Advertisement
Hayat sevince güzel: DELİ.DOLU. efsane aşklar
yazar: dadanist

About Nights‘ın DELİ.DOLU. ruhuna kapılıp, #AşıkOl mesajına kulak veriyoruz ve Jane Birkin ile Serge Gainsbourg ikilisinden Angelina Jolie – Billy Bob Thornton – Laura Dern aşk üçgenine, Kate Moss ile Johnny Depp’in ikonik ilişkisinden Patti Smith ve Robert Mapplethorpe’un o hiç bitmeyen bağına uzanıyoruz. Popüler kültürün DELİ.DOLU. isimleri ile zamanda aşık olacağınız küçük bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kimi rock n’roll’un ritmine kapılır öyle yaşar aşkını, kimi aşk bitse de ömür boyu dost kalır, kimi birbirinde bulur ilhamı, kimi ise unutur her şeyi, kalbini kırdığı üçüncü kişiyi bile… Bazen günlere haftalara bazen de koca bir ömre yayılan, yaşanırken popüler kültür tarihine de yön veren aşklar… Kimi aşkından kendini kendini unutacak kadar deli, kimi kalbinde birkaç aşkı barındıracak kadar dolu. Kimi deli, kimi dolu.

İLHAMI BERABER BULANLAR

Bazı aşklar vardır, birbirinden alır ilhamı. Doldurur kendini ve yepyeni şeyler yaratır. Onu o yapan aşkıdır.


Frida Kahlo – Diego Rivera

“Hayatta başıma iki korkunç kaza geldi. Biri geçirdiğim otobüs kazası, diğeri ise Diego.”

25 yıllık bir evlilik, DELİ.DOLU. bir aşk… ‘‘Güvercinin file olan aşkı’’ desek kimden bahsettiğimiz gayet net anlaşılacaktır. 20. yüzyılın en özgün ressamlarından biri Frida Kahlo ve yine kendi gibi ressam aşkı Diego Rivera. Bu evlilik öyle bir evlilik ki içinde bolca yaş farkı, sadakatsizlik, çocuk denemelerinde yaşanan sağlık problemleri; kırgın aşık bir kadın ve ona cesaret veren sanatçı bir koca var.

Bunlar bu ilişkiyi özetlemek için yeterli mi? Asla.

Büyük bir aşk, büyük acılar ve ayrılıklarla dolu bir aşk onlarınki. Frida’yı çok sevmesine rağmen çapkınlığından ödün vermeyen Diego, Frida’yı defalarca aldatırken Frida da boş durmayıp Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki, ünlü fotoğrafçı Nickolas Muray gibi isimlerin dışında pek çok kadınla da beraber oluyor. Üstelik bu kadınlar Diego’nun kendisini aldattığı kadınlar. Tüm bu dalgalanmalara rağmen çiftin en uzun süren ayrılıkları bir sene oluyor. Diego sadık bir eş olmasa da her zaman Frida’yı cesaretlendiren, onun sanatıyla açılmasını sağlayan, hastalığında yanında olan ve ona dolu dolu ilham veren bir aşık oldu. Frida ise seneler sonra yayımlanan mektuplarıyla -aşağıdaki sözleriyle- aşkı iliklerinde hissetti, hissettiriyor.

“Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim. Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!”


Iman – David Bowie

Tüm dünyayı peşine takan bir rock yıldızı ile hem güzel hem de karizmatik bir modelin aşkı… Kulağa başta biraz klişe gelse de kahramanlarımız David Bowie ile Iman gibi kendi alanlarında ikon olmuş iki isim; haliyle klişelere kafa tutan DELİ.DOLU. bir aşk masalına dönüşüyor her şey…

