Yazar: Ilgaz Gökırmaklı
25 Mayıs 2022
Ferahlatıcı bir deniz esintisi, kendi kendine esen bir meltem: Melike Şahin

Alkışlar, çığlıklar, ıslıklar; enstrümanların yükselen sesi..

“Al bir nefes çek göğsümden…” 

Bu kez daha da yükselen alkışlar, ıslıklar, çığlıklar…

Melike Şahin, “Serim” ile açıyor genelde konserlerini.  “Bağrımda…” dediği anda kalabalıklar coşkuyla eşlik ediyor.  Bir dinleyici olarak o anın atmosferini, içimizde yarattığı dalgaları anlatmak çok zorken sahnedeki Melike Şahin kim bilir ne hissediyor sorusu düşüyor aklımıza. Benzer duygularda, böylesine bir coşkuda buluşmak anlatması çok da mümkün olmayan, yalnızca o ana özel bir deneyim aslında.

Şahin, birkaç şarkıdan sonra uyarıyor dinleyicisini: İlk yarı daha “damardan” şarkılarla biraz da “mahvolarak” geçecek ancak konserin sonunu çok farklı bitireceğiz siz de şaşıracaksınız. Öyle de oluyor gerçekten. 

Şarkılarıyla, sahne performanslarıyla dibine kadar “mahveden” ancak bunun yanı sıra iyi gelen, güçlü hissettiren, kendine sorular sorduran ve bazı şeyleri kabullensek de asla boyun eğmediğimizi hissettiren biri Melike Şahin. Çok sevdiğimiz, bir sözüyle kalbimizi yakalayan şarkıların sözlerini dinlerken aklımıza gelen “Nasıl yazmış bu sözleri?” sorusu Melike’nin şarkılarında da sık sık yakalıyor bizi. O da, “En çok çaresiz zamanlarda elim kaleme gidiyor. Anlaşılmadığımı düşündüğümde, belki böyle anlatırsam ferahlarım diye başlıyorum” diyerek anlatıyor yazma sürecini.

Kederi anlatmayı da isyanını da alışkın olduğumuz rakı kokulu bir “arabesk” ile değil; ferahlatıcı bir Akdeniz esintisi, tenimizi okşayan bir meltem etkisiyle yapıyor Melike Şahin. Müziği için yaptığı “Akdeniz Arabesk” tanımı da tam olarak uyuyor bu etkiye. “Tüm o kederli yolu yürürken gelen ferahlatıcı bir deniz esintisini çağrıştırıyor bana müziğim” diyor. Söyledikçe yazdıkça bizi iyileştirip güçlendirirken biliyoruz ki o da bu evrelerden geçmiş, kalbimizi bu kadar kolay ele geçirmenin bedelini ödemiş, sahnedeki o dik gülüşünün her milimini hak etmiş. Zaten Melike de oyunun kuralına göre oynuyor, hiç mızıkçılık yapmıyor. “Yazdıkça, söyledikçe, konserlerde şarkılarımı dinleyicimle paylaştıkça iyileşiyor ve güçleniyorum.Yorulup tükeniyorum da ama hepsi oyuna dahil” diyor.

Son birkaç yılımız onun sesiyle, ansızın açtığı Instagram canlı yayınlarıyla, manifesto ve sloganlara dönüşmüş şarkılarıyla geçiyor. Önümüzdeki günlerde de Melike Şahin’le mahvolarak iyileşecek gibiyiz. 

Biz de, “Biriciğim” dediği, onu söylerken bizi de her dinleyişimizde kalbimizden vuran Bedelini Ödedim’e selamla, “uykusunun boynu bükülenlere” duyduğumuz sempatiyle, “pusulası rüzgar”olanlara duyduğumuz güvenle; kalbi kalbimize dokunan Melike Şahin’e sevgimizle dadanıyoruz.

Fotoğraflar: Büşra Yeşilay (Düğme Film)

Son olarak Harbiye Açık Hava, Bostancı Gösteri Merkezi ve Zorlu PSM’deki konser kayıtlarınızdan bir canlı albüm yayınladın. Gerçekten canlı bir konserdeymişiz gibi hissettik dinleyince. Sen nasıl anlatırsın, nasıl ortaya çıktı bu proje?

