Yazar: Gamze Akyol
6 Temmuz 2021
Hasret kaldığımız festivallere bir bir kavuşuyoruz: 74. Cannes Film Festivali’nde yarışacak 10 film

Geçtiğimiz sene malum sebeplerden ötürü fiziki olarak gerçekleşemeyen Cannes Film Festivali, bu sene 6-17 Temmuz tarihleri arasında dolu dolu bir programla film seçkisini sunacak. Elbette bu seneki festival de yavaş yavaş kurtulmaya başladığımız pandemiden ufak tefek darbeler aldı ama yine de tahmin ettiğimizden çok daha “normal” bir festival bizi bekliyor. Hal böyle olunca biz de, Spike Lee’nin Ana Yarışma’nın jüri başkanlığını üstlendiği 74. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışacak filmlere dadanmak için kolları sıvadık.

2020 yılında gösterilemeyen bazı filmlerin de yer alacağı ve bu sebeple daha da zengin bir seçkiye sahip olan 74. Cannes Film Festivali’nin merkez üssü elbette bu sene de Fransa Rivierası ama bu defa, hâlâ ülkeden ülkeye değişkenlik gösteren seyahat kısıtlamaları sebebiyle festivale katılamayan izleyiciler ve de film şirketleri için de bir çözüm düşünülmüş. Cannes Film Market kapsamında, Avrupa dışında belirlenen beş bölgede (Melbourne, Mexico City, Pekin, Seul ve Tokyo) de film gösterimleri yapılacak festival süresince. Aralarında Benedetta, Paris 13th Disrict, The French Dispatch gibi filmlerin de bulunduğu 20 film, Cannes’daki prömiyerlerinin ertesi günü bu şehirlerde beyazperdeyle buluşacak. Normal şartlar altında Mayıs ortalarında gerçekleşmesi planlanan festival iki ay ertelenmişti hatırlarsanız. Bu süreçte de kapsamlı bir Covid-19 protokolü yayınladı organizatörler. Maske, mesafe gibi tedbirlerin yanı sıra elbette katılımcılara test zorunluluğu da bulunuyor bu protokolde. Festivalin bazı alanlarında bulunan tarama merkezlerinde de ateş ölçümü gibi tıbbi hizmetler sunulacak devamlı olarak.

Tüm sinemaseverlerin gözünü diktiği 74. Cannes Film Festivali’nin açılışı Leos Crax imzalı, Adam Driver ve Marion Cotillard’ın başrolü üstlendiği Annette ile yapılacak. Festivalin 50. yılından bu yana verilen Onursal Altın Palmiye Ödülü de en son The Mauritanian’da izlediğimiz Jodie Foster’a açılış töreninde takdim edilecek. Ayrıca bu seneki festival, Spike Lee’nin 74 yıllık Cannes Film Festivali tarihindeki ilk siyahi jüri başkanı olması sebebiyle tarihi (!) bir önem de taşıyor. Yalnız, Ana Yarışma kategorisinde yarışacak 24 filmin yalnızca dördünün kadın yönetmenlerin filmlerinden seçilmiş olması Cannes’ın “geleneksel” çizgisinden kolay kolay şaşmayacağını da gösteriyor diyebiliriz. Biz en iyisi lafı daha fazla uzatmadan sahneyi Altın Palmiye için yarışacak filmlere bırakalım…

Annette (Leos Carax)

Son uzun metraj filmi Holy Motors’un ardından dokuz yıl kadar ara veren Leos Carax, sinema dünyasında dönüşü merakla beklenen isimlerdendi şüphesiz. Fransız yönetmen, şu aralar 26. albümleri üzerinde çalışan Sparks grubunun üyeleri Russell Mael ve Ron Mael’in yazdığı bir müzikali hayata geçiriyor bu defa. Adam Driver’ın bir komedyeni ve Marion Cotillard’ın bir opera sanatçısını canlandırdığı film, bu çiftin çocuklarına yani Annette’e odaklanıyor. İki yaşındaki Annette’nin özel bir çocuk olduğunu fark eden çiftimizin yaşadıklarına ışık tutacak olan bu müzikalde Carax’ın alışıldık metaforik tarzını da bol bol hissettireceği tahmin ediliyor.

The Story of My Wife / A Feleségem Története (Ildikó Enyedi)

The Story of My Wife’ın yönetmen koltuğunda Altın Palmiye için yarışan dört kadın yönetmenden biri olan Ildikó Enyedi oturuyor. Milán Füst’ün 1920’lerde geçen romanından uyarlanan film, kaptan Jakob Storr’un girdiği bir iddia sonucu bulundukları kafeye giren ilk kadınla evlenmesini anlatıyor. Storr’ı Gijs Naber, Storr’ın iddia sebebiyle evleneceği kişiyi ise Léa Seydoux canlandırıyor. Seydoux’ın ayrıca dünya prömiyerini 74. Cannes Film Festivali’nde yapacak olan Wes Anderson filmi The French Dispatch’ın ve de Arnaud Desplechin projesi Tromperie kadrosunda da yer alıyor. Kendisinin göz kamaştıran filmografisine şöyle bir bakınca bu durum elbette hiç şaşırtıcı değil. Filmin kadrosundaki diğer isimler ise Louis Garrel, Josef Hader, Jasmine Trinca ve Sergio Rubini. Başarılı Macar yönetmen Enyedi’nin İngilizce olarak çektiği ilk film olan The Story of My Wife, festivalin dört gözle beklenen eserlerinden biri. Enyedi’nin dediğine göre “insanlığın kusurlarıyla ilgili kendini sevdiren bir içtenliği olan” bu film bizi yumuşak karnımızdan vuracak gibi duruyor.

