Advertisement
Moda ile sinemanın hiç bitmeyen sevdası: Ünlü yönetmenlerin moda filmleri
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Moda ve sinemayı birbirinden nasıl ayrı tutabiliriz ki? Moda sinemaya, sinema da modaya sevdalı… Evet, lüks moda evlerinin kıyafetleriyle birer oyuncu gibi sinemaya dahil olduğu hatta kimi sahnelerde oyunculardan bile rol çaldığı pek çok ikonik an var. Sinema da türlü ilhamlarıyla moda dünyasına dalmayı başarıyor her fırsatta. Bir de yönetmenlerin, moda markaları için çektikleri filmler var ki hem onların filmografilerinde hem de markaların tarihçesinde apayrı bir yerde duruyorlar. Geçtiğimiz günlerde Gaspar Noé imzalı, Saint Laurent Yaz 2021 koleksiyonunun tanıtımı için çekilen yeni filmi görünce bu iki yaratıcı dünyanın evvelden beri yollarının nasıl da kesiştiğini hatırladık. Haliyle bu yoğun düşünceler de bizleri ünlü yönetmenlerle ünlü moda evlerinin güç birliklerine dadanmaya yöneltti.

Moda ve sinema arasındaki ilişki dinamiğinin pek çok farklı yansıması da mevcut. Hubert de Givenchy’nin Breakfast at Tiffany’s’de Audrey Hepburn için hazırladığı kıyafetler ve ünlü moda tasarımcısı Tom Ford’un uzun metrajlı filmi A Single Man bunların farklı birer uzantısı gibi.

Bir de yönetmenliğini her alanda kanıtlamış yaratıcıların büyük moda evleri için çektikleri filmler var ki… Bazıları hangi açıdan bakarsanız bakın çok yüksek sanat öğeleri barındırıyor ve bir kampanya filmi diye adlandırmak da çok büyük haksızlık yapmak oluyor. Hatta bize kalırsa bazılarının başlı başına ‘moda filmi’ kategorisi altında konuşulması gerekiyor. İşin sadece reklam filmi boyutundan bakıldığında ortaya çıkan eserlerin çoğunlukla soyut ve anlatım dili açısından biraz havada kaldığı kolaylıkla seçilir. Fakat sinemanın ve yönetmenin estetiğinin bu aşamada devreye giriyor olması işleri başka bir boyuta taşımış da oluyor.

Bir de şöyle bir gerçek var ki, özellikle son yıllarda, kısa filmlerin kendine has yaratıcı duruşlarını ve yeni fikirleri aktarmak için ne kadar değerli olabileceği durumunu ilk anlayanlardan biri de büyük moda evleri oldu. Kendi endüstrilerinin dışında bile söz edilmeyi başaran, orijinal olduğu kadar viral potansiyeline de sahip, kayda değer işler ortaya çıkarmayı başardılar. YouTube ve sosyal ağların yükselişi de moda ile kısa filmler arasındaki bağı biraz güzel pekiştirdi. Hele ki pandeminin moda haftalarını da alaşağı ettiği şu günlerde kısa filmlerin estetiğine başvurarak koleksiyonları tanıtmak en iyi formüllerden biri gibi gözüküyor.

Biraz sonra aşağıda göreceğiniz Gus Van Sant imzalı seri de bunun en etkileyici örneklerinden bize kalırsa. Tüm filmlere fazla anlatımcı, soyut, deneysel veyahut klasik gibi istediğiniz yakıştırmayı yapabilir, beğenebilir ya da eleştirebilirsiniz. Sonuç olarak bu bölge, yönetmenlerin hem özgürlük alanı hem de kısa olduğu kadar net bir yetenek gösterisi.

Gaspar Noé ve Saint Laurent ikinci kez ele ele verip bizi bir güzel 60’lara ışınladılar. Anthony Vaccarello imzalı Yaz 2021 koleksiyonunun sergilendiği videonun adı ise Summer of ’21. Fazlasıyla parlak renkler, sesler ve teknikler ilk dakikadan yönetmenin kim olduğunu belli ediyor zaten. Bu hikâyeye Charlotte Rampling de eşlik ediyor, tüm o sarsılmaz asaletiyle…

Sofia Coppola da birçok moda eviyle ortaklık kuranlardan isimlerden biri tabii. Hem sadece yönetmen olarak değil; markaların muse’u (evet, ilham perisi) ve kampanya yüzü olarak da sıkça karşımıza çıkıyor. Hatta Coppola’nın Marc Jacobs’la olan iş birliği ve dostluğu dillere destan. Geçtiğimiz Ekim ayında kızı Romy de annesinden görevi devralmış, Marc Jacobs için kamera karşısına geçmişti. 

