağa dayalı gücün egemen olduğu yörelerin öyküsünü kadınların yaşadıklarıyla anlatıyor. Anlatılanların tamamı gerçek ve ne acı ki çok benzerileri bir zamanlar yaşanmış, hala yaşanıyor. Sizin için özellikle bu oyunu sahnelemek ne açıdan önemliydi?

Elif Özek (Oyuncu): Şartlar her ne kadar kişiyi bir kalıba, bir yola sokmaya çalışsa da bu şartları kabul eden de, değiştirmek isteyen de yine kişinin kendisidir. Yani istesek dünyayı daha yaşanabilir bir hale getirebiliriz. Bu şekilde bakınca oyunu sahneleyerek biz de bir değişimi başlatmış olabiliriz. Önce Van’da başlatılan bu değerli oluşum nihayetinde herkese ulaşabilir, en çok da çevre illere bir umut olabilir.

Fulya Özben (Oyuncu): Doğumumuzdan önce başlayan ve adımız unutulana dek anlatılan bir öykünün kahramanlarıyız hepimiz. Her kahramanın zor zamanları olur. Baskı altında kaldıkları, korktukları, acı çektikleri zamanlar… Bazen o zor zamanlardan kurtulmanın yollarını ararız. Dinlediğimiz öyküler ya da söylencelerde yer alan kahramanlar da bizim zor zamanlarımızı kolay eden, kurtuluş yollarını gösteren desteklerdir. Her söylence bir var oluş değil midir? Ne yazık ki dünyanın ortasında bir yerde veya dünyanın herhangi bir yerinde hala çeşitli baskılara ve zulümlere maruz kalan insanlara tanıklık etmiyor muyuz? Kendi yaşantımız veya kendimizden olmayan yaşantılarda devam ediyor bu kötülük. Çoğunu bilmiyoruz, bilmekten kaçınıyor ya da farkına varamıyoruz. Tiyatro öyle bir canlı yansı ki tüm bunları öğrenebilmemize, tekrar tekrar düşünmemize ya da farklı açılardan bakabilmemize neden oluyor. Bu oyun da ölümden ve zulümden kaçmaya çalışan kadınların söylencelerini ve bundan kurtulmaya çalışırken aynı söylence yönünde attıkları adımları gösteriyor bizlere. Halen kurtuluş yolunu arayana arzu ettiği yolu, kendinden bir şey arayana beklediğinin ötesini, yükü ağır gelene yalnız olmadığını hissettirecek bir oyun bu. İşte bu farkındalığı sağlayacak bir oyunu sergilemek elbette büyük bir önem ve sorumluluk arz ediyor.

İlknur Beşinci (Oyuncu):Tuşba’nın bir mahallesinde öğretmenlik yapmaktayım. Birçok kadın velimle konuştum, anlattıkları ölçüde birçok kadının yaşam öykülerini dinledim, sadece burada değil; ülkemizde, dünyada bir yerlerde birçok kadının aynı veya benzer şeyleri yaşamak zorunda bırakıldığını ne yazık ki biliyoruz ve onları sesi olarak sahnede yer almak beni çok duygulandırdı,. Sesini çıkaramayan birinin sesi oldum, ötelenmiş ve umursanmayan bir hikayeyi haykırdım. Umarım bu oyun birçok kişiyle buluşur. Tabii ki büyük bir kısım keyif almak için izleyecek ama izleyenlerin, gördüklerinin neden bu sonuçlara vardığını düşünmesini isterim. 

Bu soru tüm oyunculara: İlk sahne deneyiminizde Özen Yula’nın yazdığı bir metinde, Adnan Tönel’in rejisiyle yer almak size mesleki anlamda neler kattı?

Elif Özek (Oyuncu): Özen hoca seçmelerde jüri üyesiydi. Bu elemelerden geçmek hem umut verici hem de büyük bir sorumluluk demekti. Nihayetinde oyununda bir yer edinmek, yazarın dünyasını canlandırmak, anlamak ve anlatmak büyük bir onurdur. Adnan hoca oyunun sahneleneceği güne kadar sürekli bizlere bir şeyler öğretti. Deneyimlerini, bilgisini hep paylaştı. Çok sabırlı ve inançlıydı. Bizleri kısa sürede oyunu çıkaracak seviyeye getirdi. Kendisiyle buluşmak bir şanstı. Sadece tiyatro açısında değil her açıdan hocalarımızla buluşmak her anlamda çok değerliydi ve kıymetliydi.

