Modada sürdürülebilirlik hedeflerinin tam olarak neresindeyiz?
yazar: Nazlı Senem Dalgıç

Hükümetler, tasarımcılar, bilim insanları ve teknoloji girişimcileri sürdürülebilirlik konusunda hiç olmadığı kadar kafa patlatıyorlar. Uzun zamandır trend gibi yaklaşılan bu konu şimdilerde ciddiyetinin en üst safhasında tabii. Moda dünyası da özellikle tüketim kültürünün kalesi olduğu için konunun tam anlamıyla merkezinde yer alıyor. Hem üretim süreçlerini iyileştirmek hem de çöp sahasına gidenleri yol üstünde hayata geri döndürmek için büyük çalışmalar var. İkinci el ürün alımını kolaylaştıran uygulamalardan doğa adına oluşturulan pozitif stratejilere ve türlü çeşit organik ürüne kadar, modada sürdürülebilirlik konusundaki tüm yeni girişimlere görev bilincimizle dadandık.

Bir süre önceye kadar moda endüstrisinde sürdürülebilirlik bir avuç tasarımcının tekelindeydi. Kabul edelim, hepimiz bu dünyanın kenarından ya da köşesinden bir şekilde içindeyiz ve bir şeyler tüketmeye ihtiyaç duyuyoruz. Moda sistemindeki değişim ve trend kültürü en bilinçli olanları bile içine çekecek kadar güçlü. Yıllarca yerleşmiş formüllerden söz ediyoruz neticede.

Büyük ihtimalle daha önce de bahsetmişizdir, moda alemi yaşanılan dönemin kültürünün bir ürünü ya da üreticisi. Bunun anlamı, modanın gerçekten büyük bir sistem olduğu aslında. İçinde yer alan sosyal, kültürel, ekolojik, lojistik ve finansal olmak üzere farklı farklı aşamalar var. Geldiğimiz bu durumda ise her bir aşama için fazlasıyla harcanan hammaddeler, enerjiler ve doğal kaynaklar maalesef ki artık tükendi. Zaten ne sonsuza kadar sürmüş ki… Bu sebeple onun yerine şu şu maddeden üretilmiş über organik ürünler de gerekli tasarrufu sağlayamıyor. Yüzde 100 pamuklu diye çok masum bildiklerimiz için binlerce litre su harcanıyor. Ayrıca madem görev bilinci dedik, yıllardır vegan ürünler konusunda araştırma yapmış ve kafa patlatmış biri olarak çevre dostu sandığımız vegan derilerde de fazlasıyla kimyasal ve plastik kullanıldığı için daha iyi olma gibi bir durum olmadığını da özellikle belirtmem gerek.

Bir de işin şu yönü var ki; MycoWorks’ten Dr. Scullin’in dediği gibi: “Tüketicilerin sürdürülebilirlik için kaliteden ödün vermeye istekli olduğuna dair bir beklenti var. Ama değiller.” Acı gerçek… Bu da haliyle talep ve seçenek arasındaki doğru orantıyı etkileyen bir durum.

Tam da bu sebeple sürdürülebilir modanın bir diğer amacının da, faaliyetleriyle gelişen ekosistemler ve topluluklar yaratmak da olması gerekiyor. Dikkat ettiyseniz konunun hâlâ tüketim aşamasındayız… Bu işin üretim süreci boyunca oluşan kirliliği ayrı, çöplüklerdeki istenmeyen giysi hacmi ise apayrı bir sorun.

Sürdürülebilirliği teşvik etmek için çalışan Ellen MacArthur Vakfı‘na göre, giyim üretimi 2000’den 2015’e kabaca ikiye katlandı! Aynı dönemde, bir giysinin giyilme sayısı yüzde 36 oranında azaldı. Üstelik rapora göre “Her saniye bir çöp kamyonu dolusu giysi yakılıyor veya çöp sahasına atılıyor.” Durum hiç olmadığı kadar vahim anlayacağınız… Dünya Ekonomik Forumu’na göre de aşağı yukarı aynı dönemde yüzde 60 daha fazla giysi satın alındı, ancak tüketiciler bunları yalnızca yarısı hala kullanmaya devam ediyor. Diğer yarısına ne oldu peki? Bir anda ortadan kaybolmadılar muhtemelen…

Ayrıca konu buralara gelmişken Burberry’nin 2018’de yaklaşık 28,6 milyon sterlin değerinde satılmamış ürünlerini yaktığı haberine de değinmemek olmaz şimdi. Bunu yapmalarının en büyük sebebi marka değerini indirimlerle düşürmemek tabii. Resmen lüks stok fazlası sorunu… Tahmin edildiği üzere mustarip olan tek şirket onlar da değil.

O zamanlar Greenpeace’ten Lu Yen Roloff; “Yüksek fiyatlarına rağmen, Burberry kendi ürünlerine ve bunları yapmak için kullanılan sıkı çalışmaya ve doğal kaynaklara saygı göstermiyor” açıklamasını da yapmıştı, hatta birçok kişi bu endüstrinin kirli sırlarından sadece biri ve buzdağının görünen kısmı olduğunu da söylemişti.

