Yazar: dadanist
15 Nisan 2021
Geçmişe saygımızla dadanıyoruz: Met Gala tüm ışıltısıyla tekrar karşımızda ama biraz daha uzakta

Her bahar, tüm moda camiasını etkisi altına alan ve popüler kültürü şöyle bir sallayan apayrı bir heyecan rüzgarı eser: Metropolitan Museum of Art’ta düzenlenen, kuşkusuz yılın en heyecan verici kırmızı halı anlarının yaşandığı Met Gala’dan bahsediyoruz.

Evet, bilindiği üzere geleneksel olarak Mayıs ayının ilk pazartesi günü gerçekleşiyor Met Gala ama malum, son 13 ayda pek çok kırmızı halı etkinliği ya dijitale taşındı ya da tamamen iptal edildi. Haliyle, pandemi koşullarında 2020’de gerçekleşmesi tam anlamıyla imkansızdı. Elimizden kayan tüm kırmızı halılar için üzüldük tabii ama Met Gala’nın o tematik coşkusu da gidince iyice büküldü boynumuz.

Bu yıl için de pek ümidimiz yoktu; zira pandemi tarafında değişen bir şey yok. Ama iyi gibi gözüken bir haber de yayıldı semalara: Met Gala’nın o her zamanki tarihinde olamasa da Eylül ayında gerçekleşeceği açıklandı. Biraz iyimserler sanki ama… Bizi yeniden heyecanlandırmaya yetti tabii. Met Gala’nın geçmişten bugüne modaya ve popüler kültüre yansımalarına dadanmak için daha iyi bir fırsat olabilir miydi?

Metropolitan Museum of Art bünyesindeki Costume Institute tarafından düzenlenen bu yıllık etkinlik, adı üstünde bir ‘gala’; o yıl enstitü tarafından düzenlenen ve moda ile sanatın birleştiği serginin bir galası… Ve serginin teması ne ise, galaya gelecek konukların da bu temaya uygun bir şekilde giyinmesi isteniyor. Met Gala’yı diğer kırmızı halı etkinliklerinden ayıran da bu oluyor zaten. Sadece moda ve sanat değil, popüler kültürün her alanında ses getiren ünlülerin davetli olduğu bu galada özel temanın kıyafetlerde nasıl uyarlanacağı da büyük merak konusu oluyor. Bazı isimler tabii tema yokmuş gibi davranıp kendilerini en iyi gösterecek kıyafetleri seçmeye çalışıyorlar ki onlar hemen eleniyor gündemden… Temanın hakkını verip, hatta temayı daha da yukarı taşıyanlar ise kırmızı halıya adımlarını attıkları anda ikonik bir görüntüye imza atmış oluyorlar.

Şimdi biraz uzaklara bakın ve tek tek gözünüzde canlandırın: Rihanna’nın o kocaman açılan (sonrasında yumurta meme’lerine malzeme olan) sarı kıyafeti, Lady Gaga’nın farklı kıyafetlere açılan uzun etekli pembe elbisesi (kırmızı halıda yürürken yavaş yavaş kıyafetlerini çıkarmış ve dört farklı look sergilemişti), Claire Danes’in karanlıkta parlayan fosforlu elbisesi, Kim Kardashian’ın sanki üzerine dikilmiş gibi duran su damlacığı efektli Mugler imzalı kıyafeti… Ve bu örnekler uzar gider. Biz de biraz yakın tarihten gittik zaten. Yıllardır boşuna moda camiasının Oscar’ları diye anılmıyor sonuçta.

