Yazar: Ilgaz Gökırmaklı
2 Eylül 2020
Hayatta kalana inanmak güçlendirir*: I May Destroy You incelemesi

Malum olay ve daha nice nedenle pek sevemediğimiz 2020, mini dizileriyle bir anlamda teselli ödülü veriyor diyebiliriz. Çok sevdiğim kadınların önerisiyle başladığım I May Destroy You sadece bu yılın değil, son yılların en etkileyici dizilerinden biri. Kimi zaman durdurup notlar aldığım, kimi anlarda izlerken rahatsız olup durdurduğum, acı ve mizahın ustaca bir dengeyle harmanlandığı dizi, Michaela Coel imzalı.   I May DestrYou incelemesi 

Not: Diziyle ilgili spoiler içeren bu yazı ve I May Destroy You cinsel saldırı ve tecavüzden hayatta kalanlar için tetikleyici olabilir.

Coel dizinin yaratıcısı, senaristi, başrolü kısacası her şeyi. Kendisini BAFTA’da Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandığı Chewing Gum’dan, konuk olduğu Black Mirror’dan ya da Netflix müzikali Been Soon Long’dan hatırlayabilirsiniz.

Michaela Coel’in hayatından otobiyografik izler taşıyan I May Destroy You hakkında ne kadar uzun yazarsam yazayım yetmeyecekmiş gibi geliyor. Ama zor olanı seçip tek cümleyle açıklayarak işe başlayayım: Rıza olgusuna odaklanan, tecavüzden hayatta kalan bir kadının hikâyesini izliyoruz. HBO ve BBC One’da yayınlanan dizi on iki bölümlük bir maraton. Maraton diyorum, çünkü izlemek için sağlam bir nefes gerekiyor. En azından benim için öyleydi.

Twitter’da ünlü bir yazar olan Arabella (Bella) elindeki taslağı,  o gece bitirmek zorundadır. Bella önündeki boş word sayfasına bakarken, imleç sürekli hareket eder. Tik tak tik tak. Biraz moladan zarar gelmez diye düşünen Bella, kendini Ego Death Bar’da bulur. Arkadaşlarıyla başladığı bu gece, nasıl olduğunu anlamadan, kafasındaki bir yarayla kendini yine ofiste, bir word sayfası önünde bulmasıyla sonlanır. Bella bir önceki gece saldırıya uğramıştır, ancak ne olduğunu yalnızca bulanık görüntüler ve kısa geri dönüşlerle hatırlıyordur. Yaşananların üzerinde durmaz, günlük meşgalelerine geri döner.

Hafıza kimi zaman kötü bir arkadaş olabilir- ya da biz öyle zannederiz. Anlık gelen görüntüler, kafa sallayınca buharlaşıp uçacağını sandığı “o an” gitmek bilmeyince, Bella arkadaşlarıyla konuşarak, geceye ait fişlerin izini sürerek, polise giderek, hayatta kalanların destek grubuna katılarak yaşadıklarını geride bırakmaya çalışır.

I May Destroy You tek cümleyle özetlemek zor olsa da rıza ve onay kavramlarına odaklandığını söylemek mümkün. Diziyi biraz daha iyi anlamak ve en önemlisi rıza/onay kavramlarını öğrenmek için Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin** Kavramlar Sözlüğü’ne bakmak da fayda var. Hukukta “rıza” olarak karşımıza çıkan onay, “kişinin belirli bir cinsel davranışı yaşamak istediğini özgür iradesiyle, sözlü veya bedensel ifade yoluyla net ve açık olarak belirtmesi” anlamına geliyor. Onay, tek seferliktir. Sessizlik, onay anlamına gelmemektedir. Onay, geri çekilebilir.