Hikaye şöyle: Bowie, isteksizce gittiği bir partide Iman’ı ilk gördüğü anda ömrünün onunla geçireceğini hissediyor, hatta doğacak çocuğunun ismini bile düşünmeye başlıyor. O derecede ”ilk görüşte aşk”. Tanışmalarının henüz ilk dakikalarında Iman’ın Afrika’daki açlıkla mücadele ve AIDS konusunda yürüttüğü çalışmaları anlatması ise Bowie için bir aydınlanma oluyor ve o günden sonra bu sosyal sorumluluk yolunda Iman’ın en büyük destekçisi haline getiriyor. Birkaç ay içinde evlenme teklifini patlatıyor Bowie. Ancak koca bir “hayır” cevabıyla geri dönüyor. Kırılmasın kalbiniz, ayrılık yok. Nedeni, bu işin usulüyle yapılması; yani evet, kendisini babasından istemesini söylemiş Bowie’ye Iman. 1992 yılında evlenen ve 25 sene süren DELİ.DOLU. mutlu ilişkilerinde “hayatta en büyük başarım karımla evlenmek” diyen Bowie’ye de bakınca duygularımıza hakim olamıyoruz ve resmen “relationship goals” diyoruz.

Yves Saint Laurent – Pierre Bergé

Moda dünyasının en ikonik aşklarından biri, 50 yıllık bir hayat arkadaşlığı; içinde destek, dostluk ve DELİ.DOLU. sevgi var.

Yves Saint Laurent kariyerinin ilk dönemlerinde henüz yirmili yaşlarının başındayken Dior’un baş tasarımcısı oluyor ve defilesinde iş adamı Pierre Bergé’yi oldukça etkiliyor. Aslında tanışmaları 1958 Dior defilesinin ardından Harpers Bazaar’ın editörü Marie Louise Bousquet’in davetinde karşılaşmaları ile oluyor. Bu tanışma senelerce süren bir aşkın ve iş birliğinin ilk adımı olacaktı…

1957 yılında Christian Dior’un ölümü ile Yves’in ünü daha artsa da akabinde gittiği askerlik, psikolojisini etkiliyor. Hastanede yaklaşık bir sene tedavi gördükten sonra Dior sözleşmesini iptal ediyor ve Pierre Bergé’nin teşvikiyle yeni bir moda evi açıyor. Bu iş ilişkisi ardından aşka dönüşüyor tabii. Bir tarafta sakin ve modayı sanat olarak görmeyen tam bir iş insanı, diğer tarafta ise duygusal çalkantıları, iniş ve çıkışları, madde bağımlılığı ve alkol problemi olan kırılgan ve yaratıcı bir tasarımcı… Hayattaki en büyük destek ve motivasyon kaynağı ise aşkı Bergé oluyor, Yves Saint Laurent için. Biri düşüyor, diğeri hep kaldıran ve motive eden taraf oluyor. Bu derin aşk 18 yıl sürüyor. Hatta aşk bitse de dostlukları baki kalıyor. Öyle ki Yves Saint Laurent, beynindeki tümör yüzünden ölüm döşeğindeyken bile yanında yine Pierre oluyor. İşin sırrı aşk mı, sevgi mi, şefkat mi bilmiyoruz ama birbirlerini her daim daha iyi bir yere taşımak için çalışan bu ikilinin aralarındaki aşk bizlere de ilham oluyor.

HIZLI YAŞAYANLAR

Sevgi neydi? Sevgi emekti ama bir o kadar birlikte delirmekti…


Jane Birkin – Serge Gainsbourg

DELİ.DOLU. aşklar dendiğinde akla gelen ilk çiftlerden biri Jane Birkin ile Serge Gainsbourg. Birlikte hem deli hem dolu geçen 12 sene…

İlk olarak Slogan filminin çekimleri sırasında birbirleriyle karşılaşıyorlar. Jane Birkin yeni boşanmış, küçük kızı Kate ile birlikte yeni bir başlangıç için Paris’e gelmiş. Kalbi kırık. Serge Gainsbourg da ilah ötesi Brigitte Bardot tarafından feci terk edilmiş. Kalbi kırık. İlk buluşmaları o yüzden çok da tatlı olmuyor. Hatta kültür farkı, aradaki yaş farkı derken, çok da hazzetmiyorlar birbirlerinden. Fakat sonra, söylenene göre, Slogan’ın yönetmeni gidip aradaki buzları eritsinler diye ikisini de bir akşam yemeğine gönderiyor ve 20. yüzyılın skandallarla dolu o ikonik ilişkisi başlıyor.

