Meçhul bir geri dönüş: 2021’de film festivallerinin kaderi nasıl olacak?
yazar: Burak Kazim Diken

Pandeminin yakın herhangi bir tarihte bitebileceğini maalesef kimse beklemiyor. Fakat 2020’den uzak bir hayat isteyen her ayrı oluşum gibi, film festivalleri de 2021’e hazırlanmaktan geri kalmıyor elbette. Bu hazırlıkları ve -şimdilik- belirli olan bazı tarihler ile film festivallerine, ve onların meçhul planlarına dadanıyoruz.

Geçen yıl tam da bugünlerde Birleşik Devletler başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanından sinema takipçileri, Utah’ın Park City şehrine gidip film izlemek için hazırlanıyorlardı. Virüs yalnızca ‘uzak diyarlarda’ hüküm sürüyordu ve geri kalan -biz- umursamazlar için her şey yolundaydı. Bu süreçten sonra ne olduğunu ise maalesef burnumuza kadar batmış bir şekilde tecrübeyle sabit öğrendik, bildiğiniz üzere.

Avrupa’yı silip süpüren kısıtlamaların hemen öncesinde Berlin Film Festivali yılın son fiziksel ödüllerini dağıttı. Bunun ardından tanık olduğumuz her şey yalnızca ertelemelerden ve iptallerden ibaretti artık. Tribeca, Cannes, Telluride, ve bu süreçteki neredeyse her şey durdu. New York ve Toronto arabalı drive-in etkinliklerinin de yanında en hızlıca bu işi online yürütenlerden oldu. Kırmızı halıda zorunlu tuttukları maske kuralıyla Venedik Film Festivali fiziksel bir şekilde gerçekleşmiş olsa da, artık dağıtımcılar daha iyi şartları beklemeye karar verip film dağıtımlarını büyük ölçüde kesti.

2020’yi bu kasvetli festivallerle kapattık kapatmasına, peki bu yıl yine pandemi bizimle kalacak gibiyken, neler bekliyor bu sektörü?

Sundance Film Festivali yedi gün boyunca sürdüreceği oturumlarını bu ayın sonunda online olarak gerçekleştirecek. Katılmak isterseniz de sitelerine bir göz atmanızı öneririz. Geçen hafta, Birleşik Devletler’deki COVID-19 vakalarında (özellikle Los Angeles’ta) büyük bir artış gözüktüğü için, Los Angeles’ta planladıkları drive-in gösterimlerinden vazgeçtiklerini açıkladılar. Fakat, biz uzaktakiler ve online da olsa Sundance’e katılmak isteyenler için bir nevi iyi bir haber bu. Online da olsa bu etkinliğin bir parçası olmak; özellikle Clerks (1994), Napoleon Dynamite (2004), Saw (2004), The Blair Witch Project (1999) gibi filmlerin daha geniş kitlelere tanıtılmasına ön ayak olmuş; Paul Thomas Anderson, Steven Soderbergh, Jim Jarmusch, Darren Aronofsky, James Wan, Quentin Tarantino gibi, saymakla bitmeyecek isimlerin ilk ‘patlamalarına’ yardımcı olmuş bir festivale hiç olmadığımız kadar yakın hissettirebilir.

Sundance böyle bir yol izlerken, Oscar’larda uluslararası sahnede ödülün kime gideceği konusunda önden ipuçları veren, normalde Ocak ayı başında gerçekleşmesi gereken Palm Springs Film Festivali, doğrudan iptal edildi. Berlinale, yazın fiziksel gösterimlerle devam ettireceği seçkisini Mart başında online gerçekleştireceğini açıkladı. Neredeyse her festival, bu bahsi geçenler gibi geçici çözümler sunuyor sektöre.

Tüm bu sorunlarla dolu olabilecek sürece rağmen, film yapımcılarını durduran bir şeye dönüşmedi hiçbir kısıtlama. Film festivallerine başvuru platformu olan FilmFreeway, 2020 yılındaki başvuruların, 2019’a göre yalnızca yüzde 4’lük bir düşüşte olduğunu söyledi. Bu başvurusu yapılmış olan yapımlardan gösterimler sunacak olan Toronto, Venedik, New York gibi festivaller de spesifik tarihler belirledi elbette. Geçen yıl uygulamaya koyabildikleri online çözümlere sahip olmakla birlikte, yine tabii ki fiziksel gösterimleri kovalamaktan asla geri kalmıyor bu festivaller, tahmin edebileceğiniz üzere.