Fulya Özben (Oyuncu):Sürekli dile getirmek istediğim, dile getirirken içimde kelebekler uçuşturan o kelime: Fırsat… Tuşba Kent Tiyatrosu sayesinde tanışma ve birlikte çalışma fırsatı bulduğumuz, ülkemiz ve bizler için çok değerli olan sanatçılarımız birikimlerini ve tecrübelerini bizlerle paylaştılar. Daha ötesi, hayatlarımıza dokundular. Düşüncemizi nasıl değiştirebileceğimiz konusunda yolumuza ışık oldular. Bize sonuna kadar inandılar ve değer verdiler. Profesyonel anlamda hayalini kurduğumuz bir oyunun ve rejinin içinde yer almamıza imkan sağladılar.

Ben öğretmenim. Göreve başladığım yıldan bu yana öğrencilerimin kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri ve kültürlü bireyler olarak yetişmeleri için özen göstermeye çalıştım. Ancak itiraf etmeliyim ki bu noktada insanın önce kendinden başlaması gerektiğini çalışmalarımız boyunca bir kez daha anladım. Sonuçta çocuklarımız da öğretmenlerini, ebeveynlerini, büyüklerini kısaca bizleri rol model alıyorlar. Küçük bir örnek vermek istiyorum: Bir çocuğun sınıf önünde nasıl şarkı söylediğiyle ile ilgili yargıda bulunmak yerine, o an neler hissedebileceğini anlamak, onunla empati kurabilmek gerekiyor. Bu süreçte de kendi çocukluğuma ya da topluluk önüne çıkmak ve konuşmak zorunda olduğum anlara defalarca gidip geldim. “Ah…” demek istiyor insan, “Demek ki kalbinizin ritmini oynatan, yanaklarınızı al al yapan her şey çok olağan şeylermiş”. Keşke yaşamı daha küçük yaşlarda anlayabilecek, öğrenebilecek ve keşfedebilecek bu tür çalışmalarda yer alsaymışım. Şüphesiz özellikle iletişim anlamında daha donanımlı daha yaratıcı olabilecektim. Mesleki anlamda tam da bu noktadaki katkıları yadsınamaz. Tiyatro çalışmaları sayesinde edindiğim tüm tecrübeleri farklı nesillere aktararak özellikle onları toplum içindeki rolleri yönünden eğiterek bilinçli nesillerin yetişmesine katkı sağlayabileceğimi düşünüyorum. Dış dünyayı sorgulayabilen, ahlaki açıdan donanımlı, anlayan ve dinleyen, sorumluluk alan, sosyal, kendini ifade edebilen çocuklar yani mutlu çocuklardan oluşan bir nesil.

İlknur Beşinci (Oyuncu):Van’da yaşayan biri olarak hayalini bile kuramadığınız bir fırsat, öncesinde biri dese gülerdim sanırım. Ülkemizin güçlü bir kalemi ile çok deneyimli bir hoca ve yönetmenin emeği olan bir oyun sergiledik. Provalar sürecinde tiyatro ve oyunculuk adına birçok şeyi öğrendik, birçok oyuncuyu, oyunları ve tiyatro terimlerini prova sonrasında araştırdım ve yeni bilgiler edindim; ve unutulmaz anılar da biriktirdik. Öğretmenlik yaşamımda da hep sahnedeyim; sesimle bedenimle bir şeyleri anlatırken kuşkusuz daha farklıyım.

Tuşba Kent Tiyatrosu’na dahil olmadan önce nelerle ilgileniyordunuz? Bu deneyimin ardından tiyatroya ve oyunculuğa profesyonel olarak devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Elif Özek (Oyuncu): Ben çevre mühendisiyim. Ankara’da hem yüksek lisans yapıyordum hem de çalışıyordum. Yıllar sonra memleketim Hakkari’ye dönmüştüm. Ailemin bir kısmı Van’da ve iş arama sürecimi Van’da sürdürürken kendimi tiyatro seçmelerinde buldum. Tiyatro ve sanat sevgisinin doğduğu topraklarda yine aynı sevgi büyümeye karar vermişti. Bu sevgiyi büyütmeye, paylaşmaya imkanlar ve bu inanç devam ettiği sürece devam etmek istiyorum. Çünkü tiyatro iyileştirir.

