Yazar: İris Işık
18 Temmuz 2021
Dijital çağda sadekar olmak: Manuk’s Workshop’un kurucusu Manuk Durmazgüler’den dinliyoruz

Ham ve doğallığın peşinde asil ve minimal mücevherler… Her biri başlı başına birer sanat eseri adeta. Farklı karakterleri yansıtan değerli taşları el işçiliğiyle akla gelmeyecek formlara dönüştüren mücevher tasarımcısı Manuk Durmazgüler’in tasarım dilinde çocukluğunu geçirdiği Kapalıçarşı’nın izlerini bulmak mümkün.

13 yaşında Kapalıçarşı’nın tozunu yutan Manuk, çeşitli atölyelerde kalfalık ve ustalık yaptıktan sonra ellerinin yatkınlığıyla bir anda yeni nesil sadekar olarak buluyor kendini. Yıllar içerisinde farklı tasarımcılarla yollarını kesiştirdikten sonra 2013 yılında Manuk’s Workshop adı altında kendi imzasını taşıyan tasarımları hayata geçirmeye başlıyor.

Dijitalin günlük hayatımızda güç kazanmasıyla birlikte elbette mücevher ve tasarım dünyası da bir dönüşümden geçiyor. Dijital zanaate güç verirken el işçiliği de dijitalden pek çok açıdan faydalanıyor. Süreçlerin nasıl değiştiğini ve dijital sadekar olmanın inceliklerini mücevher tasarımcısı Manuk Durmazgüler’den dinledik.

Fotoğraflar: Dinçer Dinç

Her şeyin dijitalleştiği bir çağda el işçiliğini öne çıkaran bir zanaat seninkisi. Fikirlerin oluşması, tasarlanması ve üretilmesi nasıl ilerliyor senin tarafında? Atölyedeki çalışma süreçlerinizden bahseder misin?

Ben tasarımlarımda elimden geldiğince minimal formlar ve benzersiz kesimli taşlar üzerine odaklanmaya çalışıyorum. Bir tasarıma başlarken iki farklı başlangıç sürecimiz var. Biri kafamdaki tasarımı direkt olarak tezgahta el işçiliğiyle hayata geçirmek diğeri ise üç boyutlu çizimle tasarlayıp daha sonra üç boyutlu yazıcılarla ortaya çıkarmak. Çoğunlukla elde çalışmayı tercih etsem de tasarımları dijital ortamda hayata geçirmekten de kaçınmıyorum.

Eller tasarımcının aklındakilerini, kısacası hayal ettiklerini gerçeğe dönüştüren, onları somutlaştıran bir araç aslında. Mücevher tasarımcısı olarak bu ilişkiyi nasıl yorumluyorsun?

Tasarım ve üretim süreci ne kadar dijitalleşse de mevcut tasarımı son haline getiren ustanın elleri oluyor. İyi üç boyut çizebilen bir tasarımcı olsanız da detaylı takı tasarımları üretirken tezgahtaki çalışma düzenine hakim olmanız gerekiyor. Kısacası işini bilen eller olmazsa tasarımın dijital ortamın ilerisine geçeceğini düşünmüyorum.

Kapalıçarşı’da önemli ustalarla birlikte edindiğin deneyimlerinden sonra kendi markan Manuk’s Workshop’u açmaya nasıl karar verdin? Bize markanın yola çıkış hikayesinden bahseder misin?

13 yaşımda yaz aylarında Kapalıçarşı’da çırak olarak işe başladım. Kapalıçarşı’nın atmosferi ve tezgahta üretilen mücevherler o yaşımda ilgimi çekmişti. 2007 yılına kadar çeşitli atölyelerde kalfalık ve ustalık yaparak sadekarlıkta kendimi geliştirdim. Kendi atölyemi açtıktan sonra çeşitli kuyumcu mağazaları ve tasarımcılar ile çalışma fırsatım oldu. Çoğu tasarımcıyla çalışırken onlardan çok benim fikirlerimin daha doğru sonuçlar verdiğine şahit oldum ve kendi markamı kurarak daha özgür olabileceğimi düşündüm. Aklımdaki ilk düşünce, olabilecek en minimal şekilde çalışmaktı ve bu düşünce bana başarıyı getirdi.

