Yazar: Zeynep Naz Inansal
30 Ekim 2021
İnsan zihninin üretebileceği tuhaflıklar ve sonrası rüyalar, rüyalar: Mamut Art Project sanatçılarından Melda Yaramış ile konuştuk

Hem sonbaharın hem de kültür-sanat sezonunun gümbür gümbür gelişi bünyelerimizdeki sergi gezme isteğini de pekiştiriyor. Bağımsız sanatçıları bizlerle şahane bir seçkide buluşturan Mamut Art Project de bu isteğe ilaç gibi geldi tabii. Rüyalarını üç boyutlu kılarken, fiziksel sergi gezme deneyiminin bambaşka bir his olduğunu hatırlatan Melda Yaramış da Mamut Art Project sayesinde yollarımızın kesiştiği sanatçılardan biri. Melda’nın heykel ve resimleri bizi kendi bilinçaltında bir yolculuğa çıkarıyor ve rüyaların taşıdığı anlamlar hakkında da düşüncelere itiyor. Güneri Cıvaoğlu, yengeçler ve bir kutu mercimeğin bir araya geldiği bu dünyada zihnimizin ne denli oyunbaz ve tekinsiz olduğunu ve bize dair taşıdığı ipuçlarının çok da kolay deşifre edilemediğini hatırlıyoruz. 

Beş yıldır rüyalarını yazan Melda’ya göre rüyalar, insanın kendine olan bakış açısını kavrayabilmesinin en karmaşık ve tuhaf yöntemi. Farklı şekillerde ürettiği rüyalarını kendine dair bir araştırma sürecinin parçaları olarak da tanımlayabiliriz yani. İnsan zihninin üretebileceği tuhaflıklardan beslenen sanatçı, çağdaş sanatta mizah üzerine yazdığı yüksek lisans teziyle de mizah ve sanatın ilişkisine odaklanıyor. Telefon ekranlarımız ve meme kültürünü odağına alan resimleri de post-truth ve alaycılığın kol kola gittiği modern zamanların sıkıntılarına bir bakış sunuyor. Melda’yla rüyalara, meme kültürüne ve sanat-mizah ilişkisine dadanıyoruz. 

Rüyalarını odağına alan çalışmalarını bir benlik araştırmasının parçası olarak tanımlamışsın. Senin için ne ifade ediyor rüyalar? Benlik araştırmana rüyalardan başlama sürecinden bahsedebilir misin?

Rüyalarımı yazmaya başlamam beş yıl kadar önceye dayanıyor. İşlerimin üretim sürecinden bağımsız gelişmiş olsa da üretime geçmemle birlikte, zihnimde kendimin temsil ediliş biçimini araştırmaya başladığım süreç doğal bir şekilde başlamış oldu.Rüyalarımdaki parçalarla ilgili çeşitli kompozisyonlar kurdukça ve onların üç boyutlu versiyonlarını ürettikçe ortaya çıkan işler tamamen benden ve bilinçaltımdan yansımaların olduğu bir araştırmanın parçaları oldular.

İnsanın kendine olan bakış açısını kavramsal olarak kavramayabilmesinin bir sürü yolu olduğunu düşünüyorum, rüyalar bunların içinde en karmaşık ve tuhaf olanları. Bu nedenle bana çok ilgi çekici ve insan zihnini çok az da olsa kavrayabilmenin bir yolu gibi geliyorlar.

Beş senedir rüyalarını not etmek ve onları sanat eserlerinin odağına almak rüya görme şeklini değiştirdi mi? Rüyalarında nasıl değişiklikler görüyorsun son yıllarda?

Yoğun olarak rüyalarımın üzerine düşündüğüm ve yazdığım dönemlerde, görüntüleri ve diyalogları çok rahat hatırlayabiliyorum. Onun dışında farkettiğim bir değişiklik olmadı.

Mamut Art Project’teki işlerindeki Güneri Cıvaoğlu ve mercimek detayları çok hoşumuza gitti. Bu rüyaların biraz detayına inelim mi? Güneri Cıvaoğlu’yla rüyanda karşılaşmak nasıl bir histi?

Güneri Cıvaoğlu’yla rüyamda karşılaşmak çok normal bir histi. Uyanıp yazmaya başlayana kadar ne kadar absürt ve gülünç olduğunu fark etmemiştim. Rüyaların karakteri de böyledir biraz, her şey o an için çok olağan gelir. Bu açıdan rüyalarda gerçeklik olgusunun ters yüz olmasının, insan zihninin üretebileceği tuhaflıklar bakımından beni en çok etkileyen kısmı olduğunu söyleyebilirim.