İlk skandal, elbette, bizi bir çiftin yatak odasının tam orta yerine bırakıveren Je t’aime… moi non plus düeti. Papadan bile yasak yiyorlar! O zamanın delileri, şimdinin ilham veren idolleri tabii.

Bir de tabii hislerini doruklarda yaşayan iki insandan bahsediyoruz. Tabii kavgaları da aşkları kadar ateşli oluyor. Hatta bir kavgaları sırasında Jane Birkin kendini Seine Nehri’ne atıveriyor! Evet, Serge deli ama Jane ondan da deli… Aşkları boyunca Jane, Serge’in ilham perisi oluyor. Ayrıca Jane Birkin diskografisinin en güzel şarkıları da Serge Gainsbourg imzalı.

Serge Gainsbourg skandal üstüne skandal patlatmayı ve alkol ile sigarayı abartınca Jane Birkin çocuklarını alıp evi terk ediyor. Ama iş orada bitmiyor tabii. İkili iş birliklerine ve dostluklarına devam ediyorlar. Serge Gainsbourg 1992 yılında kalp krizi nedeniyle hayatını kaybedince Jane Birkin de darma duman oluyor. O dönemlerde birlikte olduğu Fransız yönetmen Jacques Doillon, ‘‘Jane, Serge’i asla unutamadı’’ falan diyor zaten. DELİ.DOLU. geçen 12 yıl… Biz bile unutamadık, o nasıl unutsun?

 
Kate Moss – Johnny Depp

Rock n’roll hayat diye bir şey varsa, o konuda bu listedeki herkesi sollayan bir çift Kate Moss ve Johnny Depp.

Aslında ikonik aşklar söz konusu olduğunda Johnny Depp’in adını pek çok farklı isimle tekrar tekrar anmak mümkün. Mesela Winona Ryder ile 90’ların ilk yıllarına damga vuran aşkı da DELİ.DOLU. ama Kate Moss ile olan ilişkisinde, üzerinden 20 yıla yakın zaman geçmiş olsa da hâlâ merak uyandıran, kitleleri kendine çeken bir şeyler var. Kate Moss etkisi diyelim. Kendine has duruşu ve karizmatik bakışlarıyla, 90-60-90’lık süper modeller çağında fark yaratan ve kariyerinin daha başlangıcındayken bile hızlıca bir ikona dönüşen Kate Moss; yanına dönemin en parlak oyuncusu, romantik asi Johnny Depp’i de ekleyince işler bambaşka oluyor tabii. İkilinin fotoğrafları hâlâ moodboard’ların en tepesinde.

İki güzel insanın bir araya gelmesinden de öte aslında onların ilişkisini cazibeli (ve belki de özenilir) kılan. Kalabalıklar içerisindeyken bile birbirlerine ne kadar fena vurgun olduklarını göstermekten çekinmeyen ve bu tutkulu halleri kalabalıkların içerisindeyken bile fark edilebilen bir çift söz konusu. Medyanın işlerin ciddi olduğunu anlaması uzun sürmüyor tabii. Bu işin sonunun nikah masası (!) olduğuna kesin gözüyle bakılıyordu hatta. Söylenenlere göre bir dönem Kate Moss imzasını, ”Kate Depp” diye atmaya başlamış. (Öyle bir deli!) Ama sonra bir gün, hiç beklenmedik bir haber düşüyor gündeme. AYRILMIŞLAR.

Sebebi hâlâ bilinmiyor. Söylentiler birer şehir efsanesi gibi, eklene eklene büyüyor tabii. Kesin olan bir şey var ki, o da bu ayrılıkta asıl kalbi kırılanın Kate Moss olduğu… Açık açık, en arabesk sözlerle dile getiriyor kalbimdekileri. ”Johnny Depp hayatımın aşkıydı” demişti bir röportajında. ‘‘Kimse benimle Johnny’nin ilgilendiği kadar ilgilenmedi’’ gibisinden bir açıklaması da var. Bu kabus gibi ayrılığın sonrasında yıllar boyunca ağlamış. Şimdi Johnn haberleri okuyunca ne düşünüyordur acaba? Ex-aşkına olan hisleri değişmiş midir?