Geçen yıl Mart sonuna kadar, ”Biz bu işi yapamayacağız sanırım” diyemeyip, Mart sonunda Temmuz’a ertelediklerini açıkladıktan sonra bunun da imkansızlığını fark edip yalnızca seçkilerini açıklayan Cannes ise bu yıl Mayıs’ta fiziksel bir buluşma olacağını belirtti. Avrupa sınır kapıları açık da olsa çok sıkı önlemler benimsenmiş durumda. Fransa’da sinema salonları en azından Şubat’a kadar kapalı. Ve uluslararası basın ve sektörden çok fazla insanı ağırlayan Cannes bu işin altından bu şartlar altında nasıl kalkabilir gerçekten büyük bir soru işareti. Festival sözcülerinden Aida Belloulid “Mayıs hâlâ takvimlerimizde. Fakat, eğer bu süreç iyiye gitmezse seçeneklerimiz mevcut” şeklinde bir açıklama yapıp Haziran ve Temmuz sonlarını kapsayabilecek yeni bir tarih belirlenmesinden bahsetti bahsetmesine, fakat bu yine sektör için başka bir zorluk olacak. Çünkü bahsedilen tarihlerde birçok Avrupa festivali mevcut. Global medyayı bu kadar etkileyip, uluslararası insan ağırlamanın acayip bir trafikle işlediği festivaller için tarih çakışmaları gerçekten büyük bir çıkmaz sektör için.

Avrupa seyircisinin 2020 boyunca merakla beklediği ve maalesef 2021 gösterimlerine sarkmak zorunda kalan birçok film Avrupa film festivallerinde gösterimlerini yapıp seyircisiyle buluşabilecek sonunda. RoboCop, Total Recall, Basic Instinct gibi ardışık yapımlarla sektörde kendine çok iyi bir yer edinmiş olan Paul Verhoeven’in son filmi Benedetta ve ilk uzun metrajı Holy Motors (2012) ile Cannes’da Palme d’or adaylığı elde edip Winner of The Youth ödülünü eve götüren Leox Carax’ın ikinci uzun metrajı Annette ilk aklımıza gelenlerden.

Birleşik Devletler’de ise aşılama çalışmaları Haziran sonuna kadar nüfusun büyük bir çoğunluğuna ulaşacak gibi görünüyor. Pandeminin ülkeye girişinden beri, bu konuda adını belki de en çok duyduğumuz isim olan Anthony Fauci, festival gibi etkinliklerin en azından 2021’in ilk yarısından önce gerçekleşmesinin neredeyse imkansız olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, geçen yıl Ali Atay’ın da ödül kazanmış olduğu Tribeca Film Festivali için az da olsa umut vermekte aslında. Normalde gerçekleştiği tarihin iki ay sonrasına gün belirlemiş olan festival, birçok kaynağa göre sektörün güvendiği bir festival şu süreçte. Bazı film yapımcıları ve dağıtımcılarının, 9-20 Temmuz’da olacak olan Tribeca’dan önceki sanal gösterimleri pas geçip, fiziksel olarak gerçekleşeceği için Kuzey Amerika’ya götürmek üzere filmlerini sakladıkları konuşuluyor.

Aşılamaya güvenen Tribeca’nın aksine, Philadelphia’nın Blackstar Film Festivali gerçekleşmeme ihtimali olan bir fiziksel gösterime efor ve zaman harcama riskini daha en başından almayıp, Ağustos sonunda online olarak gerçekleşecek.

2020’de online ve drive-in gösterimleri ile gerçekleşen NYFF, festivalin 50’den fazla ülkeden 70 binin üzerinde izleyici ile buluştuğunu açıklamıştı. Bu sayılar her ne kadar etkileyici olsa da; söylediklerine -ve tahmin edebileceğimize- göre, fiziksel festival kadar medya görünürlüğü, ve elbette kar marjı getirmedi. Şimdilik 2021 sonbaharına tarih almış olan 58. NYFF, bu yıl da hibrit bir program benimseyeceğini açıkladı.

Çok uzun yıllardır yeni filmlerin kendini göstermesi için  en güvenilir platform olan festivaller, büyük ihtimalle pandemi bitse bile etkilerini uzun süre görmeye devam edecek. Fakat, her yıl piyasaya sürülen binlerce filmin kürasyon ve dağıtım sürecini bu kadar iyi çözebilecek başka bir çözüm bulunmazsa eğer, festivallerin hayatımızdan sonsuza kadar silinmesi –şu anlık- çok çok küçük bir risk yalnızca. Sundance’in direktörü Tabitha Jackson’ın bu konu bağlamında yaptığı açıklama birçok şeyi özetliyor aslında: “İnsanlar filmlerin etrafında toplanmak istiyor. Bu komünite, canlı ve heyecanlı bir kitleden oluşuyor.”

Biz de umarız ki bu festivalleri oluşturan filmler, ve bu filmleri oluşturan insanların heyecanı asla yok olmaz.