Aslında ‘‘usta’’ demişken… Dijital pek çok alanda mesleklere büyük kolaylıklar sağlamış olsa da alıştığımız usta-çırak ilişkisini de ortadan kaldırıyor gibi. Çünkü internet ortamında bir şeyleri görüp tekrarlamak çok daha kolay artık. Geçmişte sen hangi ustalarla çalıştın ve sence usta-çırak ilişkisinin nasıl bir katkısı oluyor zanaatkarlar üzerinde?

Tabii ki artık icra edilen birçok mesleğin kursları alınıp ticaretine balıklama atlanıyor. Benim jenerasyonumda usta-çırak ilişkisinin önemi çok büyüktü. İyi bir ustanın yanında çırak olmak ayrıcalıktı. Benim şansıma ustam Kamer Kiraç genç biriydi, bu yüzden aramızdaki diyalog da sorunsuzdu. Usta olmak sadece iş öğretmek değil, çırağı hayata hazırlamaktır benim için, bu yüzden ustamın benim üzerindeki emeği büyük. Beni sadece iyi bir sadekar olarak değil, iyi bir birey olarak da yetiştirdiğini düşünüyorum.

Tam da bu konuya değinecektim. Kapalıçarşı’daki ilk yıllarında ellerinin yatkınlığı sebebiyle sadekar olarak çalışmaya başlıyorsun. Şimdi ise hızlı bir dijitalleşmeyle yeni nesil sadekar olduğunu söyleyebilir miyiz? Diğer bir deyişle; asırlardır devam eden bu geleneksel zanaat dijitalle nasıl buluşuyor?

Benim genç bir sadekar olarak bu çağa ayak uydurmam kolay oldu. Özellikle sosyal medyanın patladığı sırada markalaşma sürecim tanınmamda büyük rol oynadı. Kapalıçarşı’da müthiş yetenekli birçok usta, belki biraz geç olsa da, sosyal medyanın ve dijital çağın gücünü kullanmaya başladı. Artık gözlerimiz daha açık. Tüm dünyada neyin trend, neyin sevilir olduğu çok daha kolay öğrenilebiliyor. Ayrıca artık hayatımızda YouTube diye bir gerçek var; istenilen tüm bilgilere buradan ulaşabiliyorsunuz. Ben de bu yeniliği görüp markamızın kendi YouTube kanalını açtım. Oradan takipçilerimizle tasarlarımızın nasıl üretildiğini detaylı bir şekilde paylaşıyorum. İşin üretim aşamasındaki dijitalleşmeye gelecek olursak; tasarımlarda üç boyutlu yazıcılar kullanmak bizim için kaçınılmazdı. Tezgahta elle hem çok ince hem de çok yalın modeller yaptığımızdan bazı ürünlerin kalıbını üç boyutlu olarak çıkarmak büyük kolaylık oluyor.

Senin imzanı taşıyan tüm tasarımların kendini belli eden bir tarafı var ve muhtemelen bunda geleneksel ile moderni bir araya getirebiliyor olmanın payı büyük. Tasarımlarını oluştururken nelere öncelik veriyorsun ve neleri gözetiyorsun? Yaratım sürecinde neler etkiliyor seni? Sezonlar veya trendler sizin için ne kadar belirleyici?