AŞK GEÇER, DOSTLUK KALIR…

Aşk geçse de birbirlerinden dolu dolu ilham almaya devam edenler…


Patti Smith – Robert Mapplethorpe

Her anı DELİ.DOLU. geçen bu ilişkiye dair söylenebilecek en güzel sözleri Patti Smith, Just Kids adlı kitabında bir ara getirmişti zaten. İkili henüz 20’li yaşların başındayken tanışıyorlar. Patti Smith New York’a yeni gelmiş. Robert Mapplethorpe ise havalı bir sanat öğrencisi. Yolları Smith’in çalıştığı bir kitapçıda kesişiyor ve… Zaman içerisinde birbirlerinin sevgilisi, dostu ve ilham kaynağı oluyorlar. Hatta bir nevi birlikte büyüyorlar ve sanat yolunda çıktıkları bu yolculukta birbirlerine destek oluyorlar. (Amma arabesk yazdık!) New York’un o dönemlerde altın çağını yaşayan underground sanat çevrelerinde başlayan kariyerleri 70’lerde ivme kazansa da ve o aşk bir noktada bitse de ikilinin birbirileriyle olan bağı hiç kopmadı. Ta ki Mapplethorpe’un 1989 yılındaki ölümüne kadar… Patti Smith, Robert Mapplethorpe’tan hayatındaki en önemli sanatçı olarak bahsediyor ve hâlâ ve hâlâ, Mapplethorpe’un üzerinde ne kadar büyük etki bıraktığını anlatıyor. Just Kids de her anı farklı bir hikayeye açılan bu sonsuz bağı ölümsüzleştiren bir eser…

Céline Sciamma – Adèle Haenel

Aşkın deliliğinden beslenen bir çift daha… Bu ikilinin adını gördüğünüz anda aklınıza hemen Portrait of a Young Lady on Fire filmi geliyor muhtemelen ama Céline Sciamma ve Adèle Haenel’in hikayesi çok daha eskiye dayanıyor. İlk kez Sciamma’nın yönettiği ve Adèle Haenel’in de başrollerden birini üstlendiği Waterlillies filminin setinde alevleniyor tüm hisler. O sıralarda Adèle Haenel büyük bir travmanın hemen ertesinde, bıraktığı kariyerine yeniden dönüş sürecinde. Sinemayı neden bırakmak istediğini ise geçen yıl yaptığı önemli bir ifşa ile açıklamıştı Adèle Haenel. 12 yaşındayken rol aldığı Les Diables filminin çekimleri sırasında filmin yönetmeni Christophe Ruggia tarafından taciz edilmeye başladığını ve bu tacizlerin 12-15 yaşları arasında sürekli olarak devam ettiğini söylemişti.

Yaşadıklarını söyleyebildiği ilk kişi ise Céline Sciamma oluyor. Olayın üzerinden zaman geçse de kimseye açılamıyor çünkü. İkilinin sette dayanışma ve dostlukla başlayan ilişkileri ise zaman içerisinde aşka evriliyor. 2014 yılında, César Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alırken yaptığı teşekkür konuşmasında da Céline Sciamma’ya olan aşkını tüm dünyaya ilan ediyor Adèle Haenel. ‘‘Seni seviyorum’’ çılgın kız duygulanmış sesiyle. Bu ikilinin adı geçtiğinde ilk anlatılan hikayelerden biri.

Olay çok taze olduğu için acımız hâlâ yeni: Céline Sciamma ve Adèle Haenel, Portrait of a Young Lady on Fire’ın çekimleri başlamadan önce ayrılıyorlar. Yine de dostlukları baki. Adèle Haenel de Portrait of a Young Lady on Fire yine döktürüyor tabii. Neticede Céline Sciamma’nın kendi ilham perisinden yola çıkarak yazdığı bir hikaye bu… Coşkuyla aşkını haykırmak… Delilik mi? Asla!

