Yazar: Zeynep Naz Inansal
14 Nisan 2021
İstanbul’da kedi olsam: Kedi, MUBI Türkiye’de gösterimde

Tüm internetin en sevdiği konulardan biriyle karşınızdayız bugün: kediler. Evet, biz de çok mutluyuz bu durumdan. Zira internetin yalnızca biz daha çok kedi videosu görebilelim diye icat edildiğini bile düşünmeye başladık. Hemen hemen herkesi kendine hayran eden bu büyülü canlılar, başta mesafeli olsanız bile sizi tavlamanın bir yolunu buluyorlar. Bu kolektif kedi hayranlığının en çok yaşandığı şehirlerden biri de İstanbul. Sokak kedileri ve yaygın oldukları mahalleler, artık İstanbul’dan bağımsız düşünülemeyecek kadar şehrin dokusuna işlemiş durumda. Binlerce yıldır şehre her dönemde tanıklık eden kediler, daha yakından bakılmayı hak ediyorlar gerçekten de.

Ceyda Torun’un 2016 yılında vizyona giren belgeseli Kedi, kedilere hak ettikleri değeri veren, içinizi yaşam sevinciyle dolduracak bir film. İstanbul’un farklı mahallelerinde yaşayan yedi sokak kedisinin günlük rutinlerini, hayatlarına giren insanları ve İstanbul’un kedi severlerini izlerken, aynı zamanda hayata, insan olmaya ve varoluşa dair düşüncelere ve çıkarımlara da tanıklık ediyoruz. Birçok düşünürün kedilere olan hayranlıklarını saklayamadıklarını göz önünde bulundurunca anlaşılabilir bir durum bu. Galiba kediler, insanları şair ediyor, düşüncelere yöneltiyor. Birçok filozof ve kediyi karşılaştırıp kedileri daha bilge bulanlar da var, hayatta gördüğü en büyük zen ustalarının kediler olduğunu söyleyen de. Tüm bu fikirler ışığında ilk kez izleyecekler için de, yeniden izleyecekler için de şahane bir deneyim sunan Kedi, MUBI Türkiye’de gösterime açıldı. Hiçbir zaman yeterince kedi içeriği yoktur motto’suyla, Kedi’ye ve İstanbul’un gerçek sahiplerine dadanıyoruz.

Kedi, İstanbul’da binlerce yıldır varolmuş kedilerin bir övgüyle açılıyor. Birkaç satırla film, kedilerin şehirdeki herkesi nasıl etkilediklerini ve birçok kişi tarafından bakılsalar bile ‘sahip’siz yaşadıklarını anlatıyor. İstanbul sokaklarında dolanan ve gittiği her masadan biraz yemek almayı başaran bir kedinin peşine takılıyoruz. Daha sonradan yavrularını beslemek için bu tura çıktığını öğreneceğimiz kedinin görüntüleri, bir kedi severin sesiyle birleşiyor: “İstanbul’dan kedileri kaldırırsan, İstanbul’un bir yeri yok olur ve bunun benzeri yoktur dünyada”. Şehrin tüm kargaşasında, bambaşka insanların  tempoları ve rutinlerinin doğal bir parçası olarak sokak kedileriyle kurdukları iletişimi görüyoruz ve bu sözlerin doğruluğundan biraz şüphe bile edemiyoruz. Şehrin gerçek sahipleriyle şahane bir yolculuğa çıkıyoruz.

Film, her yönüyle İstanbul’da kedi olma deneyimini yaşatıyor seyircisine. Onların günlük rutinine şahit oluyoruz, hatta gece görüşü sayesinde avlanmalarını bile izliyoruz. Başrolde yedi kedi var: ekmeğinin peşindeki anne Sarı, sevgi dolu Bengü, köpeklerin korkulu rüyası Psikopat, avcılığıyla bilinen Aslan Parçası, sosyal kelebek Deniz, ismiyle müsemma Gamsız ve centilmen Duman. Film, bu kedilerin ne ev kedisi ne de tam olarak sokak kedisi olduğunu söylüyor. Her kedinin kendisine bakması için seçtiği kişileri dinliyor ve onların karakterlerine daha da iyi hakim olma fırsatı yakalıyoruz. Mesela Sarı’nın anne olduktan sonra çok değiştiğini, Bengü’nün kıskanç olduğunu, Psikopat’ın çinekop yemeyi ve kaliteli yaşamayı sevdiğini, Gamsız’ın ne olursa olsun keyfinin kaçmadığını ve Duman’ın en aç halinde bile kibarca mama beklediğini öğreniyoruz. Her kedinin ayrı bir karakteri var ve hayatlarındaki insanlar da buna saygı duyuyorlar.

