Emily Ratajkowski anlatıyor: Bir model kendi bedeni ve görüntüsü hakkında ne kadar söz sahibi?
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Amerikalı model Emily Ratajkowski şu ara yeni doğmuş bebeğiyle Instagram feed’imizde. Ama biz şimdilik, çok kısa bir zaman önce yine Instagram hesabından duyurduğu ilk kitabı My Body ve kitabın sayfalarını dolduran birkaç konunun etrafında dolaşacağız. Ekim ayında piyasada olacağı açıklanan bu kitabında çalıştığı endüstrinin istismarlarını açık ederken, alışılagelmiş dinamiklerine de kafa tutuyor(muş) Emily Ratajkowski. Modellerin bedenlerinin nesneleştirilmesi ve eğlence endüstrisindeki rıza gibi kavramların muğlaklaştırılması başta olmak üzere, değindiği her konu da bizzat kendi yaşadıkları. Birkaç ay önce The Cut’ta yayınlanan kişisel makalesi Buying Myself Backte anlattıkları düşünülecek olursa yine gözümüzün önünde yaşanan bazı konulara farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayacak belli ki Emily Ratajkowski. Başka bir deyişle, My Body sınırları daha da zorladığını göstermiyor, aslında o sınırların bizzat kendisi tarafından çizildiğini ve çizilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Sinema, televizyon ve moda camiasının görkemli ışıltısının arkasındaki yozlaşmış yüzü her geçen gün başka bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. Güzellik ve ihtişam algısı satarak gelişen bu endüstri esasen dünya üzerindeki diğer endüstrilerden tabii ki daha mükemmel değil. Hatta karanlık tarafı, her türden istismar ile dolu olması sanki…

Sinema ve televizyon aleminde başlayan Me Too hareketi Hollywood’dan yola çıkarak endüstrideki kadın+’lara yönelik tacizleri, istismar ve eşitsizlikleri birer birer tüm dünyaya duyurmuştu ve dayanışmanın nelerin üstesinden gelebileceğini göstermişti. Moda sektörünün ise kendi Me Too’sunu yapmasına hâlâ vakit var gibi gözüküyor. Tacizleriyle ifşalanan fotoğrafçı ve tasarımcıların hâlâ itibarlarını koruyarak kariyerlerine devam edebilmeleri gösteriyor bize bunu. Emily Ratajkowski de işte, girişte bahsettiğimiz Buying Myself Back adlı makalesinde bunların farklı bir tarafını daha paylaşıyordu okuyucuyla: moda ve sinema dünyasında hüküm süren taciz ve istismarı tasvir eden o ince çizgiyi ve ”rıza” kavramını kendi bedeninin nesneleştirildiği bir deneyim üzerinden anlatıyordu.

Kendini geri satın almak

Şöyle ki, The Cut için yazdığı makaleyi okurken yaşadıklarının hiçbiri bizi şaşırtmıyor, sadece derin bir iç çektiğimizi ama nefesimizi vermediğimizi yazının sonunda fark ediyoruz. Neredeyse tüm dünyanın takip ettiği bu isimlerin kendi hikayelerini anlatma konusundaki cesaretinin ne kadar kıymetli olduğunu da bir kere daha anlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, tüm bunlar dünyanın her yerinde yaşanmaya devam ediyor. Kendi hikayelerine sahip çıkanlar, ışık tutanlar olduktan sonra da er ya da geç karanlıkta kalan ne varsa aydınlanacak.

Makalenin genel önemi Ratajkowski’nin “Görüntümün bana ait olmadığını öğrendim” sözlerinde anlaşılabilir. Yazıya ise kendi fotoğrafı kullanılarak (rızası olmadan) yapılan bir tablonun hikayesini anlatarak başlıyor.

