Koca bir şaka ya da ikonik bir kariyer: Nicolas Cage
yazar: Burak Kazim Diken

Netflix’in “en ağza alınmayacak küfürlerin tarihini ve etkilerini ele alan” “The History of Swear Words” isimli ‘eğitici’ belgesel dizisinin sunuculuğunu -sürpriz olmayan bir şekilde- üstlenen Nicolas Cage’in ilginç hayatına, ve tartışmalarla dolu kariyerine dadanıyoruz.

Kariyerine geri dönüp şöyle bir baktığımız zaman, Nicolas Cage’in aklımızda kalan alametifarikasının Akademi adaylıkları ile dolu filmlerin başı çektiği künyesi değil de onu gündeme taşıyan absürtlükleri ve bu absürtlüklerin beraberinde gelen B-Movie’ler olduğunu görüyoruz. Gerçekten de Nicolas Cage akıl almaz şeyler için koca bir servet döküyor ve -belli ki- bunları karşılayabilmek adına da bazı B-Movie projelerinde ilginç karakterleri oynamak zorunda kalıyor. İşte tüm bunlar, onu Amerikan meme kültürünün tam tepesine taşıyan…

Peki Nicolas Cage bu hanedanlığa nasıl sahip oldu?

Henüz kariyerine başlangıcında, amcası olan Francis Ford Coppola ile anılmamak adına, Nicolas Kim Coppola olan doğum ismini Marvel’ın ilk Afro-Amerikan karakterlerinden Luke Cage’den ilham alarak Nicolas Cage olarak değiştirdi. Kendine özgü bir kariyer inşa etme amacını henüz ilk kilometre taşlarından anladığımız bu hareketiyle; ‘birinin yeğeni’ olarak değil de, yalnızca kendisi olarak girmiş bulundu Hollywood sahnesine.

Nesillerdir Akademi’nin gözdelerinden olan, gerek amcası Francis Ford Coppola, gerekse Godfather serisi ve Apocalypse Now ‘ağırlığında’ yapımlar için soundtrack’ler oluşturmuş müzisyen dedesi Carmine Coppola’nın üstünde oluşturduğu yükten kurtulan Cage; 80’lerde Rumble Fish, Birdy, Peggy Sue Got Married gibi yapımlarla başlamış olduğu kariyerinde, ismini asıl Coen Kardeşler filmi olan 1987 tarihli Raising Arizona, Cher’in unutulmazlarından Moonstruck ve kariyerinin devamında sıkça boy göstereceği fantazya dünyasına ilk adımı sayılabilecek Vampire’s Kiss ile duyurdu diyebiliriz.

Cage’den “oyunculuğun cazcısı” diye söz eden David Lynch’in Wild at Heart isimli filminde hayat verdiği Sailor Ripley karakteri ile dahil olduğu alanları günden güne genişleten aktör, 90’lar sonu ve 2000’ler başından itibaren; ‘artsy’ yapımları ne kadar göze çarpsa da, filmografisini Ghost Rider, Kick-Ass, ve National Treasure gibi tartışmalı –ve çok eğlenceli- yapımlarla doldurmaya başlayıp, Reddit’in acımasız meme komünitelerinde kendine sarsılmaz bir yer edindi. Yüz binlerce kişinin üyesi olup, çeşit çeşit Nicolas Cage meme’i paylaştığı “r/onetruegod” gibi aktöre adanmış komüniteler, Cage’in yüzünü şov dünyasının en ikonik yüzlerinden biri haline getirdi.

San Diego Comic Con’da, Hristiyan protestocuların yanına Cage meme’i ile giden bir Redditor.

Onlarca ikonik mimik, peş peşe bir sürü tartışmalı yapım ve unutulmaz black metal grubu Mayhem’in frontman’i olan Euronymus’un fanboy’u olduğunu düşündüğümüz oğlu ile birlikte, -‘komik’ olup olmadıkları ayrı bir tartışma konusu- Nicolas Cage’siz bir internet nasıl olurdu gerçekten düşünmesi zor.