MUTSUZ SONLAR 🙁

DELİ.DOLU. geçen ama hüzünle biten hikayeler…


John Lennon – Yoko Ono

Muhtemelen John Lennon, 1980 yılında yaşadığı apartmanın girişinde vurularak ölmeseydi, bu ilişki hâlâ devam ediyor olurdu. DELİ.DOLU. başlamış ama zamana yenik düşmemiş, büyüdükçe büyümüş bir aşktı çünkü John Lennon ve Yoko Ono’nunki. Hatta sanatsal anlamda birbirlerinin önünde yeni yollar açtılar, birbirleriyle birlikte yeni ifade şekilleri de keşfettiler. Fanatikler, The Beatles’ı dağıtanın Yoko Ono olduğunu söyleyip kendisine türlü lanetler sıralıyor olabilirler ama Yoko Ono ile birlikte Lennon çok daha maceracı ve belki de daha da üretken. (bkz. Imagine)

Öncesine dönelim.

İkili 1966 yılında, Londra’daki bir sanat galerisinde karşılaşıp tanışıyorlar. Yoko Ono harıl harıl sergi hazırlıklarında. John Lennon ise onun işleriyle ilgili türlü şakalar, espriler yapmaya başlıyor. Yoko Ono da sinirlenmeye başlamış. Söylenenlere göre daha önce The Beatles’ı hiç duymamış. (Nasıl olabilir aklımız almıyor, John Lennon’ın yine aynı yıl söylediği gibi; o dönem İsa’dan bile ünlüler!) Neyse, galeri sahibi gelip Yoko Ono’yu sakinleştiriyor hemen, ”Adam çok zengin, ters yapma, belki işlerinden satın alır” diyor. Büyük aşklar kavgayla mı başlar sahiden, bilinmez, ikili çok geçmeden flörtleşmeye başlıyor. İkisi o sırada başkalarıyla evli ama fena vuruluyorlar, engel tanımıyorlar.

Sonrası zaten belki de 20. yüzyılın yönünü değiştirecek kadar kritik: John ve Yoko, son sürat bir ilişkiye koyulur, John ve Yoko’nun oğulları Sean doğar, ikili evlenirler ve balayına çıkarlar, Amsterdam’daki hotelde o meşhuuuuur savaş karşıtı yatak eylemlerini gerçekleştirirler, The Beatles dağılır (menajerleri Brian Epstein ile Lennon’ın uyuşturucu bağımlılığı gibi başka faktörler de var), albümler yazılır, konserler verilir, çift New York’a yerleşir ve…

Dedik, sonrası tarih diye. İkilinin DELİ.DOLU. aşkı ise önlerine çıkan her engelli aşacak, tarihi köklerinden sallayacak cinstenmiş işte.


Courtney Love – Kurt Cobain

Ve komplo teorisyenlerinin en sevdiği konuyu açmış bulunuyoruz. Courtney Love’ın Kurt Cobain’i öldürdüğüne dair olan inancı, ünlü rock’çının ölümünün üzerinden 20 küsur yıl geçmiş olsa da yitirmeyen o kadar çok kişi var ki hâlâ. Tabii nasıl öldürmüş olabileceğine dair teoriler de değişiyor. Tetikçi ayarladı diyenler, manipüle etti diyenler… Uzun uzun makaleler, belgeseller… Pek çoklarının kafasında süreç hâlâ tamamlanmış değil.

Grunge’ın fulfors patlama yaptığı yıllarda geçen bir aşk hikayesi bu. O yüzden de o döneme damgasını vuruyor. İki tarafın da fanatikleri bu karşılaştırmayı yaptığımız için muhtemelen aşırı kızacak ama günümüzde Kim Kardashian ve Kanye West nasıl bir gürültü koparıyorsa, işte Kurt ve Courtney ikilisi de aynı etkiye sahipti medya üzerinde.

Bu iki DELİ.DOLU. rock’çının ilk ne zaman tanıştıklarına dair yazılanlar değişiyor. 1989 ve 1990 yıllarında kısaca karşılaştıklarını söyleyenler de var ama kallavi bir şekilde birbirlerinin hayatlarına girmeleri, tüm kaynaklara göre, 1991. Tanışıp, anlaşıp sevgili olmalarından birkaç ay sonra 1992 yılında, Havaii’deki Waikiki Beach’te evleniyorlar. Courtney Love’ın üzerinde saten elbise, Kurt Cobain’de ise çizgili pijama…

Uyuşturucu, ikilinin hayatının orta yerinde. Bu yüzden aslında çevrelerindekiler bu ilişkiye sürekli karşı çıkıyor; birbirlerini kötü etkiledikleri düşünülüyor ama kim ne derse desin, 90’lar grunge’ının çılgın bohemliğiyle harmanlanmış olan bu aşk hikayesinin kimse önüne geçemiyor. Ta ki… Sonrası malum işte.

