Yazar: Zeynep Naz Inansal
16 Eylül 2021
Gizlice ayrılalım, toplum duymasın: HBO’nun Scenes from a Marriage dizisine ilk bakış

Oscar Isaac ve Jessica Chastain’in Venedik Film Festivali’nde kırmızı halıda verdikleri görüntüleri hatırlıyorsunuzdur. Gerçi, bu da soru mu, hangimiz unutabildik ki? İkilinin birbirlerini sevgiye boğdukları bu anlar, aslında yeni dizileri Scenes from a Marriage’in tanıtımı içindi biraz da. Birden aklımıza Lady Gaga ve Bradley Cooper’ın A Stor is Born’u tanıttıkları o karanlık dönem geldi, ama hemen unutalım, çünkü bu ikiliden böyle abartılı bir performans beklemiyoruz. HBO’da ilk bölümü yayınlanan Scenes from a Marriage, dünya prömiyerini ilk birkaç bölümüyle Venedik Film Festivali’nde yapmış ve izleyenlerden şahane eleştiriler almıştı. Galiba biz de, bayıldığımız ilk bölümün ardından yeni dizimizi bulduk diyebiliriz. Hem de binge kültürüyle savaşan bir şekilde haftalık yayınlanan bölümleriyle bize eskisi gibi bir seyir zevki sunuyor. HBO’yu sevme sebeplerimizden yalnızca biri. 

Büyük usta Ingmar Bergman’ın aynı adlı televizyon dizisinden uyarlanan dizi, yönetmen Hagai Levi’nin yorumuyla orijinalinden ayrılmayı ve kendi yolunu bulmayı başarıyor. Mira ve Jonathan çiftinin ilişkilerinin 10 yıllık sürecini ve iniş çıkışlarını izlerken bir yandan da tek eşlilik, evlilik ve ikili ilişkiler üzerine uzun uzun düşünme fırsatı buluyoruz. Bergman’ın dizisiyle Levi’nin yorumlaması arasındaki en büyük fark çiftlerin kadın-erkek rollerini tersine çevirmiş olması. Bu da modern bir evliliğin geleneksel bir versiyonundan ayrıldığı yerlere dikkat çekmeyi başarırken bir yandan da bazı şeylerin hep aynı kaldığını da gösteriyor. Isaac ve Chastain’e de söyleyecek sözümüz yok, hem uyumları, hem de bireysel performansları oldukça etkileyici. Yeni dizimizi bulmanın heyecanıyla Scenes from a Marriage’e, evlilik kurumuna ve toplumun bize dayattığı rollerin ağırlığına dadanıyoruz. 

Günümüz uyarlamasına geçmeden önce Bergman’ın orijinali hakkında biraz bilgi vermek isteriz. Bergman’ın 1973 yılında yayınlanan altı bölümlük televizyon dizisi Scenes from a Marriage, yönetmenin kendi hayatından ve deneyimlerinden izler taşıyan, ilişkilere ve evliliğe dair bir sorgulama ya da hatta bir taşlama. Başrollerde Bergman’ın bir dönemki sevgilisi ve tabii senaryoya da ilham olan Liv Ullmann ve Erlend Josephson yer alıyor. Marianne ve Johan çifti, bir dergi için verdikleri röportajla giriyorlar hayatımıza. Her şeyin mükemmel olduğu bir aile oldukları için seçilmişler belli ki. Kendilerini tanıtmaları istendiğinde Johan kendini övüp seksi, başarılı ve kültürlü olduğunu söylerken Marianne, bir eş ve anne olduğundan başka bir detay veremezken buluyor kendini. Aslen ilk andan itibaren çiftin sorunları görünür olsa da, dergide çıkan röportajın her şeyi güllük gülistanlık yansıttığını görüyoruz. Belki de Bergman bunu biraz da evliliğin özeti gibi görüyor, dış dünyaya her şeyin kusursuz yansıtıldığı bir anlaşma sanki. Daha sonra çiftin ayrılıklar, barışmalar ve uzlaşmalarla dolu on yıllık sürecini izliyoruz ve aslında bir çifti hiçbir zaman ilk gördüğümüz röportaj gibi kısa bir sürede anlayamayacağımızı da hatırlamış oluyoruz. 

Öz hakiki Bergman versiyonu, 1973

Yeniden yapımlar çağında yaşadığımız için her uyarlamaya biraz şüpheyle yaklaşıyoruz tabii. Bir de Bergman bu kadar kusursuz bir iş çıkarmışken, neden yenisi çekilsin ki diye düşününler de olduğunu biliyoruz. Ancak Scenes from a Marriage konusu ve özü gereği hem çok güncel, hem de yenilenmesi ve günümüzdeki hali de anlatılması gereken bir hikaye. Aslında Bergman’ın kurduğu bu çatı ve yapı bir uyarlamanın işini kolaylaştırıyor ve yeniden çevrimi mümkün kılıyor. Yönetmen Levi de ilişkiler ve insanların psikolojisi temalarına oldukça hakim biri. Kendisi İsrail’de yayınlanan BeTipul dizisinin senaristi, yönetmeni ve yapımcısı. Çok sevilen dizi, daha sonra terapi anlatıları konusunda çığır açan In Treatment’a da ilham olmuştu. Yani anlayacağınız, her şey emin ellerde, bu projeye güvenebiliriz gönül rahatlığıyla. 