‘‘Hip sanatçı’’ Richard Prince bir sergisi için Ratajkowski’nin Instagram’ından bir fotoğrafını seçiyor ve onu kendine göre yeniden yorumlayarak koca bir tabloya dönüştürüyor. Instagram karelerinin formatında uyarlanan bu tablolar çok ses getiriyor. Günümüzde, özellikle internet çağında, insanlara, objelere olan bakışımızın bir yorumu ve eleştirisi gibi görülüyor. Yeni bir şey değil tabii ama bu hip olmasına da engel değil. Ratajkowski’nin o dönem birlikte olduğu erkek arkadaşı, ‘‘Madem öyle, bu tablolardan bir tane de bizde olsun’’ diyor ama tabloya biçilen değer 80 bin dolar; Ratajkowski, kendi görüntüsünün olduğu bu tabloyu karşılayacak paralarının olmadığından bahsediyor o zaman için.

Sonrasında galeri sahibi Ratajkowski’ye büyük bir koleksiyoncunun eseri satın aldığını söylüyor fakat daha sonra Ratajkowski bir arkadaşından galeri sahibinin eseri kendisi için sakladığını öğreniyor… Bu arada Prince, Ratajkowski’nin Instagram sayfasından alınmış başka bir fotoğrafın reprodüksiyonu olan bir eser daha hazırlıyor. Bu sefer erkek arkadaşıyla birlikte ortak satın alıyorlar bu yeni eseri. Boyut olarak daha küçük olduğunu fark edip temasa geçtiklerinde de kendilerine özür niyetine, tablonun siyah-beyaz eskizi hediye ediliyor.

Üzerinden biraz zaman geçiyor ve Ratajkowski ile erkek arkadaşı ayrılıyorlar; ortak aldıkları eşyaları da değiş tokuş ederek kendi aralarında paylaşıyorlar. Prince’in bu tablosu da Ratajkowski’de kalıyor. Sonuçta kim eski sevgilisinin fotoğrafını evinde sergilemek ister, değil mi? Fakat bir gün uykusundan uyanıp fark ediyor ki siyah-beyaz olan, yani hediye edilen eser ortada yok. Eski erkek arkadaşıyla bağlantıya geçtiğinde ise bu eskiz için kendisinden 10 bin dolar istediğini, eserin piyasa fiyatının bu olduğunu belirtiyor. Sanat camiasındaki bağlantılarını kullanarak araştırmış çünkü… Oysa bu eskiz onlara verilmiş bir hediye. Üstelik Ratajkowski’nin ta kendisi.

Ratajkowski de hemen Prince’in galerisine ulaşıyor; gerçekten de eski sevgilisinin bu eser üzerinde böyle bir hakkı olup olamayacağını soruşturmak adına. Bu onlara galeri tarafından hediye edilmiş bir eser çünkü. Eseri yapan kişi Prince, eserdeki de Emily Ratajkowski.

”Bağlantılarım aracılığıyla, çalışmanın Prince’ten bana ve yalnızca bana bir hediye olduğunu doğrulamak için ona ulaşacaklarını düşünüyordum. Bu iddiaya pek iyi yanıt vermedi. Ve sonra bir baktım ki birkaç erkek -bazılarını yakından tanıyorum, bazılarıyla da hiç tanışmamışım- benim bir görüntüm üzerinde kimin hakkı olduğunu tartışmaya başlamıştı. Ve bir anda üç yıldır birlikte olduğum eski sevgilimin telefonunda sayısız çıplak fotoğrafım olduğu aklıma geldi; seçeneklerimi, ihtimalleri düşünmeye başladım. Birkaç yıl önce, 22 yaşımdayken başıma gelenleri düşündüm.