Kurt Cobain intihar etmemiş olsaydı da bu ilişki devam eder miydi? Hmm teorisyenlere kapılıp biz de kendimizce fikirler ortaya atmayalım ama skandallara yeni skandallar ekleyerek devam ederlerdi hayatlarına sanki.

Sid Vicious – Nancy Spungen

İkili deliliğin punk versiyonu.

Aslında bu hikayede romantik hiçbir şey yok. Birbirlerini yok eden iki insanın hikayesi bu.

Groupie’liğin hakkını veren Nancy Spungen, 17 yaşındayken evini terk ediyor ve vuruyor kendini yollara. Önce New York’a geliyor ve the Ramones, New York Dolls ve Aerosmith gibi, o dönemin yükselen gruplarıyla yollarını kesiştiriyor. Ama kalbinde biri var özellikle: Jerry Nolan, New York Dolls ve the Heartbreakers’ın davulcusu. Peşinden Londra’ya gidiyor ve planda olmamasına rağmen Sex Pistols’la tanışıveriyor. Sene 1977. Ve böylece de kamu spotu gibi bir ilişki başlıyor grubun iflah olmaz basçısı Sid Vicious ile aralarında. Bir buçuk küsur sene boyunca süren ilişkileri gitgellerle dolu. Uyuşturucu, bu ilişkinin de merkezinde. Hatta Vicious’ın bağımlılığı, Sex Pistols’ın dağılmasında da etkili oluyor.

Grup yollarını ayırdıktan sonra Sid ve Nancy, New York’taki Chelsea Hotel’e yerleşiyorlar. New York’un tüm underground sanat çevresi orada zaten… İkili burada geçirdikleri günlerde uyuşturucuya daha beter gömülüyor. Kavgalar da artıyor. Hatta Sid’in Nancy’ye şiddet uyguladığı söyleniyor. Tanıklar var. Haliyle, Nancy 1978 yılında hotel odalarının banyosunda bıçaklanmış olarak bulunduğunda Sid Vicious ilk şüpheli olarak görülüyor. İkinci dereceden cinayetle tutuklanmış olsa da çok geçmeden kefaletle serbest bırakılıyor.

Sid’in suçluluğu bir türlü kanıtlanamadı; zira Nancy’nin ölümünden dört ay sonra Sid de overdose’dan hayatını kaybetti. Cinayet davası da onun ölümüyle birlikte kapandı.

İkilinin DELİ.DOLU. hikayesine tanıklık etmek hâlâ bir şekilde mümkün aslında: 1986 tarihli Sid and Nancy filmi, çiftin hayatının orta yerine götürüyor izleyenleri. Tabii yürekleri kaldırırsa.

AŞK ÜÇGENLERİ

Bir kalbe kaç kişi sığardı sorusunu bize sürekli sorgulatan aşıklar; kimine göre deli ama kalbi oldukça dolu.

 

Anaïs Nin – Henry Miller – June Miller

Erotik günlükleri ve yazılarıyla tanınan İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar Anaïs Nin. Evliliği boyunca hayatına farklı adamlar girse de dönüm noktası 1930 yılında Paris’te yolunun kesiştiği Amerikalı yazar Henry Miller ile oluyor. Bu ikilinin ortak noktaları edebiyat. Ancak Miller da evli. Miller’ın karısı June’un o dönem Paris’e gelmesiyle iş biraz daha karışıyor ve konumuz sadece Henry Miller değil, aynı zamanda onun eşi June da oluyor. Anaïs, Henry’nin edebi dehasından, June’unsa güzelliğinden etkileniyor. Ne çok ortak nokta çıkıyor! Ne yapalım kalp bu… Ya da belki de tutku desek daha doğru olur. June’un şehir değiştirmesiyle Anaïs ve Henry’nin tutkulu kaçamağı bir ilişkiye dönüşüyor. Bu DELİ.DOLU. ilişki, June ve evliliğe ihanet etmenin vermiş olduğu suçluluk duygusuyla daha da karmaşık hale gelse de oldukça güçlü.