Pandemi sürecinde aşırı özlemiştim konserlerimi haliyle. İlk albümüm “Merhem”i de layığıyla kutlayamamıştım konsersiz. Sonrasında çok keyifli bir konser akışımız oldu çok şükür. Ben de bir canlı albümle ölümsüzleştirelim istedim bu kavuşmayı. Şarkıların sahnede nasıl nefes aldığını kaydedelim istedim.  Aslında ilk büyük konserleri kaydedip yayınlamak biraz riskli, ama riski seviyorum galiba bazen. Şimdi bile “keşke şöyle söylemeseydim, böyle çalmasaydık” dediğim yerler var ama hiç dert etmiyorum. Arşivlik bir çalışma oldu, yıllar sonra daha da değerleneceğini hissediyorum. 

Merhem’in ilk canlı konseri, çevrimiçi ortamda gerçekleşmişti. Ardından Harbiye ve Bostancı başta olmak üzere pek çok şehirde konserlere devam ettin. Bir röportajında, “Kendimi Harbiye Açık Hava’da hayal ettim, biraz da duygulandım” demiştin. Ve o hayalin gerçek oldu 🙂 Bize Harbiye başta olmak üzere Merhem’le düzenlediğin konserleri, dinleyicinle buluşmayı ve hissettirdiklerini anlatır mısın?

 Anlatamam, çok zor anlatmak… Bir büyük hayalin gerçek oluşunu izlemek, onu gerçek etmek çok değişik bir tecrübe. Belki yıllar yollar sonra elimde daha güzel kelimeler olur bu soru için. Harbiye’de dönen duygular beynime kalbime kazılı. Sırf Harbiye de değil aslında, bazen bazı konserlerde dinleyicimle aramda çok özel bir akış dönüyor. Çok kuvvetli bir his, dinç ve canlı hissettiriyor. 

Konserlerinin ilk yarısı daha “damardan” şarkılarla biraz da “mahvolarak” geçiyor senin deyiminle. Öte yandan şarkılarında, kederin yanı sıra iyi gelen, güçlü hissettiren, kendine sorular sorduran ve bazı şeyleri kabullensek de asla boyun eğmediğimizi gösteren sözler var gibi hissediyoruz biz. “Akdeniz Arabesk” diye tanımladığın türün karşılığı mı bu? Ve sormadan edemedik; mahvolarak iyileşmek mümkün mü sence? 

İyileşmek güle oynaya geçtiğimiz bir yol olsaydı keşke ama bence öyle değil. Yaraya merhem sürünce de yanar ya hani acı acı. Onun varlığını kabul etmen gerekir ki tedavi edebilesin. Karanlık anılarını, boynu bükük hallerini görüp tanımadan nasıl iyileşebilir ki insan? Rahat bir nefes alabilmek için karanlık kuyularımıza girmek durumundayız. Ben bütün sanat yolculuğumu bunun üzerine kurmuş oldum galiba. “Akdeniz Arabesk” derken de bunları geçiriyorum içimden. Tüm o kederli yolu yürürken gelen ferahlatıcı bir deniz esintisini çağrıştırıyor bana müziğim. Türler ya da coğrafyalar füzyonu gibi değil, kendi kendine esen bir melteme benzetiyorum. Ben de yazdıkça, söyledikçe, konserlerde şarkılarımı dinleyicimle paylaştıkça iyileşiyor ve güçleniyorum elbette. Yorulup tükeniyorum da, ama hepsi oyuna dahil. 

Aslında bize kalsa tek tek her şarkının hikayesini sormak isteriz ama daha genel bir yerden soracak olursak, şarkıların arkasında nasıl bir yaratım süreci var? ‘‘Bunu bir şarkıya- besteye dönüştürmeliyim!” duygusu en çok hangi anlarda çıkıyor ortaya? Bir hikaye anlatıcısı olarak sözlerini oluşturmaya nasıl başlıyorsun ve o son noktayı koyana dek nasıl bir yaratım sürecinden geçiyorsun?