Tüm bunları, onay veya rızayı daha önce hiç düşünmediyseniz/ düşünmek istemediyseniz, I May Destroy You bir şekilde bunu düşünmenizi sağlıyor. Kwame’in (Bella’nın arkadaşı) rızaya dayalı birlikteliğinin ardından uğradığı saldırı, Terry’nin (Bella’nın diğer yakın arkadaşı) İtalya’da yaşadığı “özgürleştirici deneyim” ya da Zain’in (yazar arkadaşı) Bella’nın izni olmadan prezervatifi çıkarmasını izlerken, rızanın farklı örneklerini, farklı ilişkiler aracılığıyla görüyoruz.

i may destroy you 2

Dizi, doğrudan tecavüzü değil; hayatta kalmayı, kimi zaman farkında bile olmadığımız rızayı ihlal eden günlük deneyimleri ve travmaları aşmayı anlatarak ezber bozuyor. Bella’nın yayıncısına yazdığı hikâyeyi değiştirmek ve tecavüzü anlatmak istediğini söylemesi üzerine aldığı “Fantastik” tepkisi ağızda kekremsi bir tat bırakırken; homobi, transfobi, bile isteye ya da farkında olmadan işlenen nefret suçları, iyileşme adımları, hatalarla yüzleşmek,  onaylamayan ve rahatlamayan insanlardan uzak durmak gibi -yazarken atladığım sonra muhtemelen ah keşke bunu da yazsaydım diyeceğim- pek çok şeyle karşılaşıyoruz.

Nazik ve bir o kadar da kırıcı

Coel’in hikâyesi acı ve mizah dolu. Nazik ve bir o kadar da kırıcı, hatta rahatsız edici. Böylesine rahatsız edici on bir bölümün ardından dizinin finalini merakla beklerken, karşılaştığınız sonun ancak bu şekilde rahatlatabileceğini anlıyorsunuz. Yalnızca final bölümü bile Coel’in zekâsına ve gözü karalığına hayran kalmak için yeterli.

i may destroy you

Tecavüzden hayatta kalan birinin hikâyesi hangi sonla bitse içiniz rahatlardı? Hangi son yeterince tatmin edici olurdu? Affetmek? İntikam almak? Rezil etmek? Özür beklemek? Hangisi? Son bölümde Bella ve tecavüzcü David ile olası karşılaşma ihtimallerini izliyoruz. Tek bir sona mahkûm olmayan Bella, kendi sonunu kendi seçme özgürlüğüne sahip ki bu dizinin gerçekte vermek istediği mesajı destekleyen, önemli bir karar.

İlk senaryoda, Bella ve kadın arkadaşlarının David’i öldüresiye dövdüğünü ve fiziksel olarak tüm hıncını çıkarttığını görüyoruz. Attığı her yumruk, biraz olsun iyi geldi mi? Hiç şüphesiz, evet. David’in kanlar içinde kaldığı bu Bella’nın kanlı bedeni yatağının altına saklamasıyla son buluyor. İkinci ihtimal çeşitli oyunlar sonunda David’in kendisini anlatması, af dilemesi ve Bella’nın onu teselli etmesiyle bitiyor. Üçüncü ve son senaryoda ise, David ve Bella’nın rızaya dayalı birlikteliklerini izliyoruz. Her ihtimalin sonunda Bella’nın bir kâğıda apar topar notlar aldığını görüyor ve sonradan anlıyoruz ki bunlar her şeyin başladığı gün karşımıza çıkan o word sayfasına yazılmak için alınan notlar.

Her ihtimali, kendi sonuyla kâğıda döken Bella’nın bu gücü kendinde bulması olağanüstüyken, tecavüz suçlusu David’in af dilemesi ve sempatikleştirilmesi ihtimallerinden rahatsız olduğumu belirtmem gerek. Öte yandan biz ekran başında bu ihtimallerden hangisi gerçekleşsin diye düşünürken, Bella’nın evde kalarak karşılaşma planlarını elinin tersiyle itmesi tarif edilemez bir rahatlamayı da beraberinde getiriyor. İşte o an Terry’nin bir planı olup olmadığı sorusuna Bella’nın verdiği cevap daha da fazla anlam kazanıyor: “… Tecavüzcümle** bir araya geldiğim bir geleceğe bağlı değilim.”