Bir arkadaşım bana 4chan adlı bir web sitesinin bağlantısını gönderdiğinde, beyaz Los Angeles güneşi altında bir havuzun yanında yatıyordum. Web sitesinde yayınlananlar benim özel fotoğraflarımdı… iCloud dolandırıcılığıyla saldırıya uğrayan diğer yüzlerce kadının fotoğraflarının internete sızması bekleniyordu. 4chan’deki bir gönderi, görüntüleri yayınlanacak olan aktris ve modellerin bir listesini derlemişti ve aralarında benim adım da vardı. Listeye gözümü kısarak bakıyordum ve beni neredeyse kör ediyordu. Alelade dümdüz bir metin gibiydi önümde akan, daha önce sınıf yoklama listelerinde gördüğüm gibi… Çok basit, sanki hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi. O haftanın ilerleyen günlerinde fotoğraflar tüm dünyaya yayınlandı. Yalnızca beni seven ve kendisiyle güvende hissettiğim insanlarla çekilen bu fotoğraflar artık paylaşılıyor, çevrimiçi forumlarda tartışılıyor ve puanlanıyordu. Mahvolmuştum, beş günde 10 kilo vermiştim ve saçlarım o kadar çok dökülmüştü ki kafamın arkasında derim yusyuvarlak gözükmeye başlamıştı.

Tüm bunları hatırlayınca ertesi gün eski sevgilime o siyah-beyaz eser için parayı havale ettim. Kendime ait bir görseli yine başka ellere teslim etme düşüncesine katlanamamıştım. O telefondaki yüzlerce Emily’nin güvenliğini, platformumdan alınan ve başka bir adamın değerli ve önemli sanatı olarak üretilen bir tabloyla değiştirdim” sözleriyle anlatıyor tüm yaşananları.

Richard Prince ve rızasız kullandığı görüntüler

Richard Prince’ın Instagram çalışmaları pek çok kere tartışma konusu oldu zaten. Esasen insanların rızaları olmadan fotoğraflarını alıp sanat eserlerine dönüştürüyor, sergileniyor ve satıyor çünkü. Evet, kişilerin kendi hesaplarından paylaştıkları kendi fotoğrafları… Prince bir de bu yeniden ürettiği Instagram karelerinin altına, hayali yorumlar ekliyor, sanki Instagram’daymış gibi. Mesela Ratajkowski’nin tablosunun altına “Genç erkeklerin çalıştığı bir laboratuvarda mı yaratıldınız?” yazmış; Ratajkowski’nin “Genç erkeklerin hayali” olduğuna vurgu yaparak.

Detroit’te yaşayan bir cinsellik eğitmeni ve seks ürünleri mağazasının sahibi Zoë Ligon, Prince’in serisine itiraz eden kişilerden sadece biri. Hatta New York Times’a göre, eserler ilk kez 2014 yılında Gagosian Galerisi’nde gösterildikten sonra, çoğu kişi endişelerini dile getirdi ve en az beş dava açıldı.

Ligon, çocukluk döneminde cinsel istismardan kurtulan biri olduğunu ve uzun yıllar travma sonrası stres bozukluğu yaşadığını fotoğraflarının da kendi cinsel kimliğini, görüntüsünü geri kazanmanın bir yolu olduğunu söylemişti. Prince, Ligon’un iç çamaşırlı bir fotoğrafını kullandığında, sanatçı ve müze tarafından ihlal edildiğini hissettiğini ve olayın ruh sağlığına zarar verdiğini de belirtmişti. Hatta Artnet News’e yaptığı bir açıklamada “Benim zarar görmem sadece ‘sanatına’ katkıda bulunuyor ve bu her şeyden çok intikam pornosuna ve tacize benziyor” sözleriyle anlatmıştı yaşadığı durumu.

O dönem müze müdürü Elysia Borowy Reeder da yaptığı açıklardan birinde şu tarz sorularla cevap vermişti duruma; “Sosyal medyayı kullanırken mahremiyet ve rıza ile ilgili beklentilerimiz ve algılarımız bizi nereye götürür? Yayınlarken neye razı oluyorsunuz? Tüm fotoğraflar sömürücü müdür?” Yani bazı sorular cevap vermek için harcadığımız efora dahi değmiyor ama bu gibi zihniyetlerin iyice anlaması için de milyonlarca kere tekrar etmemiz gerekiyor galiba. Sokakta yürürken ya da bir yerde otururken herhangi birinin izinsizce gelip fotoğrafınızı çekmesi ne kadar rahatsız edici ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir suçsa kendi hesabınızdan paylaştığınız bir fotoğrafın izinsizce kullanılması da o kadar suç olmalı sanki?

