Yazar: Nazlı Senem Dalgıç
19 Nisan 2021
H&M yeni sürdürülebilirlik elçisi Maisie Williams ile modada yeni bir döngü başlatmayı hedefliyor

Geçtiğimiz günlerde H&M Group ve Game of Thrones ile tanıdığımız Maisie Williams yeni bir iş birliğine imza attıklarını duyurdu. “Looop it” sloganıyla moda camiasında yeni bir ‘döngü’ başlattıklarını söyleyerek, 2030 yılına kadar yalnızca geri dönüştürülmüş veya sürdürülebilir kaynaklı malzemeleri kullanmayı da resmi olarak taahhüt ediyorlar. Son zamanlarda malum sebeplerden artan bu tarz duyuruların ve kampanyaların şeffaflıkları da sorgulanıyor elbette. Business of Fashion’un raporu ışığında neler yapılması gerektiğini inceliyoruz.

Kimilerine göre epey iddialı ve kritik olarak görülen bu girişim, markanın yeni elçisi Maisie Williams ile birlikte moda aleminin önde gelen perakendecilerini de yanına katarak, gerçekten de döngüsel bir moda endüstrisi yaratma yolunda ilerliyor.

Maisie Williams da basın açıklamasında “Sürdürülebilirlik girişimlerini yürütmek, erişilebilir ve döngüsel bir moda geleceğine giden yolu şekillendirmek için H&M bünyesindeki uzmanlarla yakın bir şekilde çalışacağım. Uzun vadeli hedef, 2030 yılına kadar tüm H&M Group markalarındaki tekstiller için yüzde 100 geri dönüştürülmüş veya diğer sürdürülebilir kaynaklı malzemeleri kullanmak. Gezegenimizi gelecek nesil için korumak için harekete geçmenin ve daha uygulanabilir üretim süreçleri yaratmanın zamanı geldi” gibi bir açıklamada bulunuyor.

Şimdi, esasen döngüsel moda veya “döngüsellik” atık malzemeleri ya da kullanılmayan mesela balık ağları gibi malzemeleri hayata döndürmek anlamına geliyor. Bu yüzden de sıkça ‘ileri dönüşüm’ olarak bahsediliyor zaten. Uygulama, fazlasıyla atık oluşturan tüm endüstriler için önemli bir çözüm olabilir. Gezegene karşı da daha duyarlı olurken, moda gibi kimilerine göre sanat kabul edilen bir dal için de yeni bir yol sunabilir. Dolayısıyla da eğer bir şey gerçekten sürdürülebilir olursa hem giysiler için hem insanlar için hem de gezegenin sömürülmemesi adına mühim bir adım atılmış olur.

H&M Global’in sürdürülebilirlikten sorumlu müdürü Pascal Brun de bir basın açıklamasında “Modanın geleceği farklı görünmeli ve biz de bu çözümün bir parçası olmak istiyoruz” sözlerine de yer vermiş.

Her şey dışarıdan olması gerektiği gibi görünürken, pek çok kişi de haklı olarak bir hızlı moda markasının gerçekten ne kadar ‘sürdürülebilir’ olduğuna dair eleştiriler getiriyor. Ayrıca markanın planlarında gerçekten net olmadığını, bu sebeple de kampanyalarında ünlü bir yüzü kullanmayı tercih ettikleri söylentileri eşliğinde… Konu sürdürülebilirlik olunca, her adımı birkaç defa sorgulamak gerekiyor elbette.

Business of Fashion tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre de en büyük 15 moda şirketi, Paris İklim Anlaşması’nın sosyal ve çevresel hedefleriyle, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini karşılama konusunda geride kalıyor. Halihazırda Dünya Ekonomik Forumu tarafından paylaşılan istatistiklere göre de endüstrinin küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 4’ünden sorumlu olduğu biliniyor.

Business of Fashion’ın raporundaki performans hesaplaması da BM sürdürülebilir kalkınma hedefleri, emisyonlar, atıklar, işçi hakları, su ve malzemelerle ilgili Paris Anlaşması ile ne kadar uyumlu oldukları konusunda puanlanarak oluşturulmuş.

Tüm şirketler için ortalama puan 36 civarı iken, Kering 49 puanla en üst sırada, Under Armour ise 9 puanla en düşük sırada yer almış mesela. Ayrıca Kering ve Nike şeffaflık konusunda en iyi performansı gösterirken, PVH Corp, Levi Strauss ve VF Corp da emisyonlarını azaltma çabalarında en üst sırada yer almış. Tüm bu konuya dair bir başka önemli nokta da markaların kendi şeffaflık raporlarını açıklaması oluyor aslında. Konuya H&M ile başladığımız için onun 2020 Sürdürülebilirlik Performans Raporu’nu yayınladığını da belirtmekte fayda var. Malzemelerinin yüzde 64,5’inin artık geri dönüştürülmüş veya daha sürdürülebilir kaynaklardan geldiğini duyurmuşlar. İsterseniz 2020 Sürdürülebilirlik Raporunun tamamını da okuyabilirsiniz.

Bir de “green washing” suçlamaları ne anlama geliyor diye soracak olursanız; halkla ilişkilerin ve pazarlamanın aldatıcı bir şekilde kullanılması aslında. Konu sürdürülebilirlik ve çevre olunca sık sık maruz kaldığımız o durum. Yani markaların amaçlarının ve politikalarının çevre dostu olduğuna ikna etmek için kullanıldığı klasik bir pazarlama taktiği. Dediğimiz gibi markaların kendi raporlarını açıklaması konuyu değerlendiren tüketiciler için epey önem arz eden bir durum oluyor işte.

Sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda tüketiciye de çok görev düşüyor elbette ama tüm sorumluluğu sadece tüketici tarafına yığmak da yeterli değil. (Gerçi sistem bunu yapmayı çok seviyor, sorumluluğu başkasına yıkıp işini kolaylaştırmak için.) Bilhassa markaların ve üreticilerin bu yolda atması gereken daha çok adım var. Kullanılan malzemelerden kıyafetlerin kimler tarafından, nerede ve ne koşullarda üretildiğine kadar upuzun bir zincirden bahsediyoruz. Kıyafetlerin etiketlerine de yansıyan bu şeffaflık pek çok şeyin değişmesinde etkili olacak.

Yine yeniden H&M’e ve Maisie Williams’lı kampanyaya dönecek olursak… Marka elçisi olarak sadece çevre değil, kadınların güçlenmesi ve kapsayıcılık gibi konularda da önemli bir görev üstleniyormuş Maisie Williams. Yani evet, markanın hareketleri de oldukça kapsamlı olarak hedefleniyor. Bir de bu iş birliği kapsamında Maisie’nin bir dijital versiyonu yani avatarı da karşımızda olacakmış. Dijital influencer’lar ya da avatarlar ile yollarımız epeydir kesişiyordu zaten. Gerçek Maisie ile avatar Maisie de bu iş birliği için kol kola verip markanın söylemlerini yayma konusunda sıkı bir çalışma gerçekleştirecek belli ki.

 

editörün seçtikleri