Evet, giyinip süslenilen bir etkinlik bu ama özel bir amacı da var; zira her şeyden önce bir bağış toplama etkinliği bu. Vaktiyle, o zamanlar yeni açılmış olan Costume Institute’a destek sağlamak amacıyla başlatılıyor. Sene 1948. Başlarda çok sıkıcı bir etkinlik ama. New York’un yüksek sosyetesi falan geliyor. Ya da moda dünyasının seçkinleri. Şık kıyafetleri ve elit konuşmalarıyla salınıp gidiyorlar. Vogue Amerika genel yayın yönetmeni Diana Vreeland’in danışman olarak enstitüye dahil olmasıyla birlikte de işler komple değişiyor; 1972 itibariyle elit bir moda etkinliği olmaktan çıkıp bir popüler kültür olayına dönüşüyor. Davetliler arasında Cher, Liza Minelli gibi isimler var artık. Haliyle görünürlüğü bilinirliği de artıyor Met Gala’nın ve bu popülerlikle birlikte ilgi de artıyor tabii ki. Galanın bir tema altında düzenlenmesi fikri de işte Diana Vreeland’in döneminde çıkıyor.

Bu sene ise, efsanevi kültür buluşmasının iki kutlamasına birden tanıklık edeceğiz. Ana temayı “Amerika’da” başlığı altında düşünebilirsiniz. İlki “In America: A Lexicon of Fashion” yani “Amerika’da: Bir Moda Lügatı”. İkincisi ise “In America: An Anthology of Fashion” yani “Amerika’da: Modanın Antolojisi”.

Bir evin farklı odaları olduğunu ve her odanın farklı sakinleri olduğunu düşünün deniyor yapılan açıklamalarda. İşte bu tema da bu farklı sakinlerin geleneklerini, alışkanlıklarını, duygularını ve davranışlarını yansıtmak için yola çıkmış. Yani Amerika büyük bir ev ve bu tema bu evde yaşayan farklı kültürleri kutlamak istiyor. Özetle… Odağında ise 20. ve 21. yüzyıl modası var.

Bunun bir uzantısı olan “Amerika’da: Modanın Antolojisi” başlıklı ikinci serginin ise 5 Mayıs 2022’de açılması planlanıyor. Yine basın açıklamasına göre de kadın ve erkek kıyafetlerinin tarihine ve çağdaş kıyafet buluşmalarına yer veriliyor olacak. Her iki serginin de 5 Eylül 2022’ye kadar sürmesi de planlananlar arasında. Sergilerin odak noktasının Amerika olması birleştirici bir mesaj barındırıyor elbette. Çok ciddi politik süreçlerden geçtikleri de düşünülürse, Amerika’da yaşayan bir vatandaş olmak ne anlama geliyor, her bireyin sosyal ve siyasi kültüre olan katkıları neler gibi konulara dikkat çekiliyor anlayacağınız. Zaten, her ne kadar sunucuların kimler olacağı henüz bilinmese de mesela Amanda Gorman’ın da konuklar arasında yer alacağı konuşulanlar arasında. Amanda Gorman’a vurgu yapmamızda bir sebep var elbette. Belki takip etmişsinizdir, genç şair Gorman, Joe Biden’in yemin töreninde ve geçtiğimiz şubat ayındaki Super Bowl’da şiirlerini seslendirerek ayrımcılığa karşı verilen mücadelenin de sesi olmuştu.

Costume Institute’un baş küratörü Andrew Bolton da temaya dair şu açıklamaları yapıyor; “Geçtiğimiz yıl içerisinde, salgın nedeniyle hem evlerimizle hem de giysilerimizle olan bağlarımız daha da duygu yüklü bir hale geldi. Amerikan modasında da işlevsellikten ziyade hislere daha çok vurgu yapılmaya başlandı. Bu değişime yanıt olarak serginin ilk bölümü Amerikan modası için yeni bir kelime dağarcığı oluşturacak; kıyafetlerin ifade edici niteliklerinin yanı sıra eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi konularla da daha derin bağlar bağlar kurarak…”

İkinci bölüm ise Amerikalı yönetmenlerle bir iş birliği halinde ilerleyecekmiş. Müzede farklı tarihlere odaklanan dönem odalarından ilham alan ve o odalardaki hikayeleri görselleştiren bir proje olacakmış bu. “Gelişmekte olan Amerikan moda dilini keşfe çıkacak” diyor Bolton bu ikinci bölüm için.