Çok genç yaşta Kapalıçarşı tozu yuttuğumdan geleneksel bir tarafım var. Modern dünyaya ayak uydurdukça içimdeki Kapalıçarşılı tarafa hep bir tosluyorum. Bu sebepten tasarımlarımda bu kesişmeyi görmeniz mümkün. Gezmeyi seven biri olarak mimari yapılardan çok ilham alıyorum, formlar benim için çok önemli. Obje yapmayı çok tercih etmediğimden dolayı tasarımları doğru orantılı formlar veya şekilsiz doğal parçalar oluşturuyor. Marka olarak sezon anlayışımız yok denecek kadar az. Manuk’s Workshop’un artık belli bir çizgisi olduğundan her bir tasarım aslında bir sonraki tasarıma kapı açıyor. Karaköy’deki mağazamızda atölye ve showroom’un bir arada olması tasarımlarımızı sürekli güncel tutup yenilemek adına doğru bir tercih.

Hayal ettiğin tasarımı hayata geçirirken malzemenin rolü büyük diye düşünüyorum. Malzeme ile olan ilişkin nasıl? Önce malzeme mi geliyor, yoksa tasarım mı? Taşlar hangi noktada devreye giriyor?

Önceliklerim değişken diyebilirim. Aklımdan geçen bir tasarımı hemen oturup üretebiliyorum, kendi adıma en büyük artım ve yeteneğim bu. Bazen de önce pırlantayı görüp ona göre tasarımlarımı yapıyorum. Ham veya geometrik, farklı kesimli pırlantaları çok seviyorum; bu tarz ürünlerimde önce taş sonra tasarım geliyor.

Dijitalleşmenin getirdiği onlarca faydalı yöntem maalesef kötü amaçlar için de kullanılıyor. Tüm tasarımcıların baş belası olan bir konu: kopyalama. Senin bu konuya bakışın nasıl? Tasarımlarının çalınmasına nasıl engel oluyorsun, ya da olabiliyor musun? 🙂

Tabii ki içinde olduğumuz bu dünyada engel olamıyorum. Ancak bizim tasarımlarımızı kopyalamaya çalışanlar veya kendi kuyumcu ustasına yaptıranlar genelde mutsuz oluyor. Bizim yıllardan gelen, yaptığımız her işe göre şekillenen bir incelik ve tecrübemiz var. Maalesef bizim ürünlerimizi kopyalayanlar bu inceliği ve zarafeti ortaya çıkaramıyor. Eskiden bu konuya çok sinirlenir ve dert ederdim ama artık karşı tarafların başarısızlığını gördükçe gülüp geçebiliyorum.

Pandemiyle birlikte biliyorsun e-ticarette de bir yükseliş oldu; artık herkes bir şekilde online alışveriş yapmaya alıştı. Manuk Workshop olarak siz de uzun süredir web siteniz üzerinden satış gerçekleştiriyorsunuz. El yapımı özel mücevherler söz konusu olunca online alışverişte neler değişiyor? Mesela güvenliği nasıl sağlıyorsunuz ve müşteri talepleri söz konusu olduğunda nasıl ilerliyorsunuz?

Online mağazamız yıllardır aktif bir şekilde çalışıyor. Manuk’s Workshop ürünlerine kolayca web sitemizden ulaşabiliyorsunuz fakat bir de işin kişiye özel üretim tarafı var. Müşterilerimiz İstanbul’da olmasalar da bizimle iletişime geçtiklerinde karşılıklı fikir alışverişi yapıp dilenen tasarımı kendi marka çizgimiz dahilinde tasarlayabiliyoruz. Güvenlik konusu da tamamen bizim elimizde. Ürün, müşterimizin eline ulaşana kadar tüm sorumluluğu biz alıyoruz.

Manuk Workshop tarafında yakın gelecek için ne gibi planlar söz konusu? Ufukta neler var?

Yurt dışında bir mağaza açmak en büyük hayalim. Her seyahatimde doğru bir yer arayışındayım, umarım bir gün gerçekleşir. Kısa vadede ise hep yeni ve minimal tasarımlar yapmak diyelim 🙂

 

editörün seçtikleri