Sofia Coppola’nın moda aleminde de en çok ses getiren işlerinden biri ise Métiers d’art koleksiyonunu kutlayan Chanel ile yaptıkları film. 2019/20 Métiers d’art gösterisi aslında Chanel’in yıllık zanaatkarlık kutlaması. Aralık ayında Paris’te Grand Palais’de bir podyum etkinliği şeklinde gerçekleşmişti. Ardından Paris’in ünlü mekanlarından La Coupole’de akşam yemeği ve dans. After parti tam anlamıyla yıldızlarla dolu; Gigi Hadid, Vittoria Ceretti ve Mona Tougaard da dahil olmak üzere modeller bir yana Kristen Stewart, Lily Rose Depp ve Margaret Qualley gibi isimler diğer yanda. Roman ve Sofia Coppola da video serisi için yeni koleksiyondaki kahraman parçalara odaklanıyor ve tatlı bir moda filmi yaratıyor.

Spike Jonze, birkaç sene önce Kenzo’nun yeni parfümü için alışılmışın dışında bir film ile epey ses getirip beğeni toplamıştı. Oyuncu ve eski dansçı Margaret Qualley’inin başrolde olduğu filmde sahnelere Sam Spiegel & Ape Drums’ın Mutant Brain parçası eşlik ediyor. Qualley’nin dans koreografisi de aynı zamanda Sia’nın ünlü klibi Chandelier’in de koreografı olan Ryan Hueffington’a ait bu arada. Hangi yönetmenin kaleminden çıktığı o kadar da belli ki, kesinlikle izlenmeli.

Madem biraz eskilere gittik o zaman Dior ve David Lynch iş birliğinin bir ürünü olan Lady Blue Shanghai’ı anmadan olmaz. Film 2010 tarihli.  Marion Cotillard ile Lynch diyarına yapılan bu 15 dakikalık gezide başrollerde kırmızı perdeler, ürkütücü otel odaları ve pek tabii Dior çantadan çıkan mistik mavi bir gül var… Buram buram tekinsizlik akıyor, tam bir Lynch klasiği.

Wes Anderson da 2013 yılında Prada için yaptığı bu filmle kendine has renkleri ve anlatımı, Prada’nın o gelenekçi kimliği ile harmanlıyor. Film de zaten bu ikilikten besleniyor. Daha ilk andan Wes Anderson imzasının her detayda kendini gösterdiği (tabii ki) bir film bu. 1950’lerde geçen filmde Jason Schwartzman, yarış pilotu Castello Cavalcanti rolünde karşımıza çıkıyor. Arabasıyla buram buram tarih kokan küçük bir köye dalıyor ve bir anda bu huzur dolu ortama hareket katıyor. Cavalcanti’nin sarı tulumunun arkasındaki “Prada Racing” logosu, 7,45 dakikalık bu eserdeki tek marka detayı. Büyük kreatif işlere imza atmak isterken marka görünürlüğünün peşine düşüp de işleri bulandıran markalar için örnek olabilir pekala.

Bu arada, Wes Anderson yanına Roman Coppola’yı da katarak 2013 yılında bir kısa film daha çekmişti Prada için; Prada: Candy. Bu sefer renkler daha pastel. Görüntüler ise şeker gibi. Hem Léa Seydoux da var; daha ne olsun!

 

İtalyan moda evi Gucci’nin ilk dijital moda ve film festivali GucciFest’i duymuş muydunuz? Sinema dünyasının kült isimlerinden Gus Van Sant ve bizzat Gucci’nin kreatif direktörü Alessandro Michele tarafından yönetilen Ouverture of Something That Never Happened yedi bölümlük bir seri! Her kare o kadar şiirsel ki. Film, İtalyan model ve aktris Silvia Calderoni’nin hayatındaki bir güne odaklanıyor. Silvia’yı Roma’da karşılaştığı karakterlerle çekici hale gelen bir kafede, postanede ve eski bir dükkan gibi günlük noktalarda takip ediyoruz. Michele bu birlikteliğe dair de şu açıklamayı yapıyor; “Bakışımızın yakınlığı ve kapsayıcı anlatıları oluştururken ikimizin de gösterdiği özen için birbirimizi seçtik.” Ayrıca Jeremy O. Harris, Arlo Parks, Silvia Calderoni ve Florence Welch gibi isimlerin de ağırlandığı bu festival moda dünyası açısından önemli bir adım gibi duruyor.

Bonus:

Pedro Almodóvar’ın yeni kısa filmi The Human Voice, Jean Cocteau’nun tek perdelik oyunundan esinleniyor. Tilda Swinton, tipik Almodóvar tarzını yansıtan ve eski bir sevgiliyi beklediği parlak renkli bir apartman dairesinde karşımıza çıkıyor. Oturmadan önce Balenciaga kıyafetinin içinde kuğular gibi… Ve özlemle şu sözleri dile getiriyor: “Seni beklediğimde, üç gün öncesine kadar hep geri döndün…”

En başında dediğimiz gibi bu aslında bir ‘moda filmi’ olmasa da sinema ve modanın birbirine kökten nasıl da bağlı olduğunun en güzel örneklerinden biri olarak tarihteki yerini alacak olanlardan işte.