Lana Del Rey cancel’landı mı, cancel’lanıyor muydu?
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Bir hafta önce yayınladığı Chemtrails Over the Country Club adlı yeni albümünün dumanı hâlâ üzerindeyken bu yıl içinde ikinci bir albüm daha yayınlayacağını duyurdu Lana Del Rey. Fakat Taylor Swift gibi karantina günlerinde fazlasıyla ilham bulduğundan değil. (O da geçen sene malum, neredeyse peş peşe iki albüm yayınlamıştı.) Harper’s Bazaar’da kendisi hakkında yazılan bir makale üzerine bu kararı almış Lana Del Rey. Hatta bu bir “intikam” albümü… Olayı sadece bu makaleye bağlamak yetersiz kalır tabii. Yıllardır kimileri tarafından alternatif alemlerin melankolik kraliçesi gibi görülürken kimileri tarafından da yazdığı şarkı sözleriyle ciddi eleştirilere tutuldu, müziğini kötüye kullandığı dahi söylendi. Cancel’lanmak üzereydi. Yoksa çoktan cancel’landı bile mi? Yeni albüm haberleri eşliğinde tüm yaşananlara bir de biz dadanıyoruz bakalım.

Instagram hesabından yaptığı bir paylaşımla Rock Candy Sweet isimli bir sonraki yeni albümünün çıkış tarihinin 1 Haziran olacağını açıkladığında hepimiz biraz şaşırdık. Sonuçta Chemtrails Over the Country Club’ın nabzını daha yeni tutmaya başlamıştık. Mesela albümün çoğunu daha önce de birlikte çalıştığı Jack Antonoff ile yaptıklarını konuşacaktık. Müzikal anlamda eleştirilere değinecektik…

Fakat Lana Del Rey cephesinden gelen bir diğer açıklamayla öğrendik ki yeni albüm, Harper’s Bazaar’da kendisi hakkında yazılan “Lana Del Rey Can’t Qualify Her Way Out of Being Held Accountable” isimli makaleye bir cevap niteliğindeymiş. “Böyle nazik bir makale ve bana kariyerimin kültürel uyumsuzluk ve aile içi taciz üzerine inşa edildiğini hatırlattığın için tekrar teşekkür etmek istiyorum. Haklısın, eğer kimse albümle ilgili yeterince eleştiri yapmasaydı olmazdı. Ama sen yaptın ve intikam almak istiyorum” gibi bir açıklama yaptı üstelik.

Açıkçası 10 yıldan fazla bir süredir, sanki diğer insanların fikirleriyle savaşarak geçirdi kariyerini Lana Del Rey. İşler gittikçe de garipleşiyor mu ne? Kısaca diskografisine bakarsak, altı stüdyo albümü, 35 single ve 11 promosyon single yayınladı. Genel olarak da beş Grammy adaylığı var. Kazanamaması hakkındaki teorileri de başka bir zaman masaya yatırırız.

En başından beri, şarkıcıya duyulan hayranlık sadece yazdığı şarkıların dramatik şiirselliğinden değil, algılanan özgünlüğünden de kaynaklanıyordu. Hatta alternatif müzik aleminde kendine açtığı bir yol da var. Onun yolundan yürüyen başka şarkıcılar da… Bir de genellikle müzikal anlamda olumlu eleştiriler aldı fakat yazdığı sözlerde yer alan kadının pasifliği ya da şiddeti ve tacizi şiirsel bir dille adeta övüyor gibi betimlemesi ciddi anlamda eleştirildi haliyle. Ultraviolence albümünde yer alan şu söz yıllardır konuşuluyor zaten; “He hit me and it felt like a kiss” (Bana vurdu ve bir öpücük gibi geldi)

O ise tüm eleştirilere “Kendi ilişkilerimde yaşamış olduğum şeyleri sözlere dökmüş olmam insanlarda bu söylediklerimi güzelliyormuşum hissi uyandırdı” gibi savunmalarla cevap veriyor. Ya da geçtiğimiz mayıs ayında yaptığı bir paylaşımda; “İstismarı hiçbir zaman meşrulaştırmadım. Gerçek dünyada var olan ve dünyanın her bir köşesinden birçok insanın yaygın bir şekilde yaşadığı istismarcı ilişkileri şarkılarında anlatan biri olmayı seçtim” demişti mesela.

Elbette, dünyanın pek çok yerinde bunları yaşayanlar var ve zaten temel amacımız yaşanmamasını sağlamak. Asıl soru da bu aşamada devreye giriyor: Bir sanatçının müzikal özgünlüğü bir yana bunun gibi ciddi konuları ana akım kültürde işlemesi, istemeden de olsa yüceltme mesajı mı taşıyor? Ya da özellikle kısmen genç bir hayran kitlesine sahip bir sanatçı için bu yaklaşım ne kadar doğru acaba? Ve tüm bunları ana akıma taşırken aslında bir noktada da ticarileştirmiş olmuyor mu? Başka bir deyişle, yaşanan acılar ona dolar olarak geri dönmüyor mu?