Önce hissini, temasını düşünüyorum şarkının. Bunu dinleyince ne kalacak kulaklarda kalplerde? En önemsediğim yer burası. Yorumculuğum için de bunu düşünürüm. En çok çaresiz zamanlarda elim kaleme gidiyor. Anlaşılmadığımı düşündüğümde, belki böyle anlatırsam ferahlarım diye başlıyorum. Önce nakaratı yazıyorum galiba genelde. Sonrası daha rahat akıyor. Kendimi ortaya koymaktan çekinmiyorum, beni dinleyenler de samimiyetimi ve yalansızlığımı hissediyor bence. “Bu bitti tamam noktayı koyabiliriz” hissi bazen çok çabuk geliyor, bazen aylar sürüyor. Bir de sahnede müzik “izlemek” çok ilham verici oluyor benim için, pek çok şarkımı konser sonrası yazmışımdır. Pusulam Rüzgar mesela, Mert (Demir)’in konserinden çıkıp Taksim Meydanı’nı geçerken yazmıştım nakaratını.

Konserlerinde şarkılara eşlik etmeyi ve seni dinlemeyi çok seviyoruz ama bir yandan da gözlerimizi kıyafetlerden alamıyoruz. Salih Balta, Özlem Kaya gibi tasarımcılarla çalıştığını biliyoruz. Kostümlerden ışığa, sahne pek çok detayın bir araya geldiği bir ‘‘bütün’’. Her şey birbirini tamamlıyor gibi. Sen bu bütünü nasıl yorumluyorsun zihninde? Detaylarda neler öncelikli senin için?

Çok uğraşıyoruz alkışlarınıza layık bir performans yaratabilmek için. Bahsettiğiniz her kol için kafa yoran kocaman bir ekip var, ortalarında da ben. Sahneye ve parlamaya kafayı takmış birisiyim, bazen yoruluyorum da bu yüzden manen. Ama kostüm en keyif aldığım alan çalışırken. Bugün de Özlem’in yanındaydım mesela, neler yapsak neler etsek hayaller kurduk. Mesleğimin bana açtığı en büyük şanslardan bu isimlerle çalışıyor olmak. Ekibe Gülçin Çengel ve Şansım Adalı’yı da ekleyelim, ilk Harbiye kostümlerimi onların imzasını taşıyor. 

Geçtiğimiz günlerde bir dinleyicin sayesinde fark ettik biz de. Birbiriyle bağlantılı kimi zaman da cevap veren/evrilen sözler var şarkılarında. Tutuşmuş Beraber’de, “Böyle ufalanma, merhem elindeydi” sözlerinden sonra; Bedelini Ödedim’de “Bulamadım ilacı sende, merhem elimdeymiş” diyorsun. Nasıl kurguladın bu sözleri? Hikayeler ne şekilde bağlanıyor birbirine? 

Instagram’da soru cevap yaparken, şöyle bir soru gelmişti yıllar evvel: “Nelerden ilham alırsınız?” Ben de “çektiklerimden” diye yanıtlamıştım. Söz yazmaya başladığım zamanlar daha farklı bir Melike vardı haliyle. Acıya bağışıklığım düşüktü. Birilerini iyileştirebileceğimi düşünürdüm, birilerinin de beni iyileştirebileceğini. Aradan yollar yıllar geçince, e haliyle değişiyor insan. Artık iyileşmenin sadece kendimizle alakalı olduğunu idrak etmiş durumdayım, kendi cesaretimizle. İleride başka keşiflerim olursa onu da anlatmaktan çekinmem şarkılarımda. Şarkılarım arası bağlantı kurmak da hoşuma gidiyor. Albümün ilk şarkısı Serim’de mesela “şimdi tutuştuk beraber” diyorum. Albüm öncesi hit’ime selam söyleyerek albümü açmak çok hoşuma gidiyor. Konserleri de Serim’le açıyoruz genelde, kardeşimin ismi bu arada öyle de bir tatlılığı var. 

“Beni mahveden şeyleri seviyorum. Bu şarkıyı yazarken de mahvoldum ama kendimi de iyi hissettim” diyorsun Harbiye’de, Bedelini Ödedim’i söylemeden önce. Manifestom dediğin Bedelini Ödedim’in senin için de özel bir yeri var biliyoruz. Bize şarkının hikayesini anlatır mısın?

