Yazar: Janset Atacan
24 Nisan 2021
İflah olmaz romantiklerin gizli hazinesi: Güney Kore dizileri

Hikaye anlatmak ne kadar kolaysa, seyirciyi o hikayenin bir parçası haline getirmek o kadar zor. Multimedya ve transmedya arasındaki sınırda kendine yer bulan Güney Kore dizilerinin 16 bölümlük bir ‘‘arc’’ yaratmasına şaşırmamız da bu yüzden. Birçoğumuz için hâlâ bir gizem olan sojudan, bibimbapa; duygusal k-pop şarkılarından, ağır çekimde akan aşk sahnelerine k-dramalar dünyanın her yerinde seyirciyi selamlıyor. Biz de fütursuzca dadanmaktan kendimizi alamıyoruz.

Güney Kore dizileri çokça eleştirilen, pek de kimsenin sevmediği, bir türlü de vazgeçemediği yapımlar. ”Popüler olan her şeye karşı durmam lazım” inancından belki de en çok çeken k-dramalar, aslında uzun süredir ekranda. Şimdilerde Netflix’in gözünü Asya pazarına dikmesini sağlayan bu yapımlar, ulusal sınırları Kore Dalgası ismi verilen bir akımla aşıyor.

Bu trend 90’ların sonunda etkinliğini artırmaya başlayıp, kısa sürede tüm Asya ülkelerini etkisi altına alıyor. Akım yalnızca dizileri kapsamıyor tabii. Müzik ve sinema endüstrisi, yemek sektörü hatta kozmetik ürünlerinin bölgesel kültüre yön verdiği o yıllarda Güney Kore starları da adından söz ettiriyor. Lee Min-ho, Hyun Bin, Ha Ji-won, Park Shin-hye ve Son Ye-Jin gibi isimlerin başını çektiği bu star listeye her gün bir yeni isim ekleniyor. Kuşkusuz ki, Boys Over Flowers Güney Kore dizi sektörü için bir dönüm noktası oluyor. Yakışıklı zengin erkek rollerinin öncüsü Lee Min-ho’nun uzun soluklu kariyerinin habercisi niteliğinde olan bu dizi, Türkiye’de Kore Dalgasının yayılmasını da sağlıyor. Zamanla Türk yapımcıların  gözüne kestirdiği Güney Kore dizileri ilk yıllarda çok rahat, güvenli limanlarda süzülüyor. Romantik komedilerin ardı arkası kesilmiyor. Zengin ve başarılı erkek, kurtarılmak için bekleyen saf ve gururlu kız. Bir yerden gözüm ısırıyor bu hikayeyi. Bu feminist bir eleştiri değil, bu yüzden k-dramalarda kafamızı duvarlara vurmamıza neden olan kadın temsilinden bahsetmeyeceğim. Güney Kore dizileri gerçek hayattan bir kaçış, bir rahatlama, meditasyon seansı alıp altıncı dakikasında uyuyakalanlar için 1 saatlik ıssız bir ada. Güney Kore dizileri, kısa adı ile k-dramalar bir guilty pleasure’dan çok daha fazlası.

Aman aman nerelere geldik?

Peki k-dramalar neden bu kadar çok seviliyor? Bize rengarenk kişiliklerle dolu karmaşık bir harikalar dünyası, adeta fantastik bir evren sunuyor çünkü. Gerçek hayatta pek de yeri olmayan bir ütopya aslında. Mekan-karakter ilişkisi üzerine kurulu Güney Kore dizilerinin ortak noktası romantizmi senaryonun merkezine koyması. Tarihte geriye gidebilir, kendinizi aniden geleneksel bir dönemde bulabilirsiniz. Bir cinayet mi çözmek istiyorsunuz? Hayaletlerle savaşan genç bir avcı mısınız? Bir uzaylı da olabilirsiniz pekala. İşte aradığınız hizmet! Güney Kore dizileri bu macerada size eşlik edecek romantik bir centilmen de veriyor. Senaristin sizi şaşırtacak hamlesi, tam da bu noktada açığa çıkıyor. Yan karakterlere göz kırpmakla kalmıyor, izleyiciyi ana karakterlerin sevdasından mahrum bırakma pahasına senaryodaki her köşeyi dolduruyor.

Zengin iş insanları, umutsuz genç kadınlar, orta yaşlı kafe sahipleri, espri yapan mafyalar, baş döndürücü CEO’lar ve onların bir o kadar can yakan korumaları, ajanlar, kimler, kimler… Her an orta yaşlı bir teyzenin çıkıp ‘‘aman aman nerelere geldik’’ diyeceği bir ortam var Güney Kore dizilerinde. Senarist tek bir mekana ya da yalnızca bir karaktere bağlı kalmıyor. İzleyicinin hikayeyi benimsemesi için elindeki her gücü kullanıyor. Yemek ve aile kültürü bu gücün tepe noktası. Çoğunlukla Seul’un köhne mahallelerini ziyaret ettiğimiz hikayelerde, karakterlerimizi soju eşliğinde ramyun yerken görüyoruz. Onlar yedikçe, siz de yemek istiyorsunuz. Henüz 12 yaşında Murat Boz’un Özledim şarkısı eşliğinde ağlayan Z kuşağının aşina olduğu bir şey bu. Yaşanmamış aşkın acısını çekmek. İşte ramyun ve soju ikilisi de tam olarak bunu yapıyor. Seyirciyi karakterle beraber efkarlandırıyor. Bu sırada karakterimiz ailesini ziyaret ediyor, eve girerken daima ayakkabılarını çıkarıyor, yer sofrasından vazgeçemiyor. Arkada ise, k-pop gruplarından birinin yeni şarkısı çalıyor. Duygusal, romantik ve baş döndürücü. Seul’un ışıklarla dolu hayali karakterleri ile, Güney Kore dizileri tek sezonluk bir evren yaratıyor.

