Yazar: Ilgaz Gökırmaklı
31 Mayıs 2022
Mona Lisa’nın büyük çaresizliği: Ünlü tablonun tarih boyunca başına gelenler

Dingin ama esrarengiz gülüşüyle kafaları karıştıran Mona Lisa, kendi köşesinde sakin sakin takılmaya çalışsa da başı dertten kurtulmuyor. Kimi alıp onu uzaklara götürmeye çalışıyor, kimi de ona zarar vermeye… Başka meselelere duyduğu kızgınlığı “ondan” çıkarmaya çalışanlar bile oldu. Leonardo da Vinci imzalı bu dünyanın en ünlü sanat eseri bu sefer de pasta saldırısına maruz kaldı. Evet, pasta… Mona Lisa’nın büyük çaresizliği diyor ve başına gelenlere hayretle dadanıyoruz.

Dünyanın en meşhur sanat eserlerinden biri Mona Lisa. Leonardo da Vinci’nin Floransa’da yaşarken 1503 ve 1519 yılları arasında tamaladığı eser, her gün yüzlerci ziyaretçi ağırlıyor. Louvre Müzesi’ne gidip Mona Lisa’yı görmek, sanat gezilerinin kutsal gezisi gibi bir şey hatta. 

Aslında tablonun Louvre’a gelme hikayesi de bir hayli garip. 1190’da bir kale olarak inşa edilen Louvre, defalarca kez yeniden inşa ediliyor. 14. yüzyılda Fransız kraliyet ailesinin ikametgahı olarak kullanılan bu yapı, 16. yüzyılda, Rönesans Kralı olarak da bilinen I. Francis’in Louvre’u bir Rönesans sarayına dönüştürme isteğiyle büyük bir değişime daha gidiyor. Bu dönemde özellikle İtalya’dan gelen sanat eserleriyle Kraliyet Sanat Koleksiyonu’nun ilk adımları atılılıyor. Bir nevi sanat merkezi oluyor yani Louvre. Her hükümdar Louvre çatısı altında kalacak sanat eserleri taşıyor buraya.

1517’de, Da Vinci de I. Francis tarafından Fransa’ya davet edildiğinde çok sevdiği tablosunu da yanında götürüyor. Fransa’da bulunduğu süre boyunca da resim üzerinde çalışmaya devam ediyor. Sanatçı hayatını kaybettikten sonra, yardımcısı Salai 4.000 altın karşılığında tabloyu, Fransa Kralı I. Francis’e satıyor. I. Francis tabloyu, Fontainebleau’daki sarayda muhafaza ediyor bir süre. Tabii bu süre içinde Mona Lisa birçok sarayın duvarlarında da geziyor. 18. yüzyıla gelindiğinde, Kraliyet Ailesi Versay Sarayı’na yerleşiyor; Louvre da artık bir müze olarak yoluna devam ediyor. Mona Lisa’da yerini buluyor tabii.

Tabloya dair ilginç söylentilerden biri de bir dönem Napoleon Bonaparte’ın yatak odasının duvarını süslediği. Neyse ki sonra tekrar Louvre’a geri dönüyor Mona Lisa, 1797’den beridir de orada. Gizemli gülümsemesi, tablodaki kadının kanıtlanmamış kimliği, hakkındaki spekülasyonlarla, dünyanın en önemli sanat eseri olmanın bedelini de ödüyor tabii Mona Lisa. Oldukça sembolik bir öneme sahip çünkü. Son olarak geçen pazar bir protestonun baş aktörlerinden biri haline gelen bu dünyanın en ünlü tablosu, tarih boyunca birçok kez saldırıya uğradı.

Hikayeyi biraz başa sarıp geçtiğimiz hafta sonu Louvre Müzesi’nde yaşananları anlatalım önce. Yaşlı kadın kılığında, tekerlekli sandalyeli bir ziyaretçi giriyor Louvre Müzesi’ne. Buraya kadar her şey çok normal ve Louvre Müzesi için sıradan bir gün gibi görülebilir. Ancak sonrasında olaylar değişiyor. Kurşun geçirmez camın ardında sergilenen tablonun yakınına gelen eylemci (‘’Eylemci’’, ‘’saldırgan’’, ‘’ziyaretçi’’… Artık herkes kendine göre tanımlasın.) tekerlekli sandalyeden atlayıp tabloya bol kremalı bir pasta fırlatıyor.