Biriciğim. Hikayesine gerek yok o kendisini anlatıyor zaten. Her söylediğimde baştan yazıyorum gibi oluyor, keşke kafamın içini görseniz söylerken. “Hak ediyorum her milimini bu dik gülüşün” cümlesi şimdiki zamanla geniş zamanı birleştiriyor benim için. Ağlayasım geliyor. 8 Mart pankartlarına kadar uzanıp, bana sanat nedir yeniden öğretti. Söylemesi de çok zor onu hiç düşünmemiştim beste aşamasında, yeniden şan dersleri almaya başladım iyi söyleyebilmek için. 

Şarkı aslında dinleyenler için de bir manifesto halini aldı, bir duygu birliği yarattı. Jilet Sebahat de geçtiğimiz haftalarda yaptığımız röportajımızda ‘‘Son zamanlarda Melike Şahin’den Bedelini Ödedim marşım haline geldi. Bence hepimizin marşı. ‘Hak ediyorum her milimini bu dik gülüşün’ diyor. Hepimiz hak ediyoruz’’ demişti. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde “Bedelini ödedim bu dik gülüşün” sözleri pankartlardaydı. Sözlerin, sanatsal üretimlerin nasıl yaşayıp dönüştüğünü de gösteriyor aslında bu örnek. Bu paylaşım, sözlerinin başkalarındaki yansımasını görmek sana neler hissettiriyor?

Çok duygulandım. İçim coşkuyla doldu. Pankartları her hatırladığımda gözlerim doluyor. Tüylerim diken diken oluyor. Meğer ben bunun için yazıyormuşum, duyulmak için. Buymuş diyorum davam, bir çember daha tamamlandı. Bütün hayatı bedel ödemekle geçen tüm kardeşlerimin oldu şarkı. Harbiye’de şarkıya girdiğimde bir gökkuşağı açıldı arkalarda. O yüzden o performans o kadar kuvvetli geçti bence. Sorunda duygu birliği olarak ifade ettiğin yer çok özel bir alan benim için. Orda tanımadığım kardeşlerimle kavuşmuş oldum sanatımla. Onur duyuyorum, harbiden. 

Sanatçıların hedef gösterildiği, özellikle kadınların kıyafetleri, özel hayatları gibi pek çok konu üzerinden “ahlak” söylemleri altında eleştirildiğini, hedef gösterildiğini ve sınırlandırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Sen bu atmosfer ve dayatmalar karşısında nasıl bir mücadele benimsiyorsun? Bir kadın olarak senin mücadeleni neler güçlendiriyor?

Her gün ayrı mücadele, dümdüz yürümek nefes almak bile bir konu. Tepedeki bulutlar çok karanlık, güneş nerdeydi unuttuk unutacağız. Çok zor böyle yaşamak. Ben kendime söz verdim, yaşamak için neşeme ihtiyacım var. Onu da soldurmam. Vasat heriflerin vasat fikirlerinin karşısına neşemi koyuyorum. Varlığımı sonuna kadar yaşama cesaretime tutunuyorum. 

Bu yaz Avrupa’nın büyük festivallerinden Roskilde Festival’de yer alacaksın. Hazırlıklar nasıl gidiyor, uluslararası müzik arenasıyla ilgili ne gibi planların var?

Setlist’imiz şimdiden hazır. Kostüm hazırlıklarına da başladım. Bu ilk yurt dışı festival deneyimimin Roskilde’de gerçekleşecek olması gerçekten çok şahane ve aşırı heyecanlı. Sonrası için de elbette planlarım var, sonbaharda minik bir Avrupa turnemiz hazır bile. Menajerim Ahmetcan Taşdemir’le hayallerimizi kurduk internasyonal yolculuğumuzla ilgili. Bundan sonrası çalışmak, çalışmak, çalışmak. 

Ve planlar demişken… Son zamanda gündeminde ne gibi başka projeler var? Yakın gelecekte yollarımız senin nerelerde, ne şekilde kesişecek?  

Albümden sonra çok fazla konser çaldık, yeni şarkı heyecanı için çok vakit bulamıyordum. Yakınlarda ufak bir tatil yaptım orda biraz döküldüm. Şu an heyecanla demoları bitirelim stüdyoya girelim istiyorum. Merhem’e iki klip daha çekelim istiyorum. 2023’ün ilk aylarıyla da yeni şarkılarımı salarım gibi düşünüyorum. Bakalım zaman neler gösterecek. Konserlerime beklerim bu süreçte sevenlerimi ve replay’e 🙂

editörün seçtikleri