2020’de ABD’de esen değişim rüzgarları Met Gala’yı da şekillendiriyor anlayacağınız.

Etkinlikte uygulanacak güvenlik önlemleri hakkında da şimdilik pek bir ayrıntı yok, ancak Amerika’daki aşılama hızına güvenmek istiyoruz şimdilik… Yine de 2021, 2020’nin ilk şaşkınlığını atlattığımız bir yıl oldu. Ödül törenleri bile dijital ile fizikseli birleştirerek kendini şekillendirmenin bir yolunu buldu. Ama Met Gala’nın dijitale dönmesinin pek bir yolu yok tabii. Tamamen boy gösterme üzerine kurulu olduğu için… Neyse bolca avangart ve özgün maske göreceğimiz kesin.

Acımızı ve bitmeyen heyecanımızı dindirmek için biraz geçmişi ziyaret edelim.

Mesela Cher!

Tüm kırmızı halıların yıldızı, 1974 yılında; Romantik ve İhtişamlı Hollywood Tasarımları temasının olduğu galada, çıplak gibi ama değil gibi… O kıyafet derisine işlenmiş sanki. Aslında düşününce Cher’in bu kıyafeti, yukarıda bahsettiğimiz Kim Karshian’ın Mugler elbisesinin bir çıkış noktası gibi. Kusursuz bir işçilik tabii. Cher’in tasarımcısı ise birlikte pek çok iş birliğine imza attıkları Bob Mackie.

Yine Cher!

Diana Ross’un 18. Yüzyıl Kadını temalı 1981 galasındaki bu kıyafeti de zihinlere kazınmıştı. Çünkü yakından bakın, kumaş değil, kuş tüylerinden yapılmış bir elbise bu. Terziliğin üst noktası.

Bu arada 2014’te, geçmişe selam çakmak için American Music Awards’ta bir kere giymişti bu kıyafetini Diana Ross.

Biz bu yazının başından beri SJP’den nasıl bahsetmedik!

SJP en görkemli kıyafetleri giyen kişi olmayabilir Met Gala’lardaki ama temaları kesinlikle en iyi uygulayan isimlerden. Modaya, moda tarihine ve kültürüne sahip çıkmak tam da ona yakışan zaten. 11 kere Met Gala’ya katılmış Sarah Jessica Parker. En iyi look’unu seçmek zor. Alexander McQueen’li olanı koyalım ama buraya. 2006 galası; tema AngloMania: Tradition and Transgression in British Fashion yani kabaca bir çeviriyle; AngloMania: İngiliz Modasındaki Gelenekler ve İhlaller.

Met Gala’ların genç kahramanlarından biri Zendaya. Heavenly Bodies: Fashion and the Catholic Imagination temalı 2018 galasına Jean d’Arc’a dönüşerek gelmişti mesela. Ayakkabı aşırı sıkıcı tabii de ne yapsın şimdi o da… Kıyafet Versace imzalı bu arada.

Farklı referansları, incelikli ama abartılı detayları ve coşkulu renkleriyle Alessandro Michele imzalı her Gucci tasarımı başlı başına bir Met Gala şovu gibi. Kuralları alaşağı eden bu kıyafetler, popüler kültürün hafızasına öyle bir yerleşiyor ki…

Mesela inci küpeli Harry Styles ya da kelle koltukta gelen (gerçek anlamda) Jared Leto. Bir görenin bir daha unutamayacağı türden.

Gucci giyince dediğimiz gibi, işiniz kolay, zaten ses getirecek kıyafetler. Aslında amaç Adrian Brody gibi olmak… Kendisi SJP gibi, en görkemlileri giymiyor olabilir ama sonuna kadar hakkını veriyor temanın. Bu da bir şaheserdi mesela. (Abarttık mı?! Hayır.) China: Through the Looking Glass temalı 2015 yılından…

 

editörün seçtikleri