Fakat, belki de tahmin edebileceğiniz üzere, Nicolas Cage bu durumdan pek bir muzdarip olduğunu her sorulduğunda dile getiriyor. IndieWire’a verdiği bir röportajda, insanların meme haline getirmeye çalıştıkları kesitleri, fotoğrafları ve sahneleri; filmlerin içeriklerinden bağımsız olarak internete yüklediklerini ve bu durumun oynadığı filmlere ve kendi performanslarına bir saygısızlık olduğunu belirtiyor.

Nicolas Cage’in bu söz konusu hanedanlığının başrolü elbette sadece internet alemindeki bu repütasyonu değil.

Filmografisindeki akılalmaz film çeşitliliğinin sebebi olarak gösterilen savurganlıkları Nicolas Cage denilince akla gelen başka bir özelliği aktörün. Bel Air, Mulholland Drive gibi lokasyonlarda; önceden Tom Jones, Dean Martin gibi isimlerin sahibi olduğu devasa evler, Leonardo DiCaprio ile kıran kırana geçtiği söylenen bir açık artırma sonrası satın aldığı 67 milyon yıllık bir Tayrosaurus  kafatası, A Nightmare on Elm Street ile beyazperdeye ilk adımını atmasında yardımcı olduğu arkadaşı Johnny Depp ile komşu oldukları bir Bahama Adası gibi mütevazılıkları, Cage’in parasını nasıl harcadığı konusunda fikir vermek için yeterli gibi. Fakat Cage’in asıl ilgi çekici mal varlığı New Orleans’ta: “Birleşik Devletler’in En Lanetli Evi” olarak bahsedilen bir malikanesi var Cage’in. Malikanenin eski sahibi bir Fransız köle taciriymiş ve ticaretini yaptığı Afro-Amerikan kölelere işkence edip, cesetlerini buranın bodrumuna gömermiş. New Orleans’taki tek mal varlığı da bu değil hem Cage’in. Sahibi olduğu hayvanat bahçesinin ilgi çekici karakterleri arasındaki Albino King Kobra’lardan biri tarafından zehirlenip öldürülürse eğer, gömülmek istediği mezar-anıtı da bu evin yakınlarında, New Orleans’ta çoktan inşa ettirmiş durumda.

Hakkındaki trivia’ların saymakla bitmeyeceği aşikar olan aktör hakkında söylenebilecekler elbette bu çılgınlıklarla sınırlı değil. Özellikle oyunculuğunun zirve yaptığı film olarak kabul edilen, Spike Jonze’un unutulmaz kurgusu Adaptation’da iki karakteri birden oynadı Cage. The Great Dictator ile Charles Chaplin, Dr. Strangelove ile Peter Sellers gibi aktörlerin ardından, birden fazla karakteri birden oynayarak Akademi adaylığı edinen altıncı isim oldu. Kariyeri boyunca, çekimler sırasında yaptığı doğaçlamalar ile dahil olduğu tüm prodüksiyonları çileden çıkardığı söylenen Cage, Adaptation çekimlerinde Spike Jonze’un sözünden bir kere bile çıkmadan sergilemiş bu performansı.

Akademi ödülünü eline aldığı Leaving Las Vegas, DePalma ile çalışma fırsatı bulduğu Snake Eyes gibi eleştirmenler tarafından beğenilen yapımlar ile oyunculuğunun “yalnızca koca bir şaka” olmadığını kanıtlamış olan Cage; 2018’de, yükselişte olan İtalyan yönetmen Panos Cosmatos’un Mandy isimli yapımında, çizgi roman sinemasında yeni bir kapı araladığı söylenen Into The Spider Verse animasyonunda, Lovecraft bazlı sinemaya iyi bir örnek teşkil eden Color Out of Space yapımında seslendirdiği ve oynadığı karakterler ile de, aradan iyi film bulup izlemenin zor olabileceği bir filmografiye sıra dışı dinamikler eklemeye devam ediyor.

Akılalmaz harcamalar, bir meme tanrısı, Hollywood’un en ilginç filmografilerinden birine sahip olma gibi dinamikleri ile hem hayatı hem de kariyeri her zaman gündemde kalmaya devam edecek gibi görünen Cage, bu kez A History of Swear Words ile, o meşhur ‘F word’ kullanımlarına, -aslında kendi adına çıldırmalarına- bir bakış atacak, e biz de merakla izleyeceğiz tabii.