Melez kültürün eşiğinde

Aşina olduğumuz Amerikan yapımlarının aksine, 16 veya 18 bölümden oluşan dizilerin tamamı aslında bir kültürü pazarlıyor. Elbette Batı esintilerini de görmek mümkün Güney Kore dizilerinde. Korecenin içine yerleşmiş ufak tefek İngilizce kelimelerden tutun da, restoran isimlerine dek küreselleşmeye karşı koyamadığı ortada. Güney Kore dizi sektörünün homojen bir kültür sunduğunu söylemek de pek içimize sinmiyor. Sırtlandığı melez kimliği hakkı ile taşıyor ve bugün sadece Asya ülkelerinde değil, dünyanın birçok yerinde farklı tipteki seyircilere hitap etmeyi başarıyor.

Netflix ile yeni bir dönem

Bu başarının bir ucu da Netflix’e dokunuyor. Bugüne dek 80’den fazla orijinal Güney Kore yapımına imza atan Netflix, Kore Dalgasına yeni bir yol açıyor. 2021’de ülkedeki dizi ve sinema sektörüne neredeyse 500 milyon dolar yatıracağını açıklayan Netflix, ulusalı küresele dönüştürme görevini üstleniyor. Tabii BTS ve Blackpink’in Amerikan müzik piyasasını kasıp kavurmasının da bunda etkisi büyük. Bir zamanlar yalnızca Asya ve Orta Doğu’daki seyircinin haberdar olduğu Güney Koreli starlar, artık 2000’lerde George Clooney neyse o. Bu durum Güney Kore restoranlarına olan ilgiyi de artırıyor. Hatta seyirci kültürü o kadar sahipleniyor ki, Korece öğrenmek için kurslara gidenler dahi var.

K-dramalar çiçek açtı

Burada en büyük pay gelişen dizi sektörüne ait. Günceli yakalamayı başaran bir ülke Güney Kore. Me Too akımının sıçradığı senaryolar artık çok daha belirgin. Tabii bu noktada gidecek çok yolu olsa da, değişime açık olduğunu gizlemiyor. Türk dizilerinde çarpık bir temsilin parçası olmak zorunda kalan kadınların aksine; Güney Koreli kadınlar dişli bir avukat, başarılı bir CEO, korkusuz bir dedektif ve özgüvenli lise öğrencisi rolünde. Üstelik yalnızca ana akım süper kahraman filmlerinde süper olabilen kadın karakterlere göre, Güney Koreli kadınlar günlük hayatın içinde de süperliklerini konuşturuyor.

Bir ihtiyaca karşılık gelen, hatta ruhu doyuran Güney Kore dizileri bugün farklı türlere de ayak basıyor. Senaristlerin fantastik dünyalara olan düşkünlüğüne My Love From Another Star ve Master’s Sun gibi dizilerden aşinayız. Ancak W ve Goblin’in, kreatif bakış açısına kazandırdığı niceliksel detayların hem seyirciye hem de yapımcılara yeni bir soluk getirdiğini söylemek lazım. Başımızı döndüren The King: Eternal Monarch, bilim kurgu sevdasının evrenselliğini gözler önüne seriyor. Romantik çiftimiz paralel evrenleri aşmaya, sınırları zorlamaya ve zaman kırılmalarında buluşuyor. Bu dizide meşhur Lee Min-ho’nun başrolde oynadığını hatırlatmakta fayda var. Kendisine, neden hâlâ bir Martin Scorsese filminde oynamadığını anlamadığımız yetenekli Kim Go-eun eşlik ediyor. Gör artık şu kızı Scorsese!

Hyun bin ve Son Ye-Jin’i bir araya getiren Crash Landing on You ise, hayırı asla kabul etmeyen inatçı bir kadının öyküsü. Girişimci, kendi şirketinin başında ve Seul’daki güzellik sektörünün yıldızı güçlü bir karakteri anlatan dizi karantina döneminin vazgeçilmezlerinden. Uluslararası hayranların da göz bebeği. Kalbine romantizmi alan Güney Kore dizileri; yeter ki aşk olsun biz her şeyi başarırız iddiasını sürdürmeye kararlı, eline polisiye, sırtına ölüm meleklerini yüklemiş, yolunu yürümeye devam ediyor.

Kurtarılmayı bekleyen kadın karakterleri hâlâ var. Tüm bunlara rağmen k-dramalar her gün yeni bir başarıyı göğüslüyor. Bir taraftan da 10 yıl öncesinin senaryolarını önümüze sererek, yeniden çevrimlerle canımızı sıkan Amerikan yapımlarına meydan okuyor. Bu süreçte, k-dramaların tekrara düştüğü ve seyirciye benzer hikayeleri sunduğu zamanlar da yok değil. Ancak yeni şeyler denemekten korkmaması ve çeşitliliği bol karakterleri ile gönlümüzü almayı başarıyor. Yazarlar bir senaryo değil, gerçek hayattan bir kesit izletiyor. Bu bağlamda Güney Kore dizilerini bir karnavala benzetmek yanlış olmaz. Heyecanlı, yer yer ürkütücü, merak uyandıran ve her köşede farklı kişiliklere rastlayacağınız bir şenlik. Herkes sevmeyebilir ama seven için de vazgeçmesi zordur. Bu yolculuğa adım atmak isteyenlere birkaç önerimizi de sıraladık.

Goblin

The King: Eternal Monarch

Crash Landing On You

W

Mr. Sunshine

The K2

Healer

It’s Okay to Not Be Okay

Descendants of the Sun

Another Miss Oh

 

editörün seçtikleri