Bu sistem içindeki durumlar bizim bildiğimizden de, anladığımızdan da daha karışık muhtemelen. Bir de o böyle, diğeri şöyle diye çok söylendik ama hiç çözüm yok gibi düşünmeyin. Son zamanlarda teknolojinin de yardımıyla ikinci el kıyafetler daha erişilebilir hale geldi mesela. Asıl sürdürülebilirlik de bu zaten. Organik ürünler de tabii ki diğerlerine kıyasla daha az zararlı ya da en azından doğaya geri dönmeleri daha hızlı. Fakat halihazırda üretilmiş olan varken yeni talep doğurmaya dolayısıyla da üretim sürecini tetiklemeye ne gerek var? Bunu sırf çevre için değil kendi bütçelerimiz için de düşünebiliriz üstelik.

How to Break Up with Fast Fashion kitabının yazarı Lauren Bravo da şöyle diyor: “Birkaç yıl önce ikinci el satın almak saatlerce oltayla balık tutmaya çalışmak gibiydi, şimdilerde teknoloji tüm deneyimi çok daha verimli ve daha erişilebilir hale getiriyor.” Bu karantina sürecinde de Birleşik Krallık’ta yapılan araştırmalara göre Loopster, Depop ve Vinted gibi ikinci el satış siteleri epey yükselişe geçmiş.

Loopster, 2020’nin başından bu yana satışlarında yüzde 700’lük gibi oldukça hızlı bir artış kaydetmiş mesela. Vestiaire Collective de daha çok tasarımcı kıyafetlerinin satıldığı bir oluşum ve yaklaşık 11 yıldır faaliyette. Kendi pazarında satışa sunulan ürün sayısında yıldan yıla yüzde 101 artış bildirmiş onlar da.

Araştırmalar Birleşik Krallık cephesinden geldiği için yine oradan bir örnekle bu artışın önemini vurgulayabiliriz aslında çünkü sadece İngiltere’de her yıl tahminen 336.000 ton kullanılmış giysi çöp kutusuna atılıyormuş. Kalbi ve matematiği yeten dünya geneli hakkında bir tahmin yapabilir…

Konuya dair güzel bir hikaye de Aisling Byrne ve arkadaşı Alison Kelly’nin 2015 yılında kurduğu Nuw uygulamasından. En sevdikleri hobi olan alışverişin sosyal ve çevresel maliyetlerine ilişkin suçluluklarına yanıt olarak doğmuş bu oluşum. İkili, Hindistan’da gönüllü çalışırken hazır giyim işçileri üzerindeki yıkıcı etkileri görmüş ve değişim için adım atmaları gerektiğini düşünmüş. Byrne, “Üniversitede hızlı modadan kaçınmak bizim için gerçekten önemliydi, ancak alternatiflerin hiçbirini gerçekten karşılayamadık” diyor. Böylece Dublin’in boş gece kulüplerini kullanarak benzer düşünen insanlarla kıyafet alışverişi etkinlikleri düzenlemeye başlamışlar. Zamanla da Nuw topluluğu bir WhatsApp grubundan fazlası haline gelmiş. Hatta sosyal ağın şu anda yaklaşık 8.000 üyesi, İngiltere ve İrlanda’da aylık 2.500 uygulama kullanıcısı da bulunuyor.

Nuw üyeleri yalnızca ürün göndermenin teslimat maliyetini ödüyormuş, kiralama ücreti de yok diyorlar. “Tech for good” (İyilik için teknoloji) yatırımcıları tarafından finanse edilen bu girişim kullanıcıların değişim işlemi sırasında oluşan karbonu izlemesini sağlayan bir hesaplayıcı da içeriyor üstelik. Birebir benzer özelliklere sahip olmasa da bunun gibi hem dünya çapında hem de ülkemizde de pek çok ikinci el ürüne ulaşmamızı sağlayan başka uygulamalar da var tabii.

Öte yandan, Avrupa Çevre Bürosu’nda tekstil politika sorumlusu ve EEB’nin AB’de satılan ürünlerin ayak izini aktif olarak azaltmaya teşvik eden Gardırop Değişikliği kampanyasının koordinatörü olan Emily Macintosh; çevreye duyarlı olmanın yükünün sadece tüketiciye ait olmadığını söylüyor. “Bu kirletici, sömürücü savurgan sistemden büyük miktarlarda para kazanan üreticilere de sorumluluk yüklememiz gerekiyor” diye de ekliyor haklı olarak.

Ayrıca bu uygulamalar perakendenin sahiplik modelinde hoş bir bozulma yaratabilirken, “Kiralanan kıyafetlerin tehlikeli kimyasallar kullanılarak üretilmiş olması ve hepsinin polyesterden yapılmış olması, mutlaka sürdürülebilir değildir” diyerek de bir acı gerçeği daha yüzümüze vuruyor.

Epey derin ve pek çok dinamiği olan bir konu bu sürdürülebilir moda. Tek ve nihai bir çözümü de yok görüldüğü üzere. Bizler ne yapmalıyız diye düşündüğümüzde ise, bir denge yakalamak en doğrusu galiba. Özellikle bu tarz konularda farklı bakış açılarından gelen aşırı uç argümanlarla karşılaşmak da çok sık rastlanan bir durum çünkü. Sadece ikinci el ürünleri ya da sadece organik ürünleri satın almak yerine gerçekten ihtiyacımız olanları alıp uzun süreli ciddi ilişkiler sürdürmek daha yararlı da olabilir. Hem belki bizler tüketimlerimiz de bir denge yakalarsak doğa da kendi dengesini tekrar yakalar. (Her şeye rağmen iyimser bitirişler bizim işimiz…)