Yazar: Gamze Akyol
15 Ekim 2021
“Küçük ama güçlü bir sezon”: Outlander’ın 6. sezonu hakkında ne biliyoruz?

Fırtına başlıyor… Savaş neredeyse kapımızda… Outlander’ın altıncı sezonun ilk fragmanında Claire’in ağzından dökülen sözler bunlar. Ve bir dakikalık fragmanda tek duyduklarımızın bunlar olması bizi Fraser’ların geleceği hakkında kara kara düşündürüyor… Diana Gabaldon’ın 10 kitaplık serisinden uyarlanan İngiliz dizisi Outlander’ın altıncı sezonuna 2022’in ilk aylarında kavuşacağız. Başları her sezonda türlü belalara giren çilekeş Fraser ailesi bu sezonda ise Amerikan Bağımsızlık Savaşı bekliyor ve tahmin edebileceğiniz gibi yine epey zorlu bir sınav verecekler. Son sezonda darmaduman bir halde bıraktığımız ve çoğu zaman bir parçası gibi hissettiğimiz bu büyük aileyi ne kadar özlediğimizi fark ettiren fragmanı bahane ederek yeni sezon hakkında bildiklerimizi sıralıyor, geçen sezonda olan bitenler hakkında hafızalarımızı tazeliyoruz bu yazımızda.

Outlander’ın birbirinden huzurlu İskoçya ezgilerine, Jaime-Claire aşkına, dönem atmosferini sapasağlam ekrana taşımasına ve birbirinden kaliteli oyunculuklarına kapılıp gitmemek biraz zor. Belki bir kitap serisinin uyarlaması olmasından belki de saydığımız tüm bu özelliklerinden ötürü epey detaylıca yaratılmış efsunlu bir dünya var burada. 2014 yılında yayınlanmaya başlayan Outlander temel olarak zaman yolculuğu yaparak kendi zamanından neredeyse 200 yıl öncesine giden genç bir hemşire Claire Randall’ın hikayesini anlatıyor diyebiliriz. Zaten Claire’ın iç sesi bize hikaye boyunca yer yer eşlik ediyor, tıpkı kitapta olduğu gibi duygularını dile getiriyor kendisi. Claire bu yolculuğa eşi Frank’ın atalarının yaşadığı topraklarda yani İskoçya’da bulunan büyülü Craigh na Dun taşları aracılığıyla çıkınca doğal olarak 1740’lı yılların İskoçya’sına gidiyor. İngiliz Claire, İskoçya-İngiltere ilişkilerinin epey gergin olduğu zamanlarda, “karşı cephe”de hayatta kalmaya çalışırken hayatını tamamen değiştirecek isimle, Jaime Fraser ile tanışıyor. Bir Kuzey İskoçya dağlısı olan Jaime ve dahil olduğu asi grubuna hemşirelik becerileri ve keskin zekasıyla adapte olabilmeyi başarıyor Claire hatta neredeyse o grubun bir parçası oluyor. İlerleyen zamanlarda Claire ve Jaime arasında bir aşk kıvılcımlanıyor ve her geçen sezon büyüyen bu kıvılcım etrafında çeşitli olaylar gelişiyor, birbirinden zorlu sınavlar veriliyor…

