Yazar: Gamze Akyol
27 Mayıs 2022
Koku hafızası, Proust etkisi ve birtakım bilimsel araştırmalar: Kokular ve anılar

Kokuların ya da koku duyumuzun, çoğumuzun tecrübe ettiği gibi hafızamız üzerinde beklenmedik etkileri, birtakım sürpriz hisler yaşatma yeteneği var. Yoksa yakınımızdan geçen bir kişinin parfümüyle ya da bir fırından yükselen kurabiye kokusuyla beraber içimize dolan garip hisleri başka türlü nasıl açıklayalım? Zaten bu açıklama yalnızca hislerimize değil uzun yıllar süren çeşitli bilimsel araştırmalara dayanıyor. Bu araştırmalardan en yakın tarihli olanlarından birinde ise kokunun beynin yalnızca hafıza kısmıyla değil konum seçici yani navigatör kısmıyla da bağlantılı olduğunu tespit edilmiş. Biz de bu yazımızda zamanında Marcel Proust’a da binlerce sayfalık ciltler yazdıran kokuların ve yaşattığı bu hislerin sebebine dadanıyor bilimsel çalışmalarla konuşuyoruz… (Evet, neredeyse ciddiyiz.)

Good Smell GIF by WE tv - Find & Share on GIPHY

Hafıza, gerek modern zamanın gerekse eski çağların en merak edilen konularından biri. Koku hafızası ise belki de hiçbir bilimsel çalışmaya gerek duyulmadan bile varlığını neredeyse herkese kabul ettirebilecek bir gerçek… Nasıl tanımlarsak tanımlayalım varlığını hepimiz, birçok defa tecrübe etmişizdir. Ama tabii bu tecrübe usta bir yazarın elinde bambaşka şekillere bürünebiliyor. Fransız yazar Marcel Proust’un hayatının son 14 senesinde yazdığı, 3000 sayfalık, yedi ciltlik Kayıp Zamanın İzinde eserinde bu konudan uzun uzun bahsediyor ve bahsetme sebebini de şöyle anlatıyor: Proust bir gün annesinin pişirdiği, madlen kurabiyesini yumuşasın diye çayının içine batırıyor. Ve içinde madlen parçacıkları bulunan bu çaydan bir kaşık almasıyla beraber irkilip yaşadığı hissi tanımlamaya, çıktığı yolculuğu tarif etmeye çalışıyor; “…Soyutlanmış, harikulade bir haz benliğimiz sarmıştı. Çayla kekin tadıyla ve kokusuyla beraber Combray’de Léonie halamın odasına ‘günaydın’ demek için gittiğimde bana çayına batırıp verdiği madleninin tadıydı bu…” diyor. Ve Proust’ın hakkında daha birçok şey söylediği, bizi bir çeşit zaman yolculuğuna çıkaran ya da hafızamızı tetikleyen bu acayip hisler, onun bu büyük eseriyle beraber “Proust etkisi”; bu hislere sebep olan koku, tat, ses gibi aracıların hepsi ise “madeleine de Proust” olarak anılıyor.

Peki, bize benzersiz hisler yaşatabilen bu duyumuz nasıl işliyor, nasıl koku alıyoruz derseniz de olayın bir de nörolojik tarafına bakalım birlikte.

Yaşasın canım beynim!

Öncelikle koku dediğimiz şey aslında bizim gözle göremediğimiz partiküllerle ve hava vasıtasıyla taşınan bir şey. Bu partiküller önce burnumuza geliyor ve oradaki alıcı nöronlar tarafından algılanıyor. Sonra bu nöronlar bu uyarıyı alıp talamusa taşıyor. Burada bir parantez açmamız lazım; koku haricindeki tüm duyularımızın uyarıları talamustan sonra beynin ilgili bölgelerine dağılıyor. Yalnızca kokular talamustan sonra doğrudan koku merkezine yani koku soğancığına gidiyor. Ve kokuların hafızamız üzerindeki etkisinin diğer duyulardan daha fazla olmasının sebebi de tam olarak bu kısım oluyor. Çünkü koku soğancığının beynin uzun süreli hafıza merkezi olarak bilinen hipotalamusla doğrudan bağlantılı olduğu biliniyor. Böylelikle bir koku duyduğumuz zaman direkt olarak hafıza merkezimiz de uyarılıyor ve zihnimizde bu kokuyla ilgili en saklı anıların bile kilitleri açılıveriyor. Ayrıca koku soğancığının bir kısmında kendine ait bir “hafıza kartı”nın bulunduğu biliniyor. Yani bir koku, beynimizde bir yandan kendi anılarını yaratırken bir yandan da eski anılarımıza erişebiliyor. Ne büyüleyici ama!

