Yazar: Gamze Akyol
26 Eylül 2022
Mahsa Amini’nin acımasız ölümü, İranlı kadınların özgürlük mücadelesi: İranlı kadınların yanındayız

İran’da “başörtüsünü uygun bir şekilde takmadığı için” ahlak polisleri tarafından maruz kaldığı şiddet dolayısıyla hayatını kaybeden Amini’nin ölümünün ardından başta İran olmak üzere dünyanın birçok yerinde protestolar yükselmeye başladı. İran’da kadınlar saçlarını kestikleri videoları internette paylaşarak ya da başörtülerini sokaklarda yaktıkları ateşlere atarak özgürlüklerini, temel yaşam haklarını söke söke alma ve dünyaya olan biteni duyurma çabasındalar bir süredir. İran’da kadınların büyük bir cesaret örneği göstererek ve hayatlarını ortaya koyarak başlattığı ve giderek büyüyen bu haklı isyana kulak veriyoruz. Çünkü birimiz özgür değilsek, hiçbirimiz özgür değiliz.

16 Eylül Cuma günü, İran’dan gelen ve gündemimize düşen bir haberle sızladı kalbimiz; henüz 22 yaşında olan genç bir kadın sırf başörtüsünü “düzgün” takmadığı gerekçesiyle polis şiddetine maruz kalıp verdiği üç günlük yaşam mücadelesini kaybetmişti. Mahsa Amini, başörtüsü kurallarını çiğnediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından şiddet görerek tutuklanmış ve ardından başına aldığı darbeler sonucu girdiği komadan sağ çıkamamıştı. Amini’nin ölümüyle beraber ise İranlı kadınlar onun yasını tutarak çeşitli şekillerde başörtüsü yasalarını ve polis şiddetini protesto etmeye, özgürlükleri için polislere ve hükümete cesurca kafa tutmaya başladılar. Evet, gerek bu konuda gerekse halka açık alanlardaki her türlü “kural”la ilgili İran’da yükselen ilk protestolar değildi bunlar; ama bu defa, bir haftadır süren bu protestoların etkilerinin çok daha büyük olacağı konuşulmaya başlandı her yerde. Ve aslında bu seferki protestoların ayak sesleri birkaç ay öncesinden geliyordu ve Amini’nin ölümü belli belirsiz yanan kıvılcıma büyük bir ateş olmuştu. Her geçen gün büyüyen bu protestolara daha yakından bakmadan önce biraz da bu seslere kulak verelim önce.

İran, halkının büyük kısmının sokaklara dökülmesiyle beraber 1979 yılında Şah’ı yani monarşiyi devirip yerine halk oylamasıyla İslam Cumhuriyeti kurulmasına karar verdiğinden bu yana birtakım katı İslami kurallara yani şeriata tabi bildiğiniz üzere. Daha çok kadınları muhatap alan ve onları kamusal alanda bol kıyafetler giymeye ve başörtüsünü “uygun” bir şekilde takmaya mecbur kılan yasalar da bunlardan biri.

Çiğnenmesi halinde para, kırbaçlanma, idam edilme ya da hapis gibi birçok cezası bulunan bu yasalar, daha çok büyük şehirlerde sürekli devriye gezen ve devletin kolluk kuvvetlerinin bir parçası olan ahlak polislerince denetleniyor. Çeşitli ve sınırları tam olarak çizilmeyen yetkilerle donatılan ahlak polisinin görevi tam olarak insanlara, daha çok kadınlara “bakmak”. Kılık kıyafetine; kimle, nerede, nasıl dolaştığına, ne yiyip içtiğine bakmak… 1980’lerin başında başlayıp uzun yıllar boyunca süren İran-Irak savaşı sırasında paramiliter bir güç şeklinde ortaya çıkan bu polisler, denetimsiz yetkilerini yıllardır deyim yerindeyse “kafalarına göre” kullanıyorlar. İran’ın şu anki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise bu sene hem bu yetkilere hem de başörtüsü kurallarına birtakım eklemeler yaptı; önce 12 Temmuz’u “Tesettür ve İffet Günü” olarak ilan edeceğini duyurdu. Ve bunun üzerine İran’daki bazı kadın örgütleri ortak bir kararla 12 Temmuz’da başörtüsüz şekilde sokağa çıktılar, sosyal medyadan başörtülerini yere attıkları videolar paylaştılar. “Bizi malınız olarak görüyorsunuz, onurunuza hizmet ettiğimizi düşünüyorsunuz. Kendi güvensizliklerinizi örtmek için başımızı örtmeye zorluyorsunuz” diyen İranlı bir kadının BBC’ye gönderdiği video epey konuşuldu ve İran devleti bu protestoya katıldığını tespit edebildiği kadınları tutuklamaya başladı.

Bu olaylardan bir ay sonra, 15 Ağustos’ta ise başörtü takmayı sosyal medya hesaplarında bile zorunlu kılan ve bu yasağı delenlerin altı aydan bir yıla kadar bazı “sosyal haklardan” mahrum bırakılacağı, daha kısıtlayıcı bir başörtü kararnamesi yayınlandı. Ahlak polisleri artık “uygunsuz” gördükleri herhangi bir davranış için kadınları gözaltına alabilir ve kadınları ya da erkek yakınlarını “ahlak eğitimi” vermek için götürebilirdi. Bu kararnamenin ardından sık sık İranlı kadınların yeni kılık kıyafet kurallarına uymadıkları için gözaltına alındığı haberleri gelmeye başladı. Yazar Sepideh Rashno da onlardan biriydi.