Fiziksel ayrılıkları olsa da ikilinin DELİ.DOLU. ilişkileri mektuplarıyla alevleniyor ve çoğu eserlerine de ilham veren tutkulu içten mektuplaşmaları 20 sene sürüyor. Şehvet, erotizm, evlilik, çokeşlilik ah ah… Okuyucularını tabuları bir kenara bırakıp şehvetli dünyalarına davet ediyorlar. Seneler geçse de anlıyoruz ki Anaïs için sıradan bir hayat çok sıkıcı olsa gerek: 1955 yılında ilk eşiyle hâlâ evli olmasına rağmen oyuncu Rupert Pole ile de evleniyor. Üstelik bu iki adam da bu yaşantıdan bihaber olup Nin’in ölümüne kadar hiç tanışmıyorlar. Bizim kafalar biraz karışsa da tek bir soru net: Bir kalbe kaç aşk sığıyordu?


Angelina Jolie – Billy Bob Thornton – Laura Dern

Bir çift düşünün, o kadar aşıklar ki birbirlerinin kanlarını birer madalyonda saklayıp kolye gibi boyunlarında taşıyorlar. Bir çift düşünün, o kadar aşıklar ki gözleri başka kimseyi görmüyor, kendilerine tutulan mikrofonların, kameraların önünde tutkuyla öpüşmeye başlıyor… Bugünkü ‘‘durulmuş’’ hallerine bakarak bu çılgınlıklarına ihtimal vermezsiniz belki ama Angelina Jolie’nin gotik olduğu, henüz çoluk çocuğa karışmadığı günlerden bahsediyoruz. Billy Bob Thornton ise… Evet, medyanın ilgisinden hep nefret etti ama düşünün nasıl tutulmuş aşka; Angelina Jolie ile belki de hayatının en ‘‘medyatik’’ dönemini yaşadı.

Angelina Jolie ile Billy Bob Thornton’dan DELİ.DOLU. iki aşk böceği gibi bahsettik fakat hikayenin başında üçüncü bir kalp de var. Talihsizce kırılan bir kalp… (Jennifer Aniston’cılar, heyecanlandığınızı duyar gibi olduk ama bu başka bir hikaye.)

Angelina Jolie ve Billy Bob Thornton, Pushing Tin filminin çekimleri sırasında tanışıyorlar. Aralarında pek bir şey olmuyor başlangıçta. Zira Billy Bob Thornton, Laura Dern’le nişanlı. Hem de epeydir. Jolie’nin de sevgilisi var, Timothy Hutton. Yine de zamanla birbirlerine karşı koyamaz hale geliyorlar ve iki aylık bir flörtün ardından, yıldırım hızıyla evleniveriyorlar. Ve evet, Thornton hâlâ Laura Dern ile nişanlıyken… Ve üstelik Laura Dern’ün haberi olmadan… Dern o sıralarda film çekimi için seyahatteymiş, eve gelip bir öğreniyor ki nişanlısı başkasıyla evlenmiş. İşte magazin gibi magazin. Muhtemelen sonrasında Billy Bob Thornton ile Angelina Jolie’nin sevgi pıtırcığı gibi kameralara poz verdiğini görünce aşırı sinirlenmiştir. Gerçi o pıtırcıklık hali de uzun sürmedi. Evlendikten üç yıl sonra ayrılıyorlar… Hem Angelina’nın önünde başka aşklar (ve üçgenler) var.

Bu DELİ.DOLU. hikayeler kalp atışlarınızı hızlandırdıysa sizi bir de About Nights’ın DELİ.DOLU. dünyasına davet edelim. #AşıkOl mottosuyla About Nights, yeterince delirip fazlasıyla dolanları zincirleri kırarak bu DELİ.DOLU. dünyanın bir parçası olmaya çağırıyor.