Frozen’da kullanılan animasyon kodları 62 yıllık Dyatlov Geçidi Vakası gizeminin çözülmesini sağladı
yazar: Burak Kazim Diken

Frozen‘dan laf açılınca, ”Aman bu bebeleri ilgilendiren bir mevzu” diyebilirsiniz elbette. Ama malum, tüm o cam gibi animasyonların arkasında ince ince kurgulanan teknikler söz konusu. Ve işte o kusursuz teknikler, 62 yıllık Dyatlov Geçidi Vakası gizemini çözmek için kullanılmış geçenlerde. İşe yaramış da…

23 Ocak 1959 günü; Ural Polytechnic Institute öğrencisi olan dokuz kişi ve bu ekibin başında bulunan II. Dünya Savaşı gazisi bir spor eğitmeni, bir kayak ve dağcılık deneyimi için Ural Dağları’nın ayak basılmamış yerlerine doğru bir maceraya çıktılar. Bu yolculukta yaşadıkları -bilinmeyen- bir olay ve ardındaki gizem on yıllardır süren komplo teorilerinde rol oynadı. Yıllardır da Dyatlov Geçidi Vakası olarak anılıyor. Şimdi ise, National Geographic’in dosyasına göre; tam 62 yıl sonra, Disney’in blockbuster animasyon filmi Frozen, bu gizemin araştırılmasında kendisine yer buldu.

Grubun yolculuğunun henüz başlangıcında, öğrencilerden biri ağrıları sebebiyle geri dönerken, kalan dokuz kişi, olayın yaşandığı geçide ismi verilecek olan 23 yaşındaki Igor Dyatlov’un öncülüğünde yolculuklarına devam etti. Sonrasında olay yerinde bulunan günlüklere ve kamera filmine göre; ekip 1 Şubat günü, bölgenin yerli halkı Mansi tarafından kendi dillerinde Kholat Saykhl ismi ile anılan, “Ölü Dağ” olarak çevirisi yapılabilecek bir dağın eteklerinde çadırlarını kurdular. Bu gecenin ardından, gruptan hiçbir haber alınamadı.

Kholat Saykhl’a birkaç hafta sonra ulaşan arama kurtarma ekipleri, sporcu grubun çadırını karın içine gömülmüş, yalnızca en üst kısmı görünür halde buldu. Ertesi gün ilk birkaç beden, alandaki bir sedir ağacının yakınlarında bulundu. Sonrasındaki aylarda karlar eridikçe çok daha tüyler ürpertici bir sahneyle karşı karşıya kalındı: Dokuz sporcunun her birinin bedenleri dağın eteklerinin ayrı yerlerine dağılmıştı ve bazıları gerçekten tüyler ürpertici durumdaydı; kimi tamamen çıplaktı, kiminin kafatası ve göğüs kafesi parçalanarak açılmıştı, bazılarının gözleri yerlerinde değildi, ve bir sporcunun dili artık yoktu.

Ekibin son fotoğraflarından biri…

Her bir beden karmakarışık bir yapbozun parçaları gibiydi fakat hiçbiri birbirine uymuyordu. O zamanki yapılan adli araştırmalar, sporcuların ölümünün sebebinin “bilinmeyen bir güç” tarafından işlendiği sonucuna vardı. Komplo teoricileri ise -tabii ki- bu açıklamanın sunduğu fırsatı geri çevirmedi ve Sovyet bürokrasisinin detay içermeyen açıklamalarını uzun yıllar tartışılacak olan ‘Yeti saldırısı’, ‘gizli bir askeri deney’, -ve tabii- ‘uzaylılar’ gibi içeriklerle dolu onlarca teoriyle yorumladı. Bir profesyonel dağcı ve rehber olan Freddie Wilkinson ise bu olguyu şöyle basitçe özetliyor aslında: “İnsanlar vahşi doğadaki bir ölüm için mantıksız ölüm senaryoları icat etmeye bayılırlar. Çünkü ne olduğundan asla yüzde yüz emin olamayacağız.”

Araştırmacıların olay yerine ilk geldiğinde çektikleri fotoğraflardan biri…

2019’da artık bambaşka bir hal alan medya yapısı, ve komplo teorilerinin de giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, Rus otoritelerinin yapılan bir araştırma sonucunda bu Dyatlov Geçidi Vakası’nın çığ sebebi ile meydana geldiğini açıklaması; olayı yeniden gündeme getiren gelişme oldu. Açıklama; sporcuların kamp kurmak istedikleri yerin eğimini yok edip zemini düzleştirmelerinin bir tümsek oluşturduğunu ve bu oluşturulan tümseğin bir üst kademedeki birikmiş karların üstlerine bir çığ düşürmesine sebep olduğunu söylüyordu.

Bu olayla alakalı teoriler üretenlerin, ekibin kamera filminde bulunan, “bilinmeyen bir güç” olarak iddia edilen ‘şey’in fotoğrafı olarak iddia ettikleri görüntü

1959’da da sunulan bu çığ teorisinin, bu açıklama ile yine bulmacayı çözmediğine inananlar, gerekçe olarak; bu eğim düzleştirme ile çığın arasında geçmiş olduğu söylenen dokuz saatlik süreyi öne sürdüler. Aynı zamanda, bir çığın sebebiyet verdiği ölümlerde genellikle insanların nefessizlikten hayatını kaybettiklerini, fakat buradaki bedenlerin uğradığı tahribatların ancak başka sebepler ile oluşabileceğini söylediler. Kiminin vücudunda radyasyona bile rastlanmıştı çünkü.