I May Destroy You, cesur bir kadın hikâyesi falan değil. Hayatta kalana odaklanan, suçu işleyeni yalnızca suçuyla sınırlayarak onu aşılamayacak bir eşik olma halinden çıkaran bir hikâye ve bu yönüyle çok kıymetli. Kaldı ki hiçbirimiz cesur ve güçlü olmak zorunda da değiliz. Dünyanın her yerinde kadınlar eşitsizlikle, şiddetle ve ataerkil düzenle savaşıyor. Her gün “bizim buralarda” can yakan, öfkelendiren, isyan ettiren şeyler yaşadıkça ya da duydukça 2020’nin Londrası’nda da kadınların başına gelenleri izlemek “Ah yalnız değilmişim” rahatlamasını değil, daha da karanlık bir umutsuzluğu beraberinde getiriyor.  Biz ne konuşuyor, nelerle uğraşıyoruz diye saç baş yolarken; dizinin rıza, homofobi, ırkçılık, madde kullanımı gibi tüm “yasaklı” konuların gözümüzün yaşına bakmadan işlenmesi fena halde iyi geliyor, sarsıyor.

i may destroy

I May Destroy You şehirli bir kadının, senin, benim, belki de kimi zaman “farklı bir gözle” baktığın bir kadın hikâyesi. Bu uzun soluklu macerada kâh pembe, kâh kazıtılmış, kâh perukla renklendirdiği saçları ve benim için alametifarikası olan hırkasıyla karşımıza çıkan Bella’nın değişen saçları bende “İzlediklerin senin, benim, komşunun, arkadaşının, belki de iş yerinde hiç sevmediğin o kadının hikâyesi” hissi yarattı.

Kadın hikâyelerine ihtiyacımız var. Cesur, güçlü ya da önüne cafcaflı sıfatlar getirilenlere değil, sadece hikâyelerine, iyileşme hallerini dinlemeye ihtiyacımız var. “Benim haykırışlarım onların sessiz çığlıklarına yardım eder mi?” diye soran, “Asla acın hakkında konuşamayacak kadar meşgul değilim” diyerek destek veren, “Bu sokakta yürürken korkmamalıyım!” diye isyan ettiren, suçluyu suçuyla anan, acıları bir trajedi pornosuna dönüştürmeyen, kadınların, kuirlerin, kendini “ötede” hisseden herkesin hikâyelerine.

Diziye başlamadan önce ve sonra adının anlamının sizin için değiştiğini fark edeceksiniz. I May Destroy You. Yani, seni yıkabilir hatta mahvedebilirim. O an, o olay, o, seni değil; sen onu yıkabilirsin. Son söz. Bu yazıyı okurken ortak duygularda buluştuğumuz herkese, ne zaman görsem içimi ürperten o cümleyi hatırlatıyorum: “Gece karanlıktan korkarsan bu şehri ateşe veririz!”

Ve evet. Biz, bu “düzeni” yıkabiliriz.

Yazar notu:

*: Başlık, Melis Berk’in İyileşme Çizimleri isimli Instagram sayfasındanki bir çiziminden esinlenerek atılmıştır.

**:Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği Kavramlar Sözlüğü pek çok kavramı açıklıyor, yanlışlarımızı düzeltiyor. İncelemenizi öneririm.

***: Seçtiğimiz kelimelerin, kurduğumuz cümlelerin önemine inanıyorum. “Tecavüzcü” gibi hayatta kalanla bağ kurucu bir sözcük kullanmak istemesem de belirttiğimiz yerde karakterin ağzından bu sözcüğe yer verdim.

 

I May Destroy You incelemesi I May Destroy You incelemesi I May Destroy You incelemesi I May Destroy You incelemesi

 

editörün seçtikleri