Del Rey ayrıca “ona benzeyen kadınların” daha çok söz sahibi olmasını istediğini söylemişti. “Açık konuşun, feminist değilim ama feminizmde benim gibi görünen ve davranan kadınlar için bir yer olmalı. Özgün, hassas benlikleri olduğu için acımasızca aday gösterilen türden kadınlar, daha güçlü kadınlar veya kadınlardan nefret eden erkekler tarafından kendi hikayeleri ve sesleri ellerinden alınan türden kadınlar” açıklamasını yapmıştı.

Bir de asıl geçtiğimiz mayıs ayında yaptığı başka sansasyonel açıklamalar var. Müziğiyle ilgili eleştirilere yanıt vermeyi planlamıştı büyük ihtimalle ancak fena halde çuvalladı mesajını yazarken. Bu sefer cancel’lanmaya her zamankinden de yakındı.

Kendimi nasıl istersem öyle ifade ederim” diye sağlam bir şekilde girişiyor ama işte ta yazının başında söyledikleri yüzünden savunması da bambaşka bir yere doğru savruluyor.

”Doja Cat, Ariana (Grande), Camila (Cabello), Cardi B, Kehlani, Nicki Minaj ve Beyoncé; seksi olmak, çıplaklık, seks (burada fucking diyor doğrudan ama biz öyle çevrimeyelim) ve aldatma üzerine yaptıkları şarkılarla bir numaraya yükseliyorlar listelerde. Kimse onlara bir şey demezken niye bana çullanıyorsunuz” gibisinden bir giriş yapıyor ve ”İzninizle ben de bedeni yücelttiğim, ilişki mükemmel olmasa da aşık olmanın getirdiği o güzel hisleri anlattığım ya da para karşılığından dans etmekten bahsettiğim, kısacası canım ne isterse onu söylediğim şarkılarımı söylemeye geri dönebilir miyim” diyor ve artık beni çarmıha gerip taşlamayı bırakın diye de ekliyor.

Bir taraftan saydığı tüm o isimleri, şarkı sözleri için eleştirirken diğer taraftanda da ”şarkılarımda ne istersem onu söylerim” diye isyan etmesi trajik… İki kere düşünülmemiş, haklıyken haksıza çıkan bir savunma.

Daha da kötüsü, saydığı isimlerin hepsinin Afrika-Amerikalı veya Hispanik olması. Özellikle seçmiş gibi… Bunun fark edilmesi de uzun sürmedi tabii ki: Bu açıklamasıyla birlikte Lana del Rey ne kadar feci bir ırkçılık yaptığı tartışılmaya başladı. Neticede bu kulaklar kimlerden, neler neler duydu; özellikle gidip bu isimleri seçmesi çok talihsiz.

Pek çok sanatçı da tepki gösterdi hatta Megan Fox; “Kendini başka kadınlarla mukayese etmene gerek yok. Bir kadın olarak bu sektörde var olmanın ne kadar zor olduğunu ben de biliyorum. Sürekli olarak ince eleyip sık dokumanın da aşağılanmanın da ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Ama hiçbir zaman kendi sesimi duyurabilmek için diğer kadınların yaşadıkları zorlukları söylediklerimle hükümsüz kılmadım” diyerek cevap verdi. Birkaç dakika içinde bu açıklamasını sildi ama genel yorumlar bu şekilde anlayacağınız.

Lana ise tekrardan bir açıklama yaptı ve kendini savundu o sanatçıların hepsini çok sevdiğini, tanıdığını ve favori isimleri oldukları için onları söylemeyi tercih ettiğini belirtti.

Üstüne de Los Angeles’taki bir kitap imza etkinliğine öylesine takılmış gibi görünen, örgülü bir maske ile katıldı ancak yüzünü belli edecek kadar inceydi. Hatta bir aksesuar gibiydi desek daha doğru olur.

Zaten maske tartışmalarının politik bir hal aldığı ABD’de bu davranışı da kesinlikle iyi bir etki yaratmadı ve pek çok hayranını hayal kırıklığına uğrattı. Uzun lafın kısası, eleştiriler eleştirileri kovalarken ‘cancel’ edildi mi yoksa ediliyor mu arasında bir yerlerdeyiz şimdilik.

Kariyerinin ilk yıllarında o üst perdelere zorlanmadan çıkan vokalleri ve şimdiye dek pek dillendirilmeyen konularda hislenen şarkı sözleriyle tez zamanda alternatif müzikten ana akıma geçiş yapmıştı Lana Del Rey. Kendisine genç dahi gözüyle bakılıyordu. Kendine has stiliyle onun gibisi pek gelmemişti. Yani daha doğrusu eleştirmenler öyle söylüyordu. NME de onu “21. yüzyıl pop şairi” olarak adlandırmıştı. Ama son yılda işte çok şey değişti dünyada. Cancel culture, popüler kültür üzerinde her zamankinden de belirleyici. Ve Lana Del Rey de bu açıdan geride kalıyor; söyledikleriyle, ettikleriyle.

Şimdilik cancel’lanmanın karşısına müziğiyle çıkıyor gibi. Ama Chemtrails Over the Country Club albümünün sadece beyaz kadınlardan oluşan kapağı bile biraz sorunlu. Bir dönemin dinamikleriyle dalga geçtiği söylenebilir ama… İşte tüm tartışma da neyi nasıl söylediğinden çıkmıyor mu zaten?