Benedetta (Paul Verhoeven)

Derin, erotik, kaotik ve de genelde karanlık tarafa çağıran anlatılarıyla dikkat çeken Hollanda asıllı usta yönetmen Paul Verhoeven’ın yine kendine has tarzını hissettirecek bir film Benedetta. Judith C. Brown’ın 1986 yılında yayınladığı Immodest Acts: The Life of a Lesbian Nun in Renaissance Italy isimli kitabından uyarlanan film, 17. yüzyıl İtalya’sında geçiyor ve lezbiyen bir rahibe olan Benedatta’yı merkezine alıyor. Küçük yaşlardan beri psişik/mistik güçleri olduğu düşünülen Benedetta, inandığı ve de kendini adadığı din tarafından “yasaklanan” bu yönelimi sebebiyle başta kendisiyle olmak üzere büyük bir mücadele veriyor. Benedatta’nın bir başka rahibeyle yaşamaya başladığı tutkulu aşkın gölgesinde geçen zorlu günlerine tanık oluyoruz film boyunca.

Drive My Car (Ryusuke Hamaguchi)

Drive My Car, Haruki Murakami’nin 2014 yılında yayınlanan kısa öyküsünün, bir Japon sinema efsanesi olan Ryusuke Hamaguchi tarafından beyazperdeye uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Son filmi Wheel of Fortune and Fantasy ile 71. Berlin Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü’nü alan Hamaguchi, Altın Palmiye için de iddialı olan isimlerden diyebiliriz. Hamaguchi’nin heyecanla beklenen bu filminin konusu ise şöyle; Hem yönetmenlik hem oyunculuk yapan Kafuku ismindeki adamın oyun yazarlığı yapan bir eşi vardır. Kafuku’nun eşi bir gün ortadan kaybolur ve biz bu olaydan iki yıl sonrasına gideriz. Kafuku burada büyük bir festivalin direktörlüğünü üstlenmişken hayatını beklenmedik ölçüde etkileyecek genç bir kadınla tanışır ve olaylar gelişir.

The French Dispatch (Wes Anderson)        

The French Dispatch, büyüleyici ve rengarenk bakış açısına tutulduğumuz yönetmen Wes Anderson’ın geçtiğimiz yıldan beri merakla beklenen son projesi. Yazar kadrosunda kendisine eşlik eden diğer yazarlar ise Hugo Guinness, Jason Schwartzman ve Roman Coppola. Anderson’ın “gazeteciliğe bir aşk mektubu” şeklinde tanımladığı filminin kadrosu da elbette dolu dolu; Frances McDormand, Timothée Chalamet, Saoirse Ronan, Bill Murray, Elisabeth Moss, Léa Seydoux, Tilda Swinton ve daha nicesi. Festivalin en havalı kadrolarından birine sahip anlayacağınız. Kurgusal bir Fransa şehrinde geçen The French Dispatch, Fransa’ya yeni bir dergi kurma amacıyla gelen Amerikalı bir gazeteciyi merkezine alıyor. Anderson’ın The New Yorker dergisine duyduğu büyük hayranlık sebebiyle bu “hayali” dergi de The New Yorker’dan esinlenmeler taşıyor. Filmde kısa kısa da olsa, animasyon ya da siyah beyaz sahneler de bulunuyor. Belli ki yine “Anderson sineması” tarafından esir alınacağımız bir dünya bizi bekliyor.

A Hero (Asghar Farhadi)

A Hero (Asghar Farhadi) Asghar Farhadi’nin yazıp yönettiği A Hero filminin başrollerinde Amir Jadidi, Mohsen Tanabandeh, Fereshteh Sadre Orafaiy, Sarina Farhadi var. Farhadi bu filminde, ödeyemediği bir borç yüzünden hapiste bulunan Rahim’in hikayesini anlatıyor. Rahim, alacaklısıyla şikayetini geri çekmesini istemek amacıyla bir buluşma ayarlıyor ama bu buluşmayla işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Toplumsal eleştirileri ve de ahlaki sorgulamalara eserlerinde yer vermeyi seven Farhadi, yine benzer bir temayı anlatısına işliyor. A Separation, The Salesman gibi filmleriyle alkış toplayan İranlı yönetmen son olarak Penelope Cruz ve Javier Bardem’in başrolü üstlendiği Todos lo saben (Everybody Knows) filmiyle karşımıza çıkmıştı.