Sadece ihlal de değil hem mesele: O kişiden, fotoğrafını kullanmak için izin aldınız mı? Rızası var mı?

Ratajkowski makalesinin devamında, kariyerinin ilk yıllarında bir dergi için yapılan fotoğraf çekiminde yaşadıklarını anlatıyor. Hatta başından geçen tacizden sonraki hislerini “Avucumun serinliğiyle alnıma dokundum ve nefes aldım. Sırtımda eski kanepenin dokusunu hissettim. Vücudum ağrıyordu, kırılgandı. Elimin tersiyle kendimi okşuyordum. Kollarım, midem, kalçalarım onları sakinleştirmek için ya da hâlâ orada olduklarından emin olmak için. Şakaklarımda şiddetli bir baş ağrısı başladı ve ağzım o kadar kuruydu ki zar zor kapatabiliyordum” sözleriyle anlatıyor…

Aslında Leder ile birlikte yaptıkları bu çekim, başta da dediğimiz gibi Darius adlı dergi için. Sonrasında dergide yayınlanıyor zaten fotoğraflar; hatta Ratajkowski kendi seçtiği kareler kullanıldığı için sevindiğini ve bir şekilde bu tacizle beraber yaşananları da zihninde gerilere attığını söylüyor. Ama Leder birkaç yıl sonra, Ratajkowski dünya çapında meşhur olunca patlatıyor esas bombayı: Çekimden bazı fotoğrafları izinsiz ve yasa dışı bir şekilde “Emily Ratajkowski” başlıklı bir kitap altında yayınlıyor. Ratajkowski de kitabın tanıtımı için kendisiyle iletişime geçen bir dergiden öğreniyor durumu. Üstelik ne onun ne de o zamanki temsilcisinin imzası alınmış. Dava açmaya çalışıyor tabii ancak maliyetler sebebiyle uzun süre karşılayamayacağını anlıyor. Aynı zamanda kitapta yer alan birçok fotoğraf internette de yayılıyor, yani tamamen kontrol sağlaması ve kaldırtması mümkün olmuyor.

“Sosyal medyada söylenenlere göre, birçok insan bunların arkasında benim olduğumu düşünüyor. Sonuçta ben fotoğraflar için poz vermiştim. ‘Ne yapabilirim?’ diye tekrar sordum kendime, ama daha küçük bir sesle. Hâlâ sistemimize inanıyordum, insanları bu tür durumlardan korumak için tasarlandığını düşündüğüm bir sistem… ABD’de adalet, hatta adalet arayışıyla ilgili en büyük sorun maliyet… Ertesi gün avukatım, yine maliyeti yüksek bir telefon görüşmesinde bana, davayı sürdürmenin sonuçsuz kalacağını bildirdi. Mahkemede kazansaydık bile, bunun anlamı kitaplara sahip olacağım ve belki şanslıysam, kârın bir yüzdesini isteyebileceğimdi. ‘Ve fotoğraflar şimdiden orada. İnternet internettir’ dedi bana gerçekçi bir şekilde” diyerek de anlatıyor süreci.

Bu arada, Emily Ratajkowski başlıklı kitabı sonra bir sergiye dönüştürüyor Leder; ardından ikinci bir kitap daha çıkarıyor: Two Nights with Emily diyerek. Ve tüm fotoğraflar da dergi için yapılmış o çekimden. Kitapların adı bile fotoğrafçının nasıl bir amaç peşinde olduğunu kanıtlıyor zaten.

Daha sonra kitabın aslında bir ihlal olduğunu, rızası olmadan kâr için nasıl kullandığını ve aslında kötüye kullandığını paylaşıyor sosyal medyadan. Gelen yanıtların çoğu ise gerçekten merhametsizce oluyor…

“Kullanmak ve kötüye kullanmak? Bu sadece daha fazla dikkat çekmek isteyen bir ünlü vakası. Tam da istediği şey bu.”