Fulya Özben (Oyuncu):Hala çok sevdiğim öğretmenlik görevini icra etmekteyim. Yaratıcı drama, Orff tekniği, anı ve hikaye yazarlığı, oyun yazarlığı, masal ve hikaye anlatıcılığı ile ilgileniyordum. Eğitimde her zaman yeniliğin ve fırsat eşitliliğinin önemine inandım. Bu inançla normal gelişim gösteren öğrenciler ile özel gereksinimi olan öğrencilere yönelik eğitim alanında özgün çalışmalarım oldu. Özel gereksinimi olan öğrenciler ve ailelerine yönelik fırsat etkinlikleri üzerine çalışarak onları okul dışı faaliyetlere teşvik edecek yöntemler geliştirmeye çalıştım. Profesyonel oyuncu olarak devam etmeyi elbette isterim ancak tiyatroda profesyonel olmak ciddi bir eğitim, birikim ve özveri ister. Bu imkanlar sağlandığı sürece ve bunlardan yararlanabilmeyi sürdürdüğüm sürece tabii ki isterim. Bunu kim istemez ki? Fakat profesyonel ya da değil, tiyatronun içinde yer alacak herhangi bir çalışmada yer almayı ya da tiyatronun farklı elemanlarından biri olmayı gönülden arzu ediyorum. Kişisel olarak bana neler kazandırdığını gördükten sonra bunu istemek kaçınılmaz oldu.

İlknur Beşinci (Oyuncu):Öncesinde Eğitimde Yaratıcı Drama Yüksek Lisans programındaydım. Tiyatro Tarihi, Dramaturji, Oyunculuk ve Sahne Bilgisi, Çocuk Tiyatrosu gibi dersler almıştım, drama atölyelerine katılıyor ve oyunlar okuyordum. Bu geçirdiğimiz süreçlerle birlikte teorik bilgilerimi pratiğe dökme fırsatını yakaladım ve bunu değerli isimlerin katkısıyla gerçekleştirmek benim için büyük bir onur ve zevkti. İleride tekrar ve başka oyunlarla sahnede olmayı çok istiyorum. Bu alanda daha da iyi olmak için gerek kendimin gerekse grubumuzun tiyatro ve tiyatroyu besleyen birçok alanda kendimizi geliştirip beslememiz gerektiğini de düşünüyorum. 

Dünyanın Ortasında Bir Yer’in gelecek programı nedir? Ayrıca ekibin, yakın zamanda yeni projeleri olacak mı?

Çiğdem Ökten (Tuşba Kent Tiyatrosu Proje Koordinatörü): Dünya’nın Ortasında Bir Yer ile Tuşba Kent Tiyatrosu, Nilüfer Belediyesi Tiyatrosu’ndan, KKTC’den davet aldı. Biz Nilüfer Belediyesi Tiyatrosu’nu festivalimize davet etmek istiyoruz zaten. Program ayarlanabilirse ekip olarak biz de Nilüfer’e gitmek isteriz. Bunun yanı sıra, yakın zamanda Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kampüsünde üniversite öğrencileri için oyunu ücretsiz sahnelemeyi planlıyoruz. Ayrıca bir sivil toplum örgütü yararına da sahne almaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz, oyunumuz bir kadın oyunuydu. Belki, kız çocuklarının okumasına katkı sağlamaya yönelik çalışmalar yapan bir dernek, ya da diğer sosyal alanlarda doğru işler yapan STÖ’ler için de sahne alacağız. Yakın zamanda sahne alacak olan bir gençlik oyunumuz var. Tuşba Kent Tiyatrosu’nun ekibinden bazıları da gençlik oyununda çalışmalarına devam ediyor. Bahar aylarında yeni bir oyun çalışmaya başlayacağız, bu kez daha önce hiç oynanmamış, yeni yazılacak bir eseri sahneye koymak istiyoruz.