Oscar Isaac ve Jessica Chastain’e de bu tip bir senaryoda çok iş düşüyor, her daim kamera onlarda ve bir analize tabiler, ama bunun altından başarıyla kalkıyorlar. Bu arada, onları bir çift olarak ilk kez izlemiyoruz. İkili daha önce A Most Violent Year filminde de ilişkileri çatırdayan bir çifti canlandırmıştı. Dostlukları da yirmi yıl öncesine dayanıyor, Juilliard School’da beraber oyunculuk okumuşlar ve o zamandan beri yakın arkadaşlarmış. Bu arada Chastain, yirmi yıllık dostuyla seks sahneleri çekmekte biraz zorlanmış ve gerilmiş. Ama Isaac kankasına çok yardımcı olmuş. Biraz viski içip müzik dinlemişler, hatta Isaac ona sahne aralarında rahatlaması için şarkı bile söylemiş. Venedik Film Festivali’ndeki kırmızı halı şovuna bu gözle bakınca biraz daha rahatladık biz de açıkçası, belli ki ikilinin bu tip bir iletişimi var. 

Gelelim yeni versiyonun ilk bölümüne ve bize düşündürdüklerine. Bölümün başında Chastain’i kendisi olarak, dizinin setinde görüyoruz. Sette çalışanlar, ışıklar ve kameralar hepsi gözümüzün önünde. Kahvesi elinde, setin içinde yürüyor ve aksiyon diye bağırılana kadar dizinin kamera arkasındayız. Yönetmenin aksiyon komutuyla asıl dizi başlıyor. Biz henüz izleyememiş olsak da daha sonraki bölümlerde de bu durum devam ediyormuş. Bu da seyirciye sahnelenmiş bir şey izlediğini fark ettiren bir durum tabii. Levi’nin bu seçimi, izlediğimiz her şeye bir rol olarak yaklaşmamızı sağlıyor. Karakterleri izlerken, onların hep bir rol yaptığını hatırlayarak bakabiliyoruz. Aslında eş, anne, baba gibi rollerin özünde belli zamanlarda performe edilen birer rolden ibaret olduğunu hatırlatmak ister gibi yönetmen. 

Asıl bölüm başlangıcı da çiftimizi orijinalindeki gibi bir kanepede kendilerinden bahsederken gösteriyor bize. Bu kez bir doktora araştırmasının konusu olmuşlar. Bergman’ın kalemiyle “Kendinizi nasıl tanımlarsınız” sorusu bu kez “Kendinizi hangi özelliğiniz olmadan hayal edemezsiniz?”e dönüşmüş. Levi, eski tanım ve rollerin şimdinin dünyasında daha da sahiplenildiğini ve kimliğimizin de birer parçası haline geldiğini söylemek istiyor gibi. Jonathan Yahudi, baba, demokrat gibi özelliklerini sayarken astımı da ekleyince eşi çok şaşırıyor. Kendinin ayrılmaz bir parçası olarak hastalığını seçme sebebini sorunca, Jonathan cevap veriyor: sen de her gün boğulma tehlikesiyle yaşasaydın, sen de bunu bir parçan olarak görürdün. Aslında bu cümle ilişkilere, evliliklerine ve tabii doldurmak zorunda oldukları rollerine de bir gönderme. Karşımızda her anlamda sıkışmış iki insan var ve kendilerini her yaptıklarında yetersiz görüyorlar.

Araştırmaya konu olma sebeplerinin gün içinde Jonathan’ın çocuk bakması ve evin ana gelirinin Mira’dan gelmesi olduğunu öğreniyoruz. Modern toplumun onlara dayattığı rolleri bir türlü dolduramayan bir ikili onlar. Mira anne rolünü dolduramadığından korkuyor, Jonathan da ailesine yeterli maddi destek olamadığı için geleneksel eş rolünü gerçekleştiremediğini düşünüyor. Araştırmacının teorisine göreyse bu tip evliliklerin başarılı olma oranı çok daha yüksek. Hem araştırma için yapılan röportaj, hem de akşamında arkadaşlarıyla yedikleri yemekte de bu başarı meselesi tartışılıyor. İlişkilerin, evliliklerin başarılı olması gerekmesini kapitalizmin bir oyunu olarak görüyor Jonathan. İkisi de evliliğe bir yol ve araç gibi yaklaştıklarını anlatıyorlar. Açık ilişki yaşayan arkadaşlarının tutku peşinde koşmasını anlamsız ve ergence buluyor Mira. 

Mira ve Jonathan dev bir tutkuyla başlamış bir ilişkide değiller, ama her şey yolunda. Bergman evliliğin bedeline baktığını söylemiş, Levi de boşanmanın bedeline bakmak istediğini söylüyor. İki yapım arasındaki ana fark bu. Çiftin ayrılmalarının onlar için yaşatacaklarına odaklanan Scenes from a Marriage, aslında iki insanın günümüzde bir arada kalabilmek için neler yapacağının bir sorgulaması. Günümüz dünyasında içini doldurmak zorunda hissettiğimiz rollerin, geçmişe göre çok daha görünür ve de hayati olduğunu, dürüst ve akıcı bir şekilde anlatmayı başarıyor Levi. Yüreğimizin dağlanacağını bilsek de, ikinci bölümü heyecanla bekliyoruz.

editörün seçtikleri