Bir başka kullanıcı “Kıyafetlerinizi her zaman üzerinizde tutabilirsiniz ve sonra bunlardan dolayı rahatsız olmazsınız” diye yazıyor…

Hatta bir röportaj sırasında “Hayranlarının bu Polaroid’leri görmesini neden engellemek istediğinden emin değilim” gibilerinden sorular dahi soruluyor…

Yıllar geçmesine rağmen de Jonathan “daha önce görülmemiş” polaroidleri yayınlamaya devam ediyor… “Sık sık mutfağımda durup büyük Richard Prince parçasına baktım, satıp parayı dava açmak için kullanıp kullanmayacağımı düşündüm. Onu kitaplarının üretimini durdurmaya zorlayabilir, ikimizi de tüketen yasal bir kavgaya onu karıştırabilirdim ama daha fazla kaynaklarımı Jonathan’a harcamanın iyi harcanmış bir para olmayacağını anladım. Sonunda, Jonathan’ın fotoğrafları bitecek, ama ben gerçek Emily olarak kalacağım; yüksek sanat eseri Emily’nin sahibi olan ve bu makaleyi yazan Emily” diyerek de bitiriyor sözlerini.

Ratajkowski’nin denemesinin yayınlanmasından sonra oyuncu Nola Palmer, Instagram’da Leder tarafından saldırıya uğradığını paylaşıyor. Hatta Palmer, Leder’in “gençliğini çaldığını” söylüyor…

Haliyle şu soruyu tekrar ve tekrar sormamız gerekiyor: Bu ve benzeri sektörlerde çalışan daha kaç kişi yaşadı bunları?

Dediğimiz gibi #MeToo hareketi vesilesiyle ve cinsel saldırıya maruz kalmış kişilerin hikayelerinden sonra, pek çok sektörde deneyimlerini anlatmak için gittikçe daha fazla kişi ortaya çıktı. Model Alliance’ın da kurucusu olan model Sara Ziff, Harper’s Bazaar’a “Cinsel saygı en tepeden başlıyor” demişti. Modeller, aktrisler ya da pek çok sektördeki daha az güçlü konumlarda olanlar, çalışkan olarak algılanabilmeleri ve değerli bağlantılar kurabilmeleri için istenenleri yapmaya zorlanıyor. Zamanın kendisi kadar eski ve klişe bir hikaye: Sevilebilir olmak ve istenilen her şeyi yapmak, yeni bağlantılar kurmakla eşittir.

Önümüzdeki yıl Hulu’da The Rise and Fall of Victoria’s Secret adlı yeni bir belgesel dizisi de yayınlanacak. Tahmin ettiğiniz üzere, markanın ve kurumunun iç işleyişini ortaya çıkarmasını ve perde arkasında neler yaşandığını göstermesini umuyoruz. Eski yöneticilerinden Ed Razek zorbalık, taciz ve transfobik yorumlarının büyük bir tepkiyle karşılaşmasının ardından istifa etmişti.

2019’da da şirket, o ünlü Victoria’s Secret Fashion Show’unu iptal etmiş ve tarihsel olarak ihmal ettikleri şeyleri; çeşitliliği, farklı bedenleri ve kapsayıcılığı kucaklayan, yeni ve gelişmiş bir marka olarak yeni kuşaklarla gelişmeyi umduklarını söylemişlerdi…

Emily Ratajkowski’nin çıkacak yeni kitabı da şimdiye kadar yaşadıklarını bizlerle paylaşan pek çok kişi de gösteriyor ki artık ne afili sözlere ne de kanıtlara ihtiyacımız yok. Sadece kendi hikayemizi anlatmak tüm dünyanın nasibini almasına yetecek. Kim ne derse desin, artık patriyarkiyi sahneden alma vakti geldi.

Emily Ratajkowski Emily Ratajkowski Emily Ratajkowski