Rüyaların o saçma ve komik tarafı, hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıkan alakasız detaylar bize kendimizle ilgili bilgi verirken güldürüyor aynı zamanda. Sence güldürmenin nasıl bir potansiyeli var? Sanatında güldürmek senin için önemli mi?

Yüksek lisans tezimi çağdaş sanatta mizah üzerine yazıyorum, şakanın geçen yüzyılda bizi güldürmek dışında sanatta çok da önemsenmediğini gözlemledim. Sadece güldürmek için değil ama daha az ciddiyetin ve manasızlığın özgürleştirici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Geleneği bozmak, kültürel kimlikleri, iktidarı, cinsiyeti ve otoriteyi keşfetmek ya da sarsmak gibi potansiyellere sahip. İşlerimi genel olarak güldürmek amacıyla üretmiyorum ama kendimi sınırlandırmadığımda komedi unsuru işlerimin dili haline gelebiliyor.

Hepimiz bu aralar ekranlarımızdan ayrılamaz haldeyiz. Senin de eserlerinde ekranlarımız ve meme kültürüne dair detaylar göze çarpıyor. Meme kültürü ve internetten nasıl ilham alıyorsun? Sence nasıl bir yere götürüyorlar bizi?

Meme kültürünün tamamen içinde yaşadığımız çağın bir parçası olmasından ötürü küresel bir mizah anlayışına da yön veriyor aslında. Sosyal medya, post-truth, sürekli değişen gündem, gerçeklik kavramı ve akış üzerine kurduğu alaycı tavrın, ilham aldığım ve işlerimde de kullandığım bir dil olduğunu söyleyebilirim. Meme kültürünün ileride bizim onu konumlandırdığımız yerden çok daha fazla bir etkisi olacağını düşünüyorum.

2019 yılında Polonya’da bir köyde yaşamışsın bir süre. Bu senin için nasıl bir deneyimdi?

Her ülkenin büyük şehirlerinde yaşayan insanlarının bir noktada benzer olduklarını, küçük kentlerin ve köylerin toplumların en saf hallerini görebileceğimiz yerler olduklarını gözlemledim. Bu anlamda bir yıl boyunca, bir Doğu Avrupa ülkesinin 2.000 kişilik köyünde yaşamanın ve oraya ait insanları tanımanın hayatımın en enteresan deneyimlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. İstanbul’dan sonra rutinlerimin tamamen değişerek köydeki insanlarla vakit geçirdiğim, dillerini ve kültürlerini öğrenmeye çalıştığım bir döneme evrilmesi toplumlara ve alışkanlıklarımıza dair bakış açımı değiştiren bir süreç oldu.

İşlerinde çağın bizi deneyimlemeye zorladığı konu ve kavramları keşfettiğinden bahsetmişsin. Günümüzde senin için öne çıkan bu kavramlar ve konular neler? Seni hangi konular tepki vermeye ve üretmeye itiyor?

Genel olarak güncel meseleleri takip etmeye çalışan biriyim. Kendimi tanımak ve benlik araştırmaları yapmanın dışında yaşadığım çevreyi, ülkeyi ve insanları da tanımaya çalışıyorum. Yaşadığımız yerlerin, mekansal olarak içinde bulunmadıklarımızın da ve kendimizi ait hissettiğimiz alanların bilgisine sahip olmanın devamlı bir arzusu içinde hissediyorum kendimi. Bu anlamda bu çağa ve aidiyet hissettiğim mekanlara dair konular ve gündemler işlerimin pratiğini oluşturuyor diyebilirim.

Senin Mamut Art Project’te en etkilendiğin işler ve sanatçılar hangileri?

Bu sene Mamut Art Project’teki bir çok işi çok sevdim, en çok etkilendiklerim Damla Sari, Özkan Işık, Yağmur Uyanık ve Enes Alba’nın işleri oldu.

Gelecek projelerinden bahsedebilir misin? Neler planlıyorsun şu ara?

Gelecekte yapmayı planladığım, notlarını, eskizlerini aldığım henüz detaylandırılmamış birçok proje var. Yakın zamanda yazıyor olduğum tezle de aynı bağlamda duran işler üretmeyi planlıyorum.

editörün seçtikleri