Bu bahsedilen dokuz saatlik çığ ‘gecikmesi’ ise, İsviçre’nin teknoloji enstitülerinden olan ETH Zürich’te görev yapan jeoteknik mühendislerinden Alexander Puzrin’in dikkatini çekti. Anlaşılır bir şekilde tek başına bu araştırmanın altından kalkamayacağını anlayan Puzrin ile, ETH Zürich’in Çığ Simülasyon Laboratuvarı yürütücüsü Johan Gaume’nin yolları bu doğrultuda kesişti. Bu dokuz saatlik gecikmenin gizemin çözülmesinde büyük bir anahtar olduğunu anlayan ikili; analitik modeller ve simülasyonlar oluşturmak amacıyla bir araya gelip dokuz sporcunun canlarına mal olan süreci canlandırmak için çalışmaya koyuldu.

Ekibin bu kampı kurarken çekildiği söylenen fotoğrafı

Sonradan olay yerinde o gün kar bile yağmamış olduğunu ortaya çıkaran ikili, meydana gelen ilginç doğa olayının aslında dağın etrafında oluşan çok güçlü rüzgarların getirdiği soğuk ile bir kar kütlesinin buzullaşması ve neredeyse bir SUV büyüklüğünde ekibin kampının üzerine düşmesi olduğunu kanıtladı.

Onayı anlatan bir şema

Fakat bu kütlenin böylesine yaralanmalara sebebiyet veremeyeceğini düşündüklerinde, bu yeni sorunun cevabını bulmak için Disney’in kar masalı Frozen devreye girdi. Johan Gaume, yıllar önce Frozen’ı izlediğinde kar yağışının dinamiğinin, animasyona ne kadar iyi yansıtıldığından çok etkilendiğini söylüyor. Bu yüzden de, bu olayın simülasyon modellemelerinde kullanmak üzere, filmin animasyon ekibinin kullandığı kodları öğrenmek için kalkıp Hollywood’a gidiyor. Ve o ekip artık bu animasyon kodlarını, ilk baştaki ‘eğlence’ amacından çok uzak bir şekilde, bu olayın çözümünde kullanmak üzere Gaume’ye sunuyorlar.

Kodları eline alan iki bilim insanı, kütlenin ve yine de olası kar yağışlarının simülasyonlarını oluşturmalarının ardından, bu sefer de General Motors’un kaza testlerinde uygulamaya koyduğu deneylerden de yardım alarak, o bahsedilen kütlenin ekibe nasıl zararlar verebileceğini araştırıyorlar.

Tüm bu sürecin ardından ikilinin vardığı sonuç ise ilginç aslında; böylesi bir kütlenin ölümcül yaralara yol açabileceğini, fakat en azından ani bir ölümle sonuçlanmasının çok da mantıklı olmadığı söylüyorlar.

Yani bu kütlenin ekibin üstüne düşmesinin ardından neler olduğu hâlâ spekülasyonlara açık. Yine… Şimdi düşünülen; sporcuların çadırlarını içerden yırtarak, panikle en azından geçici bir sığınak bulma amacıyla etrafa koşuşturdukları. Üç kişinin ağır bir şekilde yaralanmış olduğu fakat onların bile çadırların dışında bulunduğunu söyleyen Puzrin, sporcuların -çok büyük bir ihtimalle- o panik anında birbirlerini sürükleyerek taşıdıklarını, ve bunun “bir cesaret ve arkadaşlık hikayesi” olduğunu söylüyor.

“Ölü Dağ” eteklerinde bulunan sporcuların çoğu hipotermi sebebi ile hayatını kaybetti. Bazıları da ölümcül yaralarına kurban gittiler. Çıplak bulunan sporcuların açıklaması ise “paradoksal soyunma” diye tabir edilen bir kavramla açıklanıyor: Hipoterminin ölüm öncesi evrelerinde, insanın bilinçsizce yaptığı hayatta kalma eylemleri sonucu kıyafetlerini çıkarabildiğini söyleyen bir hipotez bu. Vücutlarında radyasyona rastlanan sporcuların, patlayan el fenerlerinin içerdiği toryum elementine maruz kalmış olduğu söylenirken, dili ve gözleri olmadan bulunan bedenlerin açıklaması ise basitçe hayvan saldırıları olabilir; fakat bu bedenlerin de harici yaralarının olmaması bu durumu yine soruya açık bırakıyor.

Bu son araştırmanın 1959’daki olayda yaşanan her şeyi açıklamayı amaçlamadığını söyleyen Gaume, Dyatlov Geçidi Vakası’nın asla tamamıyla açıklanamayabileceğini ekliyor. Bu araştırma yalnızca “Ölü Dağ” eteklerinde yaşanan ölümlere giden olaylar silsilesinde neler yaşanmış olabileceğinin peşindeydi.

Gaume, yine de tüm bu olanları toplumun kabul edebilmesi için güç olduğunun da farkında. Önceden söylediğimiz gibi, dünya komplo teorileri sunmak için fırsat kolluyor zaten. “İnsanlar elbette bunun bir çığ olmasını istemiyor. Bu çok normal.” diyerek bahsediyor bu durumdan.

Bu olayın kurgusal bir evrende nasıl görünebileceğini merak edenler içinse, yıllar sonra geçidi ve haberi araştırmaya giden birkaç gencin yaşadıklarını anlatan mockumentary “Devil’s Pass” ilginç bir seyir deneyimi sunabilir.

Frozen kadar iyi bir dünya vaat etmese de, Dyatlov Geçidi Vakası’nın gizemleri, ve hakkında ileri sürülen teorileri sona erecek gibi değil gerçekten de.

Dağcı Freddie Wilkison’ın da özetlediği gibi, bu olay; “Eşsiz güçte, eşsiz derinlikte ve son derece dokunaklı bir hikaye: Bir grup genç insan vahşi doğaya doğru yola çıkar ve asla geri dönmez.” Dyatlov Geçidi Vakası Dyatlov Geçidi Vakası