Paris 13th District / Les Olympiades (Jacques Audiard) 

2015 yılında, Dheepan ile Altın Palmiye kazanan Fransız yönetmen Jacques Audiard, bu defa Paris 13th District filmiyle Cannes’da arz-ı endam ediyor. Üstelik bu filminin yazar kadrosunda Léa Mysius, Céline Sciamma ve Adrian Tomine (kendisinin kısa öykülerinden uyarlanıyor film) gibi bol ödüllü isimler kendisine eşlik ediyor. “21. yüzyıl aşk hikayesi” şeklinde tanımlanan film, üç kadın ve bir adam arasındaki karmaşık ilişki(ler)e yeni bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyor. Paris 13th District, Emilie, Camille, Nora ve Amber karakterlerinin birbirlerine besledikleri yoğun hisler ile izleyicilerini “modern aşk” üzerine derin sorgulamalara itecek gibi. Filmin kadrosunda daha önce Portrait of a Lady on Fire’da Céline Sciamma ile çalışmış Noémie Merlant’ın yanı sıra Lucie Zheng, Makita Samba ve Jenny Beth gibi isimler var.

Memoria (Apichatpong Weerasethakul)

Memoria, tıpkı Jacques Audiard gibi Altın Palmiye’yi daha önce kucaklayan bir başka yönetmen olan Apichatpong Weerasethakul’ın heyecanla beklenen son eseri. Başroldeki Tilda Swinton ise yine Léa Seydoux gibi birden fazla filmle festivalde yer alan bir diğer isim. Memoria’da, Kolombiya’ya hastalanan kız kardeşini ziyarete gelen Jessica’nın peşine takılıyoruz. Burada Fransız bir arkeolog ve de genç bir müzisyenle yolları kesişen Jessica, ”gaipten” duyduğu/gördüğü şeylerin sırrını bu insanlarla birlikte çözmeye çalışıyor. Weerasethakul, dram türündeki bu filmiyle izleyicilerine sürrealist bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

La Fracture (Catherine Corsini)

Catherine Corsini’nin hem Agnés Feuvre ve Laurette Polmanss ile senaryosunu yazdığı hem de yönetmen koltuğunda oturduğu La Fracture, bizi Fransa’nın asla dinmeyen kaotik havasıyla buluşturuyor. Paris’te yaşayan ve ayrılığın eşiğinde olan Raf ve Julie arasındaki tansiyon, bulundukları hastanede çıkan ayaklanmalarla iyice yükseliyor. Çalışma şartlarını protesto eden hastane çalışanları büyük bir gösteri düzenliyor ve ilişkilerinde çıkmaza giren bu iki kadın da bu karmaşanın ortasında kalakalıyorlar. Cannes Film Festivali’ne 2001 yılında giriş yapan Corsini, 2012 yılında da Three World ile festivalin “Belirli Bir Bakış” kategorisinde yer almıştı. La Fracture filmi ile de bu sene Altın Palmiye için yarışacak kendisi.

Bergman Island (Mia Hansen-Løve)

Adından da anlaşılacağı üzere Mia Hansen-Løve’ın, İsveçli oyun yazarı ve de film yönetmeni Ingmar Bergman’a adadığı bir film Bergman Island. Yeni filmlerinin senaryosunu yazmak için kendilerine ilham verici bir yer arayan sinemacı çift, Bergman’ın evinin bulunduğu Fårö Adası’nda karar kılarlar. Bu “hülyalı” çiftimize hayat veren isimler ise Tim Roth ve Vicky Krieps. Yaz boyunca bu adada kalan çiftin günleri ve ilişkileri beklemedikleri kadar karmaşık bir hal alır ve gerçekle hayal dünyası birbirine karışır. Muhtemelen bizi de bu dalgalı atmosferine katıp götürecek bir Hansen-Løve eseri olacak Bergman Island. 2007 yılındaki ilk uzun metrajlı filmiyle Cannes Film Festivali’nin ayrıcalıklı seçkisinde kendine yer bulan Hansen-Løve ilk defa Altın Palmiye için yarışıyor.

Ana Yarışma için seçilen diğer filmler ise aşağıda sıralı:

Flag Day (Sean Penn)

Ha’berech (Nadav Lapid)

Haut Et Fort (Nabil Ayouch)

Hytti Nro 6 (Juho Kuosmanen)

Julie (En 12 Chapitres) (Joachim Trier)

Les Intranquilles (Joachim Lafosse)

Lingui (Mahamat-Saleh Haroun)

Nitram (Justin Kurzel)

Par un demi-clair matin (Bruno Dumont)

Petrov’s Flu (Kirill Serebrennikov)

Red Rocket (Sean Baker)

Titane (Julia Ducournau)

Tre Piani (Nanni Moretti)

Tout s’est bien passé (François Ozon)

editörün seçtikleri