Sosyal medyada o anların görüntüsü olmasa da görgü tanıklarının öne sürdüğü üzere, dünyanın en ünlü sanat eserini koruyan cama pasta bulaştığını öğrendik. Kreması da dağılmış her yere… “Lukeee” isimli bir Twitter kullanıcısı, müze çalışanının camdaki lekeleri sildiğini gördüğümüz bir video yayınladı. Paylaşılan başka bir görüntüde ise bir kişinin güvenlik görevlileri tarafından götürüldüğünü gördük. 

Videoda eylemcinin Fransızca isyanı da duyuluyordu, böylece eylemi neden gerçekleştiğini de anlamış olduk: “Dünyayı yok eden insanlar var… Bütün sanatçılar, Dünya’yı düşünün. Bu yüzden bunu yaptım. Gezegeni düşünün.”

Bu eylem sosyal medyaya konuşulacak yeni bir konu ve gündem verdi elbette. Ama eylemcinin amaçladığı şekilde değil maalesef. Söz konusu Mona Lisa ve ona fırlatılan bir pasta olunca tablonun ünü, eylemin amacını da gölgeleyiverdi. Louvre’dan yapılan açıklamada saldırı girişiminin tabloya hiçbir hasar vermediği söylendi. Açıkçası biz de şaşırmaktan ziyade, “Yine mi! Ah Mona Lisa, başına gelmeyen kalmadı” tadında bir hüzünle takip ettik olayları. 

Zira, bu Mona Lisa’ya yapılmış ilk saldırı değil. Tablo, geçmişte de saldırıların hedefi oldu. Üstelik sakınan göze çöp batar misali, dünyanın en iyi korunan sanat eserlerinden biri olmasına rağmen Mona Lisa saldırılarının hayli “köklü” bir geçmişi var. “Mona Lisa neler atlatmış biz mi atlatamayacağız” diyerek biraz zamanda yolculuk yapalım.

Takvimler 1911 yılını gösteriyor. Tahmin ediyoruz ki Louvre Müzesi çalışanları o gün başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde güne başladı. Ancak müze, ilerleyen saatlerde dünya sanat tarihinin en büyük hırsızlık olaylarından birine ev sahipliği yapacak. Filmlerde bayılarak izleyeceğimiz türden bir hırsızlığa hem de. Tabloyu korumak için alınan tüm önlemler bir şekilde aşılır ve 200 kilogramlık çerçevenin ardında sergilenen Mona Lisa çalınır! Hırsızlar tüm görevlilerin önünde ellerini kollarını sallayarak tabloyu çalar, üstelik Mona Lisa’nın kaybolduğu yaklaşık yirmi altı saat sonra fark edilir. (Hmm…)

İki yıllık bir serüven başlar, polis aramalarına devam ederken kısıtlı sanat çevrelerince tanınan tablo bir anda gazetelere düşer. Bu süreç gittikçe karmaşıklaşır; tablonun yeterince ünlü olmadığını iddia edenler de olur; dünyaca ünlü sanatçı Pablo Picasso’yu baş şüpheli olarak görenler de. Neticede gerçek suçlunun, bir süre Louvre’da çalışan İtalyan Vincenzo Perugia adında biri olduğu ortaya çıkar. Hırsızlığını ise tabloyu ait olduğu yere, ülkesine götürmek için yaptığını söyler. 

Bu hırsızlık olayı talihsiz gibi görünse de aslında “her şerde bir hayır vardır”a dönmesi çok uzun sürmez. İki yıllık polis kovalamacısının ve soruşturmalarının sayesinde, Mona Lisa o dönemler yalnızca sınırlı sanat çevrelerince bilinen bir eserken, bu olay tablonun bilinirliğini artırır. Yani evet kralların duvarlarını süsleyen bir eser olsa da popüler kültürde bu soygunun ardından böylesine bir yer edinmeye başlar.