Buradan sonrası beşinci sezonla ilgili spoiler içerebilir…

Ve bu sınavların asla bir sonu gelmiyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz sezonda tam sular duruldu, tam biraz huzur bulduk derken yine olanlar olmuş, Fraser’ların yüzü yine gülmemişti. Jaime ve Claire’ın binbir emekle inşa ettikleri Fraser Tepesi’nde kocaman bir aile olmuşlardı, özellikle kızları Brianna ve Roger’ın da bu aileye dahil olması bizi epey sevindirmişti. Brianna’ya geçtiğimiz sezonda korkunç şeyler yaşatan azılı suçlu Stephen Bonnet’ın varlığı dışında birçok şeyi yoluna koymuşlardı bizim cefakar çiftimiz Jaime ve Claire. Zor olsa da, Brianne ve Roger’a çeşitli travmalar yaşatsa da Bonnet belasını da sezon sonunda başlarından defetmeyi başarmışlardı. Roger’ın ısrarları üzerine kendi zamanlarına dönmeyi, bu “vahşi” dünyadan kendi çocuklarının iyiliği için uzaklaşmaya karar veren Wakefield çiftimiz taşlara kadar gidip son anda vazgeçmişlerdi. Evlerinde, kurtarmaya geldikleri anne-babalarının yanında kalmışlardı. Tüm bunlar yaşanırken bizim bir gözümüz hep Brianna’nın üzerindeydi. İşte tam da böyle hiç beklemediğimiz bir anda Claire Lionel Brown ve adamları tarafından kaçırılmış ve başına yazmaya bile zorlandığımız korkunç saldırılar gelmişti.

Yeni sezonda Claire’ın ve tüm ailenin açılan bu yaraları sarmaya çalıştığını, bir iyileşme sürecine girdiğine şahit olacağız öncelikle. Gabaldon’ın A Breath of Snow and Ashes kitabından ilham alınarak yazılmış altıncı sezonun temel temalarından biri Claire’in bu iyileşme süreci olacak. Claire’e hayat veren Caitriona Balfe da altıncı sezonda işlenecek olan bu iyileşme sürecini ve ailenin bir bütün olarak birlikte nasıl iyileştiğine şahit olmayı dört gözle beklediğini söylüyor. İlk sezondan ve dördüncü ezondan bildiğimiz üzere Brianna ve Jaime de benzer travmalar yaşamışlardı, o nedenle Balfe’ın “birlikte” iyileşmekle ne demek istediğini çok iyi anlıyoruz. Yalnız bu süreçte tek sorunları travmalar olmayacak Fraser ailesinin, başta da dediğimiz gibi bir savaş yaklaşıyor ve bu savaşta özellikle Jaime’nin alacağı konum tüm Fraser Tepesi sakinlerini etkileyecek.

Altı sezonda izleyeceğimiz savaş Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın ta kendisi. 1775-1783 yılları arasında süren bu uzun savaş Büyük Britanya ve Kuzey Amerika’daki yerli kolonileri arasında gerçekleşiyor ve savaş sonucunda Amerika Birleşik Devletleri kuruluyor. Amerikan Devrimi olarak da anılan bu olayın etkilerinin ne kadar büyük olduğuna bakınca Fraser’ların bu konuda nasıl davranacaklarını, başlarına neler geleceğini daha çok merak ediyoruz aslında. Jaime ve Claire, dördüncü sezon sonunda İskoçya’ya gitmek yerine kendilerine İngiliz Kralı tarafından hediye edilen topraklarda yeni bir hayat kurmayı yani Amerika’da kalmayı tercih etmişlerdi. Fraser Tepesi olarak anılmaya başlanan bu arazide kendilerine bir çiftlik evi, Claire’e da küçük bir klinik inşa etmişlerdi. Ve kısa bir zamanda burada kocaman, saygın bir aile olmuşlardı. Tabii son sezondaki olayların ardından Brown ailesi gibi hafife alınmayacak derecede kötücül düşmanlar da edindiler kendilerine. Yaklaşan savaş tehdidinin yanı sıra Brown’larla da uğraşmak zorundalar Fraser’lar.

