Advertisement
Morrissey cephesinde yeni bir şey yok
yazar: Seden Mestan

Geçtiğimiz cuma günü Morrissey, solo diskografisinin on ikinci albümü California Son’ı yayınladı. Ama onu son günlerde gündeme taşıyan bu yeni albümünden parçalar değil; Jimmy Fallon’ın talk show programında sahne alırken taktığı rozeti…

Aşırı sağcı duruşuyla bilinen For Britain partisine ait bu rozet aslında Morrissey açısından yeni bir şey söylemiyor. Solisti olduğu The Smiths grubuyla 80’lerin ortasında hız kazanan kariyeri boyunca kimi söylemleri ırkçılık ve faşizmle suçlanmasına sebep oldu. Hem rozetin gürültü yaratmasından çok önce de Morrissey, For Britain partisine olan desteğini internet sitesi üzerinden yayınladığı bir mektupla ifade etmişti zaten.

Nisan 2018’de yayınladığı ‘‘Irkçılıktan tiksiniyorum. Faşizmden tiksiniyorum’’ diyerek başladığı bu mektupta birkaç cümle sonra ülkenin güvenliğini sağlayabilecek tek bir parti bulunduğunu ve bunun da For Britain olduğunu söylüyor Morrissey. ‘‘Müslüman arkadaşlarım için her şeyi yaparım. Onlar da benim için yapar. Bu yüzden güvenliğimizi sağlayabilecek tek bir İngiliz siyasi partisi var. O da For Britain (‘İngiltere İçin’).’’

Kafa karıştırıcı olan ise For Britain’ın çok açık bir şekilde, İslam karşıtı görüşlerini dile getiren bir parti olması elbette. Manifestosunda ‘Brexit’, ‘göç’, ‘insan hakları yasası’ gibi başlıkların yanı sıra İslam’a da bir madde ayrılıyor. İslam kültürünün batı değerlerine uygun olmadığının dile getirildiği bu maddede, İslam toplumlarından gelen kitlesel göçün Britanya’yı daha az güvenli ve daha az özgür yaptığı yazıyor. Tabii başka şeyler de…

For Britain logolu rozetiyle daha önce de görülmüştü aslında Morrissey. Partinin kurucusu ve lideri Anne Marie Waters desteği için defalarca Morrissey’e teşekkür etmiş olsa da bu seferki açıklaması daha da minnettarlık dolu; neticede Jimmy Fallon’ın dünya çapında izleyici kitlesi olan programında bu rozetle arz-ı endam etmiş olması ayrı bir önem taşıyor. Anne Marie Waters’ın teşekküründe belirttiğine göre Morrissey’in popülerliklerine katkıda bulunması sayesinde partinin internet sitesinin ziyaretçi sayısı artmış ve katılım için daha çok başvuru gelmeye başlamış.

Morrissey’in kendisi gibi, bu söylemlerin ve duruşun ‘‘vatanseverlik’’ten kaynaklandığını ve herhangi bir ırkçı veya faşist tarafı olmadığını söyleyen bazı hayranları da var (ki geçmiş deneyimlerimden biliyorum, bu yazıdan sonra gelip beni de bulacaklar). 1980’lerde The Smiths’le müzik yaptığı dönemlerden bu yana hem şarkıları hem de açıklamalarında politik fikirlerini ifade etmekten sakındığı çok nadir. Dönemin başbakanı Margaret Thatcher’ı ve kraliyet ailesini eleştiren şarkıları da var, ateşli bir hayvan hakları savunucusu olarak yazdığı Meat is Murder (‘et cinayettir’) gibi şarkıları da… For Britain gibi partilere olan desteğini ve aşırı sağa kaçan söylemlerini, tüm kurumlara eleştirel bakan bu politik kimliğinin bir parçası olarak görerek onu ‘‘anlayan’’ ve ‘‘anlatmaya’’ çalışan savunucuları çok o yüzden.

The Smiths’i duyduğum ilk anı çok iyi hatırlıyorum; henüz lisedeydim ve daha ilk notadan zihnime kazınan bu gruba fena vurulmuştum. Morrissey’in The Smiths sonrasında yaptığı solo albümlerini de baştan sona defalarca dinledim. Hayatla dalga geçen, nüktedan şarkı sözlerine ve kendine has vokallerine kapılıp gitmek o kadar güzel bir histi ki! Haliyle gerçekle ilk çarpışma çok sert oldu; kalp kırıcıydı hatta. Her ne kadar tiksindiğini söylese de Morrissey’in düpedüz faşizme kayan açıklamaları, o ilk idrak anından sonra müziğinin önüne geçmeye başlamıştı. Etik bir konu tabii; sanat yaratıcısından bağımsız düşünülebilir mi diye kafa yormayı gerektiren cinsten… Ama vatanseverliğin yanlış yola girdiğinde neler yapabileceğini biliyorsanız (bilmenize gerek yok, sezseniz bile yeter) güzel müziği dahi savunamayacak hale gelebilirsiniz. Çünkü körü körüne fanatizmin hiçbir faydası yok… Şarkılar uğruna olsa bile.

(Bu yazı ilk olarak 26 Mayıs tarihli T24 Pazar ekinde yayınlanmıştır.)