Rashno’nun sosyal medyada viral olan bir videoda, otobüste başörtüsüz bir şekilde dolaştığı ve başörtüsü takan bir kadınla tartıştığı görünüyordu. Bu videonun ardından Rashno’nun gözaltına alındığı, iç kanama geçirmesine sebep olan çeşitli işkencelerle “itiraf”a zorlandığı haberleri yayıldı. Ardından Rashno İran devlet televizyonlarına çıkarılıp tartıştığı kadından özür diledi. Rashno’nun bu zoraki özrünün ardından kadınlar katılaştırılmış başörtü kurallarını protesto etmek için #No2Hijab veya #ImAgainstMandatoryHijab hashtag’leriyle bir sosyal medya kampanyası başlattı ve sokaklara şortla, tişörtle çıktılar. Bu kampanyaya destek veren birçok kadın tutuklandı; onların ahlak polisleri tarafından tutuklanma görüntüleri de sokaktakiler tarafından kaydedilmeye ve paylaşılmaya başlandı. Amini’nin ölümü de bu tutuklamalardan birinin neticesinde gerçekleşti. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Reisi ve ahlak polisleri Amini’nin ölümünün “ani bir kalp krizi” sonucu gerçekleştiğini söylese de sokaktaki görgü tanıkları Amini’nin maruz kaldığı kötü muameleyi doğruladılar.

İran’da, artan hayat pahalılığının yanı sıra ahlak polislerinin kamusal alanda kadınlara uyguladıkları baskı ve şiddetin her geçen gün artması ve nihayetinde bir genç kadının ölümüne sebep vermesi neticesinde özgürlük protestoları da hararetlendi. Kadınlar saçlarını kestikleri videolar paylaşıp kestikleri saçlarını ve de başörtülerini meydanlarda yakmaya başlarken erkeklerin de katılmasıyla (ve bir yerde kadınlara canlı kalkan olmalarıyla) kalabalıklaşan protestocular “İslam Cumhuriyeti İstemiyoruz” ya da Reisi’yi hedef alan sloganlarla sokaklara döküldüler. Sosyal medyada paylaşılan bu isyan görüntüleri sebebiyle de İran’daki olaylar dünya çapında da büyük ses getirdi.

Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkenin İran konsoloslukları önünde toplanan insanlar pankartlarıyla ve sloganlarıyla İranlı kadınlara desteklerini gösterdiler. Tabii bu durum karşısında İran hükümeti halkın sosyal medyadaki hareketlerini kısıtlayarak çeşitli paylaşım sitelerine erişimi yasağı getirdi. Dünyanın başka yerlerinde yaşayan ve 2019’daki protestolara da katılmış olan İranlılar, en son 35 kişinin hayatını kaybettiği bildirilen (İran devletinin açıkladığı son ve ‘hafifletilmiş’ olduğu çok açık olan resmi sayı) bu protestolarda çok daha fazla can kaybı yaşanacağından ve şiddetin dozunun artırılacağından endişeli olduklarını söylüyorlar. İranlı bir aktivist, Reuters’e verdiği demeçte “interneti kapatır kapatmaz dünyanın İran’ı unutacağından endişe ediyoruz ki bu zaten oluyor” diyor.

Başörtülerini ateşe vererek dans eden kadınların ve de kesilen saçlardan yapılan, şimdiden büyük bir direniş sembolü haline gelen bayrakların getirdiği sese bakarsak, internetin günümüz isyanlarındaki etkisini ve bu insanların endişelerinde ne kadar haklı olduklarını net bir şekilde görebiliriz maalesef.

Bu hareketin İran’ın 1989’den beri dini liderliğini üstlenen Ali Hamaney’in sağlık durumunun kötüye gittiği söylentileriyle çakışması yalnız kadınların hakları konusunda değil ülke yönetimi konusunda da çeşitli sonuçlara sebebiyet verebileceğini de düşündürtüyor. Çünkü malum, konu İran halkı olunca devrimler hem imkansız hem de yapılması bir o kadar kolaymış gibi görülebiliyor. Ayrıca Reisi’nin şu anki “krizi” nasıl yöneteceği ise Hamaney’in yerine geçebilecek en güçlü aday olması konusunda dünya basınınca merakla takip ediliyor ve birçok “analiz”in, siyaset programının konusu oluyor.

İran’da protestolar devam ediyor. Dün en son, sosyal medyada viral olan bir videoda da saçlarını toplarken görülen Nadis Najafi’nin katıldığı protestolar sırasında Molla rejimi tarafından öldürüldüğü haberi geldi. Ama her şeye rağmen İranlı kadınlar özgürlükleri için cesurca mücadele ediyorlar. Biz de onların bu mücadelesinin yanındayız; başta da söylediğimiz gibi, birimiz özgür değilse, hiçbirimiz özgür değiliz. Eşit ve özgür dünyayı birlikte kuracağız.

editörün seçtikleri