İngiliz Kralı’nın hediye ettiği bir arazide yaşamaya başlayan Jamie, çoğu eylemlerini desteklemese de mecburen İngillizlere yakın bir tutum sergilemişti. Bağımsızlık Savaşı’nda İngilizler’in kaybeden taraf olduğunu hatırlarsak Jaime’nin bu tutumu kendisine ve Fraser Tepesi’ne büyük zararlar verebilir. Jaime’yi canlandıran Sam Heughan bu konuda şöyle diyor; “Jaime yanlış tarafta olduğunu biliyor ve bir noktada taraf değiştirmek zorunda kalacak. Ancak bu sezon onun için önceki sezonlardan daha zorlu geçecek çünkü geçtiğimiz sezon ikili oynadı ve bunun bedelini bir noktada ödemek zorunda.” Biz yine de Jaime’nin bir şekilde yolunu bulacağına inanıyoruz çünkü yanında gelecekten gelmiş üç kişi var. Roger, Brianna ve Claire, Jaime’yi kitaplarda okuduklarını bu savaş hakkında bilgilendirip onun doğru hamleler yapmasını sağlayacaklardır diye tahmin ediyoruz. Eli bu kadar sağlam olan birinin kaybetmesi düşük bir olasılık gibi duruyor buradan bakınca. Gelecekten gelen bu üçlünün bilmediği şey ise Fraser Tepesi’nde yaşanacaklar, çünkü henüz burada olup bitenleri yaşamadılar ve herhangi bir kitaptan da okumadılar…

Fraser Tepesi’ne bu sezon yeni misafirler de geliyor; Christie ailesi. Tom (Mark Lewis Jones) ve çocukları Allan (Alexander Vlahos) ile Malva (Jessica Reynolds) de Balfe’ın dediğine göre büyük bir karmaşaya neden olacaklar ve bizimkilerin tadını epey bir kaçıracaklar. Balfe bu olayı “yürek parçalayıcı ve gerçekten çarpık” olarak tanımlıyor. Heughan ise “Fraser Tepesi’ne gelen Christie ailesi başlangıçta buradaki topluluğa çabucak adapte oluyorlar. Ancak daha sonra Tom ve Jaime arasında yaşanan olaylar Jaime ve Claire’ın burada inşa ettikleri her şeyin parçalanmasına neden oluyor” diyor. Tüm bu artan tansiyonun bir noktada Claire ve Jaime’nin de arasına gireceğini çıkarabiliriz bu ipuçlarından. Yayınlanan fragmanda Brianna ve Roger çiftinden ise geçtiğimiz sezona göre daha pozitif bir enerji aldığımızı söyleyebiliriz. Bu sezonda artık karşılıklı güven sorunlarını aşmalarını ve aralarındaki bağın daha da sağlamlaşmasını umuyoruz.

Altıncı sezon diğer sezonlarda olduğu gibi yine diğer bölümlerden daha uzun, 90 dakikalık bir bölümle açılış yapacak ve toplam sekiz bölümden oluşacak. Dizinin sorumlularından ve yapımcılarından biri olan Matthew B. Roberts pandemi yüzünden çekimlerde çok zorlandıklarını, istemedikleri bir gecikme yaşadıklarını söylerken onay alan yedinci sezon hakkında da “her şey normale döndüğünde 16 bölümlük daha uzun bir sezon çekeceğiz” diyor. Çekimlerin gelecek sene başlayacağı yedinci sezon da yine Gabaldon’un şu anda üzerinde çalıştığı ve yıl sonunda yayınlamayı planladığı dokuzuncu Kitabı Go Tell the Bees That I Am Gone’la paralel ilerleyecek. Size vermek istediğimiz bir diğer güzel haber de dizinin yaratıcılarından biri olan Ronald D. Moore’dan geldi. Moore başka sezonlar ve de bir spin-off projesi ile ilgili görüşmelerin devam ettiğini açıkladı: “Bence çok yakında bu iki cephede de iyi haberler alacağız, bu yüzden bu konuda çok iyimserim. Bu fikirlerin daha erken gerçekleştiğini görmekten mutlu olurdum ama her şey zamanla oluyor. Her ikisinin de muhtemelen olacağını düşünüyorum ve umarım çok geçmeden bu konuda bir şeyler söyleyebileceğiz.” Öğrendiğimiz tüm bu bilgilerle beraber izlemek için daha da sabırsızlandığımız yeni sezon hakkında söyleyeceklerimizi Heughan’ın sözleriyle bitirelim; küçük ama güçlü bir sezon geliyor!

editörün seçtikleri