Bu hırsızlık olayı, Mona Lisa’nın başına gelecek olayların da habercisi olur adeta. 1956’da Fransa’nın Montauban kentindeki bir müzede sergilenirken tabloya asit fırlatılır. Bu saldırı neticesinde tablonun özellikle alt kısmının zarar gördüğü duyurulur. Bununla da bitmez tablonun çilesi, aynı yıl ikinci saldırı haberi de gelir. Ugo Unzaga Villegas adındaki evsiz Bolivyalı bir adam tabloya taş atar. Üstelik bu saldırıyı zararsız atlamaz ünlü tablo. Taşın sol dirseğine zarar vermesinden sonra Mona Lisa bir camın arkasında sergilenmeye başlar. 

Mona Lisa başına gelenlerden ve taşıdığı değer nedeniyle tarih boyunca birkaç istisna dışında Louvre Müzesi dışına çıkarılmaz. Bu istisnalardan biri de 1974’te yaşanır. Tokyo Ulusal Müzesi’nde geçici olarak sergilen tablo, kendisi gibi ziyaretçiler için, müzenin erişilebilir olmamasını protesto etmek isteyen tekerlekli sandalyeli bir kadın tarafından saldırıya uğrar. Kadın, resme kırmızı sprey boya sıkmaya çalışır. Tablo, bu saldırıyı da “başarıyla” atlatır, zarar görmez.

Başına gelenlerden sonra 2005’te sıcaklık ve nemi de kontrol eden güçlendirilmiş bir kasaya yerleştirilir. Bu karar eserin güvenliğinin sağlanması için alınır ancak bir başka sorun daha vardır: Mona Lisa, yıllar içinde eğrilebilen kavak ağacından yapılmış bir panele resmedilmiştir. Bu da doğal şartlar gereği bozulmaması için de önlem alınmasını gerektirir. Tablo daha fazla hasar görmesin diye sıcaklık ve nem kontrollü bir cam kutuda saklanır.

Bu saldırılar, Mona Lisa’yı saldırıların hedefi olmaktan kurtardı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Pazar günkü eylemden önce gerçekleşen son saldırıda bir öfkenin kurbanı olur tablo. Fransız hükümetine duyduğu öfkeyi Mona Lisa’dan intikam alarak göstermek isteyen Rus bir turist saldırır bu kez de. 2 Ağustos 2009’da gerçekleşen bu saldırıyı, Fransız vatandaşlığı reddedildiği için öfkelenen bir kadının gerçekleştiği açıklanır. Louvre sözcüsü David Madec o günlerde Guardian’a verdiği demeçte, “Ziyaretçi müze korumaları tarafından hemen yakalandı ve isteyerek teslim oldu” der.

Dünyanın en önemli sanat eseri olmanın bedelidir aslında Mona Lisa’nın başına gelenler. Dünya değişiyor, biz değişiyoruz, karşı çıkmak isteyeceğimiz her şey değişiyor… Ancak tüm saldırı girişimlerine rağmen kapalı camlar ardında da olsa ‘’nefes almaya devam eden’’ bir Mona Lisa var karşımızda. Saldırılar elbette gündeme gelmek ve kimi zaman dünya kimi zaman da kişisel sorunlara dikkat çekmek için hedef alıyor Mona Lisa’yı. Kimsenin moralini bozmak ve felaket tellallığı yapmak istemeyiz ancak dünyanın sorunları baş edilemez bir halde devam edeceği için bu saldırının Mona Lisa’nın başına gelen son talihsizlik olduğunu düşünmüyoruz. 

Buradan bir sonuç çıkarmak zorundaymışız gibi hissettik kendimizi de. O zaman şöyle diyelim: Hayat çok kolay değil, hepimiz kendi sorunlarımızla dolu bir kuyudan çıkmaya çalışıyoruz. Fakat işler çok da yolunda gitmediğinde siz de 2007’yi atlayan Brintey Spears’ı ya da talihsiz kekimiz Mona Lisa’nın başına gelenleri düşünüp kendinizi avutabilirsiniz. 

 

editörün seçtikleri