Tüm bu karakterleri bulmak da oldukça detaylı bir süreç sonucu olmuş. Film ekibi, çekimlerden üç ay önce yerel araştırmacılarla 35 farklı kedi tespit edip onları izlemeye, takip etmeye ve kaydetmeye başlamış. Bazı kedilerin bir daha çekime gelmemesi, bazılarının hikayelerinin olaysız olması sonucu bahsettiğimiz yedi kedinin hikayesini anlatmaya karar vermişler. Aslında bu yedi kedi, kendileri bu filmde varolmayı seçmişler anlayacağınız. Kalan tüm kedi görüntülerini izleme fırsatımız olsa karşımıza neler neler çıkardı kim bilir? Filmin yönetmeni Torun’u ilk belgeselinde bu hikayeyi anlatmaya iten şey de çocukluğundan beri kedilerle kurduğu bağ olmuş. Yaşadıkları apartmanın bahçesinde çocukluğundan beri kedilere bakan yönetmen, hayatının en değerli hatıralarını bu dönemde yaşadığını anlatıyor. Şimdilerde herkesi etkisi altına alan kedi videolarının popülerliği ve yaşanan kedi rönesansı da filme gereken maddi desteği bulma konusunda işini kolaylaştırmış. Her şey olması gerektiği şekilde gerçekleşmiş yani.

Filmde yardımcı oyuncu rolündeki insanlardan da bahsetmezsek olmaz. Her birinin kedilerle bambaşka bir ilişkisi var. Biri dağıttıkları güzel enerjinin ona iyi geldiğini söylüyor, diğeri kedideki özgürlüğüne dört dörtlük sahip çıkan mücadeleci ruhtan etkilendiğini. Kucağındaki yavru kediye bakarken gözleri dolan bir adam, kedilerin sokakta toprak aradığını ve evde kediliklerini unuttuğunu anlatıyor. Başroldeki kedilere bakan kişiler dışında, İstanbul’un kedi severleriyle de tanışma fırsatı buluyoruz. Mesela yazar Mine Söğüt, kedileri uzaylılara benzettiğini ve onların çok farklı bir frekansta olduğunu anlatıyor. Kötü Kedi Şerafettin’in çizeri Bülent Üstün de metanet duygusunu kedilerden öğrendiğini ve uyuyan kedinin onun çizimlerine destek verdiğini. Kendisi kedilerin teşekkür etmek zorunda hissetmemesini etkileyici buluyor ve aslında bazı insanların bunu beklemesinin ne garip olduğunu fark ettiriyor.

Filmde karşımıza çıkan her kedi severde şaşırtıcı bir iç görü ve dinginlik olduğunu fark ediyoruz. Bengü’nün bazen sinirini bozduğunu söyleyen kişi, hemen bunun aslında kendi suçu da olabileceğini, belki de o sıralarda kötü bir gün geçirdiğini ekliyor. Ya da Aslan Parçası’nın yaşadığı balıkçının sahibi, fareleri avlamaktan bahsederken aslında farelere yaşam alanı bırakmadığımızı anlatıyor. Onlarca sokak kedisine her gün mama veren, onların bakımlarını yapan birkaç kişiyle de tanışıyoruz. Kendi rahatça yemeğini yerken onların aç kalmasına gönlü razı olmayan yaşlı bir adam da onlardan biri. Kediler sayesinde tanrıya yaklaştığını düşünen de var aralarında, kedilerin içimizdeki vahşi yaratığı açığa çıkarmak için bir kılavuz olabileceğine inanan da.

Filmdeki her karakterin ortak noktası hayata olan bu dingin yaklaşımları. Sanki kedilerle bu kadar zaman geçirmek onlara da huzur vermiş gibi görünüyor. Kedilerin ayna gibi olduğunu ve biz nasılsak bize öyle yaklaştıklarını duyunca her şey oturuyor kafamızda. Aslında hayvanların sorunlarına kafa çevirmektense, çözmek için adım atan bu kişilerden öğrenecek çok şeyimiz var. Belki de onların sorunlarını çözerken, kendi sorunlarımızı çözmeye başlayıp yaşam sevinci bulacağımızdan bahsediyorlar mesela. Kedilerin varoluşlarının onlara yettiğini, biz insanlarınkininin bize yetmediğini duyunca hak vermeden edemiyoruz. Çoğu, hayata daha hafif bir yerden yaklaşsa da, aslında bu canlıların sorumluluğunu alıp onlarla beraber hayatı yaşamaya cesaret de eden kişiler. Zaten en ufacık bir kediden, kuştan, çiçekten keyif alabilen kişiler onlar. Burada da filmden bir sözle bitirelim: “Size bakan bir kedi, hayatın size gülümsemesidir. Şanslı olduğunuz, hayatta olduğunuzu hatırlatan anlardandır.” Bu zarif filmi kaçırmayın, pişman olmayacaksınız.

Not: MUBI Türkiye, Dadanizm okurları için 30 günlük ücretsiz üyelik imkanı sunuyor. Ceyda Torun’un Kedi filmi ile başlayıp oturduğu yerden dünya sinemasını keşfe çıkmak isteyenlere duyurulur. Buraya tıklayarak izlemeye başlayabilirsiniz.

editörün seçtikleri