Son yıllarda duyularımızla ilgili yapılan araştırmaların çoğunda genellikle “duyular ve hafıza ilişkisi” ele alınıyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmada ise beynin koku alma ile uzamsal bilgiyi nasıl birleştirdiği incelenmiş. Çalışmada Cindy Poo ve meslektaşları altı fareye dört koridorlu ve dört çıkışlı bir labirent hazırlamışlar. Ve deneyin başında fareleri her çıkışın sonunda narenciye, çimen, muz ve sirke kokularından birine maruz bırakmışlar (örneğin narenciye kokusu güney çıkışından geliyor gibi) ve sadece bir çıkışta suyla ödüllendirmişler. Yaklaşık 3 haftalık bir eğitimin ardından ise fareler her defasında farklı bir başlangıç noktasından labirente salınmışlar. Ve bu deneylerin yüzde yetmişinde suyun bulunduğu kokuyu öğrenip, hatırlayıp, takip ederek ödüllerine ulaşmışlar. Böylelikle deneyin sonunda konum hücrelerinin de kokunun tanımlandığı piriform kortekste mevcut olduğu kanıtlanmış oluyor. Diğer bir deyişle kokunun hipokampüste bulunan “konum hücrelerini” aktifleştirebileceği ortaya konmuş. Bu da demek oluyor ki koku yalnızca uzun süreli hafızamızı değil yön bulma becerimizi de direkt olarak etkileyebiliyor.

Kokunun uzun süreli hafızayla ya da yön bulmayla olan ilişkisinin yanı sıra ayrıca tat duyumuzla da direkt olarak etkileşim içinde olduğunu biliyoruz. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde beşinin anosmik olduğu yani koku alamadığı biliniyor. Bu nedenle koku alamayan bu kişiler yedikleri yemeklerin karakteristik tatlarını da alamıyorlar; yalnızca tatlı, tuzlu, acı gibi sınırlı tatlarla tanımlayabiliyorlar yemeklerini. Ayrıca kokudan bahsedip tarihi çok eskilere uzanan ve son yıllarda popülerliği artan tedavi şekillerinden biri olan aromaterapiyi anmamak olmaz. Aromaterapiyi çeşitli tıbbi bitkilerin belirli kısımlarından elde edilen uçucu yağların solunmasıyla gerçekleştirilen bir tedavi şekli olarak tanımlayabiliriz. Lavanta yağıyla daha rahat uykuya dalmamız, nane yağıyla baş ağrımızı ya da bulantımızı hafifletmemiz ise aromanın yani kokunun beynimiz üzerindeki tanımlaması zor etkilerine bir başka örnek oluyor. Evet, şöyle bir baktığımızda koku duyumuzun asıl işlevi dışında başka birçok şaşırtıcı birçok etkisi olduğunu görüyoruz. En eski uygarlıklardan Proust’a, oradan da günümüzdeki bilim insanlarına kadar herkes bu etkileyici duyunun üzerimizdeki etkilerini araştırmaya, kullanmaya devam ediyorlar. Biz de günün herhangi bir zamanında duyduğumuz bir kokuyla zaman yolcuğu yapmaya, tanımlaması zor hislereler dolmaya ya da uçucu yağları tedavilerimize eklemeye devam ediyoruz. Ve özellikle bir kokunun bizi alıp götürdüğü yerlere, hislere ve hafızanın gücüne şaşıyoruz.

editörün seçtikleri